hüsnü mübarek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüsnü mübarek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2012 Cumartesi

Asker, devrimin intikamını aldı

Mısır’ın Port Said kentinin takımı olan El Masri ile ülkenin en büyük futbol kulüplerinden olan El Ehli arasında önceki gün gerçekleşen karşılaşma, 76 kişinin hayatını kaybettiği bir katliama dönüştü. Bir maç sonrası bu kadar kişinin hayatını kaybetmesi, önemli bir olaydır; ve basit bir şekilde iki taraftar grubu arasında çıkan kavga buna sbep olarak gösterilemez. Olayın arka planı, acı bir provokasyonu gösteriyor. Başkent Kahire takımlarından olan El Ehli’nin taraftar grubu "Ultralar", tüm Mısır genelinde polise karşı verdikleri mücadele ile nam salmış, diktatör Hüsnü Mübarek’i koltuğundan eden devrimde de ön saflarda yer almıştı. Maç devam ederken ve bittiğinde Ehli taraftarları ülkedeki askeri yönetimi protesto edip “Cunta defol” diye bağırıyorlardı. Maç sonrası El Masri taraftarları bilinçli bir şekilde cunta defol diye bağıranların üzerine salındı. Ordu ve polis de olanları seyretmekle yetindi hatta çıkış kapılarını kilitledi, kaçmaya çalışan Ehli taraftarlarının ezilerek can vermesine olanak tanıdı. Görgü tanıkları, askerlerin de bizzat taraftar üzerine ateş açtığını söylüyor.

"Ultralar Ehli" grubunun 2007’deki kuruluşundan beri polis ve ordu ile arası hiçbir zaman iyi olmadı. Ehli taraftarları Tahrir gösterilerinde ezeli rakipleri olan diğer bir Kahire takımı Zamalek taraftarları ile güçlerini birleştirdiler. Sokak çatışmalarında tecrübeli, gözyaşartıcı bombalara alışkın olan Ultralar, Tahrir’de göstericilerin koruması haline gelmişti. Ultralar devrimden sonra da askeri yönetime karşı yapılan gösterilerde yer alıyordu. Askerin olayları engellemeyerek Ultralar’dan intikam almak istemiş olabileceği düşünülüyor ki, bu iddia gözardı edilmeyecek kadar önemli. Mısır halkı şimdi cenazelerini toprağa verdi ama stadtaki ateş, tüm ülkeye yayılmış durumda. Umarım; askeri yönetim bir an önce yerini sivil yöneticilere bırakır. 

19 Aralık 2011 Pazartesi

Mısır'da ordu kaybedecek, halk kazanacak

Tahrir'den gelen görüntüler hiç iç açıcı değil. 30 Yıllık Hüsnü Mübarek diktatörlüğünü deviren Mısır gençliği, bu kez ondan daha dişli çıkan Mısır ordusunın şiddetine maruz kalıyor. Yönetimi bırakmamak için ayak direyen ordu, Tahrir'i mesken tutan gençlere karşı aşırı şiddet uygulayıp, gözlerinin korkutmaya çalışıyor. Halk meclisi seçimlerinin ikinci turunu geride bırakan Mısır'da, geçici hükümetin başında olan askeri konseyin istifasını isteyen protestocularla polis arasındaki çatışmalarda 9 kişi hayatını kaybetti. Şiddetin dozunu kaçıran polis ve askerler, yakaladıkları göstericileri öldüresiye dövdü. Yukarıdaki fotoğraf, yaşanan şiddetin sadece küçük bir parçası. Mübarek'i deviren gençlerin ordu'ya geri adım attıracağına olan inancımız tam. Mısır, demokrasi ve özgürlük yolunda elde edeceği kazanımlar için bedelini ödüyor... Allah yardımcıları olsun...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tahrir bir kez daha devrim için kükredi

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in yönetimi bırakmasına vesile olan devrimin ardından 10 ay geçti. Yıllardır hayal edilen "Mübareksiz bir Mısır" gerçeğe dönüştü. Ancak bu kez da onun yerini ordu aldı. Yüksek Askeri Konsey, Mübarek sonrası yönetime geçti ve ülkeyi Mübarek'ten farksız uygulamalarla yönetmeye başladı. 28 Kasım'da seçime gidiyor Mısır. Uzun bir mücadele döneminin ardından ilk kez özgürce seçim yapacaklar. Ancak, yönetimde bulunan Mısır ordusu, seçim sonrası kendi gücünü garantiye almak için bir takım atraksiyonlara girişiyor. "Rejimin koruyucusu ve kollayıcısı ordudur" tarzında vazifeleri üstlenmeye çalışıyor. Ancak tırnaklarıyla kazıya kazıya, dayak yiye yiye bir devrime imza atan Mısırlılar, ordunun bu kurnaz oyunlarına pabuç bırakmaya pek de niyetli görünmüyor. Bu kapsamda dün Tahrir meydanı bir kez daha tarihi günlerinden birini yaşadı. Ülkenin en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bir çok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu, büyük bir gösteri ile "siyaseti orduya bırakmayacağız" mesajı verdi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, yönetimin bir an evvel askerlerden alınıp sivillere geçmesi gerektiğini haykırdı. 

Bir devrime ev sahipliği yapan Tahrir, devrim sonrası bu kez de yönetimin siviller eliyle yeniden dizaynı konusunda sözünü söylemiş oldu. Tüm Arap dünyasına esaslı bir selam göndermiş oldular. Hele ki alanda açılan dev Suriye bayrağı ve atılan "yaşasın özgür Suriye" sloganları, Esad yönetimini devirmek için gün sayan Suriye halkına da büyük bir moral oldu. Devrimlerine sahip çıkan Mısır'ın asil evlatlarına tebriklerimizi gönderiyoruz. Mübarek gittiğinde ne demiştik; asıl devrim şimdi başlıyor...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Hüsnü Mübarek yargılanıyor

Kim derdi ki o koca Hüsnü Mübarek, gün gelecek demir parmaklıklar ardında hakkında verilecek hükmü endişeli gözlerle bekleyecek. Azılı bir suçlu gibi demir kafesler içerisinde canlı yayında yargılanacak. Tarihe tanıklık ettiğimizin farkındayım. Bu blog'taki 12 Şubat 2011 tarihli yazımda; "32 yılın verdiği öfke ve 18 günlük sabırlı bekleyişin ardından Mısır'ın son firavunu Hüsnü Mübarek, koltuğunu bırakıp gitti." demiştim. İşte şimdi o gidişin ardından şimdi Kahire'de bir mahkeme salonunda hesap veriyor Mübarek. Mısır'ın devrik lideri, yolsuzluk ve adam öldürme suçlamalarıyla yargılanıyor. 

Ders olsun tüm müstekbirlere, diktatörlere, tek adamlar, halkına zalimlik yapanlara. Mübarek'in kendi ülkesinde yargılanması, Mısır'lı hakimlere hesap verecek olması en başta Mısır için, Filistin için, İsrail için, ABD için, sonra tüm Ortadoğu ve tüm mazlum halklar için önemli bir gelişme. Zulümle abad olunamayacağının en önemli kanıtı. Darısı başta Kaddafi, Esad olmak üzere tüm ortadoğu ve dünya diktatörlerinin başına.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Usame Bin Ladin ve Amerika

Amerika  neredeyse tek düşmanı olarak gördüğü Usame Bin Ladin'i öldürürek ortadan kaldırdı. Irak ve Afganistan işgaline, her iki ülkede de 1 milyon insanın ölümüne, binlercesinin sakat kalmasına, insanların gelecek endişesi içerisinde yaşamalarına sebep olan Amerika, tüm bunların gerekçesi olarak Bin Ladin'in El Kaidesi'ni sorumlu tutuyordu. "Terörle mücadele ediyoruz" denilerek; İslam ülkeleri adeta abluka altına alınıp, kişiliksizleştirildi. Kimine dayak atıldı, kimi köleleştirildi, kimi de "stratejik müttefik" payesi verilerek ehlileştirildi. Küresel bir savaşın öncüsü olan Amerika, attığı her adımda insanlığın nefretini üzerine çekti. Tüm vicdanlarda onulmaz bir yara açtı. Peki Bin Ladin'in ölümü neleri değiştirecek.

Karanlık ilişkiler ağı içerisinde geçen bir ömür, bir emriyle binlerce sivilin ölümü, yakalanacağı gerekçsiyle ülkelerin işgali ve yüzbinlerce sivilin katledilmesi, İslam adına yapıldığı söylenen bir savaş... Ve şimdi de Pakistan'ın göbeğinde sıradan bir evde saklandığı iddia edilerek yapılan bir operasyon. Öldüğünün dünyaya duyurulması fakat ortada bu konuda hala şüphelerin olması, Bin Ladin'in öldüğüne dair bir işaretin, belgenin olmaması. Tüm bu sorular bizde baki; ancak Hakan Albayrak'ın şu cümlesine de aynen katılıyoruz; "Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Usame Bin Ladin'i "yargılamasını" ve "infaz etmesini" içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı." Eli kanlı diktatörlerden Saddam Hüseyin Amerikan güçlerince idam edildiğinde de aynı duyguya kapılmıştık, Bin Ladin öldürüldüğünde de. Her iki isim de, gözümüzde zalim, terörist, vahşi olabilir ancak onları yargılama ve gereken cezaları verme hakkı ABD'nin olamaz, olmamalı. Aynı şekilde, Mübarek'in de, Kaddafi'nin de, Esad'ın da sadece ve sadece kendi halkları tarafından yargılanmasını istiyoruz. Libya'nın NATO güçlerince bombalanması, Kaddafi'nin oğlu ve torunlarının öldürülmesi, Bin Ladin'in öldürülüp denize atılması da, Suriye konusunda Batı'nın işgal planları hazırlaması kanımıza dokunuyor. Ne yazıkki bu konularda bizim sesimiz çıkmadığı müddetçe, birileri kendi kurallarını koyup hüküm vermeye devam edecek.

29 Nisan 2011 Cuma

Esad, ülkesini adım adım işgale hazırlıyor

Suriye ateşler içinde yanmaya devam ediyor. Ülkedeki adalet ve özgürlük için başlayan ayaklanmalar 6. haftasına girdi. Şimdiye kadar 500 Suriyeli hayatını kaybetti. Gözünü kan bürüyen Baas rejimi, kendi halkına karşı şiddet uygulamayı, ölüm saçmayı, talepleri şiddetle bastırmayı seçiyor. 
Bu açıdan bakıldığında Beşar Esad; Zeynel Abidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek gibi yönetimden çekilmek yerine Muammer Kaddafi gibi halkına savaş açmayı tercih etti. Esad'dan daha akıllı, daha merhametli ve daha halkçı bir davranış beklerdik ama o zoru seçti. Tunus'dan başlayan ve tüm Arap coğrafyasını etkisi altına alan devrim rüzgarına karşı koyabileceğini sanıyorsa yanılıyor. Bu rüzgara karşı ancak, halkın talep ve isteklerine olumlu cevap verenler durabilir. Halkıyla ortak düşünen, ortak hareket eden, ortak bir vicdan oluşturan liderler ülkelerini ateşten koruyup selamete çıkarırlar. Kaddafi, tipik bir diktatör inadıyla ülkesini resmen bir savaşın içine attı. Ülkesinin Batılı güçler tarafından işgal edilmesine izin verdi. Ne yazık ki Esad da bu yolda ilerliyor. Komşumuz, kardeşimiz, dostumuz Suriye halkının bu haklı mücadelesinde zaferin yakın olduğundan kuşkumuz yok. Ama keşke bu zafere Esad da katkı sunabilseydi. 

26 Nisan 2011 Salı

Suyu ısınan diktatör halkını ateşe atıyor

On yıllardır tek adam yönetiminden başka bir şey görmeyen Arap halkları, Tunus halkının cesareti sayesinde ayağa kalkmaya başladı. Önce Tunus, Zeynel Abidin Bin Ali'yi gönderdi, ardından Mısır halkı yılların firavunu Hüsnü Mübarek'i tahtından indirdi. "Domino etkisi olur diğer ülke halkları da kendi diktatörlerini alaşağı eder" derken; Kaddafi, Ali Salih ve Esad koltuk uğruna halklarını katletmeyi mübah gördü. Tek adamlar suları ısındıkça, halklarını ateşe atmaya başladılar.

Tek adam ve tek parti yönetimi Arap halklarının kaderiymiş gibi hareket eden bu isimler; kendi ceplerini doldurmaktan, kendi adamlarını kayırmaktan, kendi istikballerini halkın geleceğinden önde görmekten başka hiç bir şey veremediler ülkelerine. Ellerine geçen yöneticilik fırsatını halkları uğruna en iyi şekilde değerlendirip adil ve özgürlükçü bir devlet adamı olarak anılmak yerine; zalim, ceberrut ve eli kanlı katil yöneticiler olarak anılacaklar. İşte gözlerimizin önünde şahit olduklarımız; bir yanda Libya diğer yanda Suriye, Bahreyn, Yemen... Biliyoruz; kolay değil bir devrime hayat vermek ama olacak inşallah... Devrim şehitleriyle yürüyecek zafere... 

18 Şubat 2011 Cuma

Allah, Cuma'nızı ve Devrim'inizi kabul etsin

Adını hiç bilmezdik şimdi unutamıyoruz. 25 Ocak’a kadar sıradan bir meydandı şimdi bir devrime ev sahipliği yapmanın gurunu taşıyor. 1 ay öncesine kadar sadece Mısırlıların meydanıydı şimdi tüm Ortadoğu’nun, Afrika’nın ve tüm mazlumların toplanma yeri oldu. 18 gün süren ve nihayetinde Hüsnü Mübarek’in koltuğunu bırakmasıyla sonuçlanan devrimin en kritik günleri Cuma, en kritik olay mahalli ise Tahrir Meydanı’ydı. Özellikle Cuma namazları sonrasında milyonlar sokaklara akmış, Tahrir’de buluşmuş önce Kahire’yi, ardından Mısır’ı, daha sonra da tüm dünyayı bir devrime besmele çekmenin heyecanı ile sarsmışlardı. İsyanın ve devrimin merkez üssü bugün bir kez daha yüz binleri ağırladı bağrında. Mısırlılar devrim sonrası ilk Cuma namazı için yine Tahrir Meydanı’nı seçti. Kadını erkeği, çocuğu yaşlısı, sağcısı solcusu, komünisti İslamcısı bir kez daha omuz omuza saf tuttu Tahrir’de.

Nil’in kavruk çocukları, Uluslararası Müslüman Alimler Birliği Başkanı Üstad Yusuf el Kardavi'nin imametinde Tekbirler getirerek devrim sonrası ilk Cuma namazını eda etti. Mübarek’in gidişinden sonraki ilk Cuma’yı “Zafer Günü” ilan eden Mısırlılar, kendilerinden sonra devrim ateşini büyüten Bahreynlilere, Yemenlilere, Libyalılara ve Cezayirlilere dualar gönderdiler. Ne diyelim; Allah Cuma’nızı ve devriminizi kabul etsin.  

12 Şubat 2011 Cumartesi

Mısır'da devrim asıl şimdi başlıyor

32 yılın verdiği öfke ve 18 günlük sabırlı bekleyişin ardından Mısır'ın son firavunu Hüsnü Mübarek, koltuğunu bırakıp gitti. Bu en başta Mısır için, Filistin için, İsrail için, ABD için, tüm Ortadoğu için ve tüm mazlum halklar için önemli bir gelişme. Tahrir meydanındaki heyecan dalgası bizi de sardı. Sevincimizin haddi hesabı yok. Hakan Albayrak'ın çağrısına uyup "Allahu Ekber" diyerek sevincimizi dile getiriyoruz. Allahu Ekber Velillahil Hamd. Şükürler olsun. Dünya gözü ile bir zalimin daha, bir diktatörün daha devrildiğine şahitlik ettik.

Dün akşamdan bu tarafa, Mübarek'in devrilmesinin ardından yapılan yorumları takip ediyorum. Öyle güzel sözler söyleniyor ki; bu günleri yaşamanın verdiği sürur, ömür boyu unutulmaz. Tüm Arap halkları sokaklara dökülmüş; "yaşasın Mısır halkı" diye sloganlar atıyor. Mısırlıların sevincine ortak oluyorlar. Onlar da biliyor ki; Mısır olmaz denileni yaptı. Yapılamaz denileni hayata geçirdi. Zoru başardı. 18 gün boyunca eşine az rastlanır bir barışçıl devrime şahit olduk. Baştan sona itidalli, baştan sona sabırlı, baştan sona heyecanlı bir devrimdi Mısır'da yaşanan. Tahrir meydanına toplanan milyonlar hep birlikte namaz kıldı, slogan attı, çadır kurup gece nöbetinde kaldı, şenlik havasında bir gün geçirdi. Mısır başardıysa artık bunun önünde durulamaz. Eninde sonunda tüm Arap halkları yeni bir devrime besmele çekmenin vaktini bekleyecektir.

Mübarek gitti. Yetkilerini orduya bıraktığını açıklayarak gitti. Şimdi gözler orduda. Mısır halkı zoru başardı ancak asıl zorluk şimdi. Asıl devrim şimdi başlıyor. Öncelikli olarak yapılması gerekenler; yıllardır devam eden olağanüstü halin kaldırılması, geniş tabanlı bir koalisyon hükumetinin kurulması, anayasanın değiştirilmesi, parlamento ve şûra meclisinin feshedilmesi, başkanlık ve yeni yasama seçimlerinin organize edilmesi. Bu saydıklarımız demokratik Mısır’ın inşası için gerekli adımları oluşturmakta. Bunların olabilmesi için ise ordunun en kısa zamanda asli görevine dönmesi ve yönetimi sivillere bırakması gerekiyor. Ben bunların hemen olmasa dahi, kısa süre içerisinde olabileceğine inanıyorum. Mısır'da devrimi halk gerçekleştirdi. Analarının ak sütü gibi helal olsun. Sözü şimdi dostum Selman Maltaş'a bırakıyorum; İmanımız olmasaydı ümidimiz olmazdı. Korkmayın, komplo teorilerinin en hayırlısını da Allah kurar. Çünkü Allah var; problem yok. Mısır halkı kendi özgür iradesiyle kendi geleceğini belirleyecektir inşallah. Dualara en güzel şekilde mukabele eden de Allah’tır değil mi? O zaman, kanı kaynamayan kim var idam mangasına...

Amr Şalakani: Şimdi kutlama zamanı



Mısır halkı 30 yıllık Mübarek iktidarını 18 günde yıktı. Amr Şalakani, devrimin meydanı Tahrir'den bildiriyor. Amr Şalakani, Mısır’da isyan başladıktan kısa bir süre sonra Radikal’e Tahrir Meydanı’ndan, eylemlerin göbeğinden bir katılımcı olarak mektup yazmaya başladı. Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can bastırmasa, yazarımız Koray Çalışkan canla başla çabalayıp ulaşmasa Şalakani ile hiç tanışamayacak, isyanın kalp atışlarını hissedemeyecek, Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök ile yazışmalarını da okuyamayacaktık. Dün, Mübarek’in görevi bıraktığını açıklamasının hemen ardından Şalakani’yi aradım. “Tebrikler” dedim, tam altı kez “Teşekkür ederim” diye bağırdı. Bu arada diğer hattından Koray Çalışkan arıyordu 18 günlük zorlu mücadelenin kutlamasını yapmak için.  “Bugün sizin gününüz, dinliyorum” dedim, derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı: 
Tahrir’e çikolata
Haberi aldığım ve evimin altındaki çikolata dükkanına indim. Kutularla çikolata aldım ve şimdi onları Tahrir Meydanı’na götürdüm. Bu hiç beklenmedik bir şeydi. 25 Ocak’ta da beklemiyorduk bugün de. Ama gitti. Bugün, bu gece kutlama zamanı. Mübarek gitti, çok mutluyuz ama her şey bitmiş değil. tek konu bu değildi. Gitmesi sembolikti. İnsanların başından bu yana talebi rejimi yıkmaktı. Slogan buydu ve hâlâ da tekrar ediliyor, meydanda böyle bağırılıyor. Rejim henüz yıkılmadı. Umuyorum bu, rejimin yıkılmasına giden sürecin başlangıcıdır ama rejim çok daha büyük bir şey. Dolayısıyla gelecekte bunun için de çok çabalayacağız. 
Ordudan çekilme sözü
Bir başka konumuz da ordu. Mısır aslında son 60 yıldır askeri yönetim altında ama bugün sonunda asker resmi olarak yönetimi ele aldı. Bundan sonra ordunun hemen sivil yönetime geçişi sağlaması, demokratik seçime gitmesi bekleniyor. Türkiye ile çok benziyor aslında. Sizin orada da ordu yönetimde etkiliydi ama artık değil. Şimdi asker yönetime geldi Bir yıl da kalsalar görevde umrumda değil. Önemli olan ordunun parçası olmadığı bir siyasi hayatın öyle ya da böyle oluşturulması. Ordu 60 yıldır ilk kez demokratik seçimlerin ardından yönetimden çekilme sözü verdi. Mübarek ordunun başındaydı ve şimdi Mübarek gitti.

11 Şubat 2011 Cuma

Hoşçakal, olacaklar sensiz olsun!

3 haftalık sabırlı bekleyişin ardından "inadım inat" diyerek koltuğuna yapışan, yetkilerini sebil gibi ona buna dağıtan Hüsnü Mübarek nihayet istifa etti. Mısır halkının gözü aydın. Bizler de Mübarek'i, Emre Aydın'ın sevilen şarkısı ile uğurluyoruz: Hoşçakal, olacaklar sensiz olsun...

İnadın ecele faydası yok!

Mısır'daki devrim 3. Cuma'sına erişti. Mısır halkı devrime olan inancından milim taviz vermeden Hüsnü Mübarek ve onun temsil ettiği rejimin bir an önce yıkılmasını bekliyor. Dün sabah saatlerinden itibaren Tahrir meydanını dolduran yüz binler, gece geç saatlere kadar Mübarek'in vereceği güzel bir haberi bekledi. Dünya nefesini tutmuş, Mısır'daki devrime şahitlik etmenin heyecanını yaşıyordu. Ama olmadı. 32 yıldır Mısır'ı demir yumrukla yöneten, ABD ve İsrail'in ileri karakolluğundan başka bir şey yapmayan Mübarek, dün akşam yine halkını memnun edecek bir açıklamada bulunmadı. İstifa edeceği beklenen Mübarek, yetkilerini sağ kolu Ömer Süleyman'a devrettiğini açıkladı. Hangi yetkiler bunlar; İsrail ile uyumlu çalışma yetkisi. Mısır halkını ezme, sindirme, yoksullaştırma yetkisi. Filistinlileri, Gazze halkını ambargo altında ölüme terk etme yetkisi. Halkına göz açtırmayan tek adam yönetimi yetkisi! Mübarek bu yetkileri kime devrederse etsin. Artık bıçak kemiğe dayandı. Mısır her geçen gün, yeni bir sabaha uyanmanın telaşı içerisinde. Ve bu sabahların hiç birinde Mübarek'e, onun rejimine, sağ kollarına, kapı kullarına, çalışma arkadaşlarına, İsrail'e ve ABD'ye yer yok.

Mübarek sonrası yönetime hazırlanan Ömer Süleyman boşuna heveslenmesin. Tüm Mısırlılar ve hepimiz Ömer Süleyman'ın kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Mübarek'in emrinden dışarı çıkmayan ve bu zamana kadar hep "Özel görevlerde" bulunan, halkın gözünde lakabı "işkenceci" olan, eski istihbarat şefi, İsrail'in kadim dostu Süleyman'ın; gaddarlıkta, yolsuzlukta, tek adamlıkta Mübarek'ten aşağı kalır bir tarafı yok. Mısır halkı için Ömer Süleyman ile Hüsnü Mübarek arasında en ufak bir fark yok. Mısırlıların istediği; Mübarek ve rejiminin ülkeyi temelli terk etmesidir. Diktatör Mübarek, Tahrir meydanından yükselen bu ateşe karşı koyamayacaktır. Biliyoruz ki; inadın ecele faydası yok...     

9 Şubat 2011 Çarşamba

Mısırlılar pes etmiyor, Tahrir'de tarih yazılıyor

 
Yeryüzü mazlumlarının kalbi, 2 haftadır Tahrir meydanında atıyor. Milyonlarca Mısırlı; zulme, adaletsizliğe, sömürüye isyan ediyor. Mısır'dan şimdi zalim yöneticilerin, katliam şebekelerinin ve meymenetsiz diktatörlerin değil, halkın sesi yükseliyor. Son 2 haftadır "Mısır" deyince; suratımızı buruşturmuyor, umursamaz davranmıyor, kanal değiştirmiyoruz. Şimdilerde Mısır deyince, Kahire deyince; heyecan, umut ve şevk kaplıyor bütün benliğimizi. Bir yanımız Tahrir'de direniyor, bir yanımız Kahire'nin yoksul mahallelerinde isyan ateşi yakıyor, bir yanımız İskenderi'yenin geniş caddelerinde "Mübarek defol" diye bağırıyor. Bilmeliyiz ki; Mısır halkının Mübarek Rejimi’ne karşı ayaklanması, aynı zamanda İsrail’e karşı da bir ayaklanmadır. Cinayet şebekesi İsrail ile bir olup Filistinlilere ambargo uygulayan, Refah sınır kapısını kardeşlerinin üzerine kapayan, Gazzelileri yoksulluğa ve ölüme terk eden Mübarek Rejimi yıkılırsa, İsrail, tarihindeki en büyük sillesini yemiş olacak. 

Son bir kaç gündür muhalefetle görüşen Mısır yönetimi, derinden bir değişikliğin önüne geçmek için ayak oyunlarına başvuruyordu. Ancak Mısırlılar bu oyunu da bozdu ve Tahrir meydanına akın etti. "Acaba bitti mi" denen devrim ruhu, yine milyonluk gösterilerle Mısır'ı terk etmediğini gösterdi bize. Teşekkürler Mısır... Teşekkürler Kahire... Teşekkürler Tahrir... 

7 Şubat 2011 Pazartesi

Mısır'ın vereceği karar bütün halkları ilgilendiriyor

14 gün süren zorlu, şiddetli, kanlı ve heyecanlı isyan nihayet meyvelerini vermeye başladı. Hüsnü Mübarek'in yardımcısı Ömer Süleyman, muhaliflerle görüştü. Bu, neredeyse yarım asır sonra Mısır'da gerçekleşen en önemli olay olarak kayıtlara geçti. Rejim düşmanı olarak mimlenen Müslüman Kardeşler de, 50 yıl sonra ilk kez Mısır yönetimi tarafından muhatap alındı ve görüşleri dinlendi. Tahrir meydanının ateşi düşmüş gibi görünse de, halk isteklerinin tamamını almadan bu devrimi bitirecek gibi görünmüyor. Ömer Süleyman ve muhaliflerin görüşmesinden, Mısır halkının istedikleri çıkmışa benzemiyor. Öncelikli olarak halkın derhal istifasını istediği Hüsnü Mübarek'in görevi bırakması ve yetkilerini devretmesi talepleri reddedildi. Bunun yerine göstericilere baskı uygulanmayacağı, basına ve internete müdahale edilmeyeceği garantisi verildi. Şüphesiz bunlar Mısır gibi zorba bir yönetimin hüküm sürdüğü ülkede önemli kazanımlar ancak Hüsnü Mübarek'in koltuğunu bırakma konusundaki inadına bir çözüm bulunması gerekiyor. Mübarek'in yönetimde olmaya devam etmesi; zorbalığın, zalimliğin, yoksulluğun, ezilmişliğin ve fakirliğin de devam edeceğini gösteriyor. Müslüman Kardeşler başta olmak üzere muhalefet bu konuda geri adım atmaya yanaşırsa, elde edilen kazanımları da kaybedebilirler. 25 Ocak'ta yanan isyan ateşi basit isteklerin yerine gelmesi ile sönmemeli. Zira Mısır'da yanan ateş, bütün Ortadoğu ve Afrika'daki halkların gözlerindeki ışığı etkileyecektir. Mısır'ın vereceği karar, koca bir coğrafyayı etkileyecektir. Bütün mazlum halkların gözü kulağı Mısır'da. Tabi aynı zamanda bütün diktatörlerin, tiranların, zalimlerin de gözü kulağı Mısır'da. 

Mısır, bugünden sonra, hangi tarafa doğru gideceğine karar verecek. Ya makyajı yenilenmiş, eski tas eski hamam zalim idare devam edecek Ya da yeni baştan tanzim edilmiş, yepyeni bir yönetim işlemeye başlayacak. Ayaklanma sırasında hayatını kaybeden 300 Mısırlı'nın isteği ne idiyse, onlar dikkate alınmalı ve Mısır, kendine yaraşır bir tavrı göstermeli.

5 Şubat 2011 Cumartesi

"Mısır'da her şey yeni başlıyor"


Radikal'e Mısır'daki gösterileri bir katılımcı olarak yazan Amr Şalakani'nin dün gönderdiği mektup, Tahrir Meydanı'ndaki büyük değişimi ve Facebook'taki yandaş-muhalif lincini anlattı.
Günaydın. Size harika bir Kahire sabahından yazıyorum. Son günlerde dünyayı da pek meşgul ettik. Ama otuz senedir bekliyoruz. Bizi anlayın. Televizyondan yanan arabalar, bağrış çağrış, kan revan görüyorsunuz. Ama bunların yanında tüm bu günlerin görünmeyen bir yüzü var.
Sabah: Baltacılar geldi 
Kahire’de hava çok temiz. Herkes yürüyor.  Mübarek gitsin diye uğraşıyoruz. Tahrir bir savaş meydanı gibiydi. Mübarek’in para verip üstümüze saldığı insanlardan bütün gece koruduk. Her şeyi göze alıp yiyecek, su ve ilaç taşıdık. Direndik, direnişçilerin yaralarını sardık.

Dün Kasr El Nil köprüsünden Tahrir’e doğru geçerken bazı Mübarek taraflarları bize doğru geldiler. Bunlara Türkçe bir isim veririz biz, Türkiye’deki dostlarımız incinmesin, “Baltacı” deriz. Bunların bir bölümü eylemcilerden kaptıkları ilaç, yemek gibi şeyleri nehre atıyordu. Bize de “Hainler” diye bağırdılar. Sesimizi çıkarmadık. Yürümeye devam ettik. Bu sabah çevreme baktığımda bu “Baltacı”lardan bir iz bile görmüyorum. Yarım yamalak çalışan internetten okuduğumuza göre herkes bir şeyler söylüyor. Ben başka şeyler görüyorum. Ben Mısır’daki radikal değişikliklerin ilk gününü görüyorum. 
Facebook linci 
Dün gece zordu. Şimdi biraz daha rahatım. Mübarek orta sınıfa öyle bir saldırdı ki, insanlar ne yapacağını şaşırdılar. Facebook’ta bazı arkadaşlarımın profil resimlerinin Mübarek olduğunu gördüm. Çıldırıyordum. Facebook devrimiymiş. Facebook linci bu yahu. Arkadaşlar Mübarek taraftarlarını listelerinden çıkarıyor, yok ekliyor… Kuzenime hemen küstüm. Bizi sattı diye. Ben de katıldım yani bu çılgınlığa. Mazur görün, biraz garip konuşuyor olabilirim. Devrim günlerinde mektuplar biraz alelacele olabiliyor.
Akşam: Kahire, Tahrir oldu 
Sonunda tekrar telefonla konuşabiliyorum. Bizi Tahrir’e almıyorlar. Ama Tahrir dolduğu için. Çevrede tek bir baltacı yok. ‘Bir milyon’ yürüyüşü bunun yanında devede kulak. Herkes Mübarek’e “Git!” diyor. Biz Tahrir Meydanı’nı dolduralım diyorduk, bütün Kahire, Tahrir oldu. Mısır ayakta. Esas imtihan biz oturduktan sonra başlayacak. Bir saat var sokağa çıkma yasağına. Tahrir’e hâlâ insan akıyor. Mübarek nasıl gidecek, onu düşünüyor. Esas gittikten sonra zor günler bekliyor bizi. Onu da…

4 Şubat 2011 Cuma

"İran değil, Türkiye gibi olmak istiyoruz"


Şalakani, Mısır'da laiklerin İslamcılarla ortak hareketini eleştiren Özkök'e yanıt verdi: ?Cami yegâne toplanma yeri. İran değil Türkiye'yi istiyoruz?.
Radikal’e gönderdiğim mektuplar sayesinde bir çok yeni insanla tanıştım. Dün internet tekrar geldi. E-postalarıma baktım. Bu sefer sakin kafayla oturup bir mektup yazdım ve Radikal’e yolladım. Size gönderdiğim ve telefona okumadığım ilk mektup bu oldu. Onu Radikal’in internet sayfasında bulabilirsiniz

Bu mektuptan sonra Ertuğrul Özkök’ün yazısından haberim oldu. Türkiye’de kaldığım zamanlarda ne
 kadar önemli bir gazeteci olduğunu hatırlıyorum. Koray bana daha o zamanlar Türkiye’nin Thomas Friedman’ıdır demişti. Özkök benim gibi bir sekülerin camiden başlayan bir eyleme katılmasını yadırgamış, bu ona tuhaf gelmiş. Erken bırakıp eyleme gitmeyi namaza saygısızlık diye yorumlamış. Hele dindar olmadan camiye gitmeyi bir tür takıyye olarak görmüş. Bu sözcüğü Arapçadan iyi tanıyoruz. Aslında isabetli bir soru soruyor. Açık açık yazsa daha iyi değil mi? İslamcılarla bir aradasınız, İran gibi olursa ne yapacaksınız?

TÜRKİYE MISIR DEĞİL
İlk konudan başlayalım. Cami Türkiye’de başka, Mısır’da başkadır. Türkiye’de çok politikleşmiş, sosyal hayattan kopmuş, koptukça da biraz ciddileşmiş bir cami kültürü var. Burada öyle değil. İnsanlar camilerde takılır. Namaz kılmadan da takılır bazen. Daha bir hayatın içindedir. Yani seküler biri camiye gidince İslamcı olmaz. Çok dindar olmayanlar nasıl sizin orada bayramda camiye giderler, bizim burada da öyle. Rahattır yani. Bana gelince. Koray, Özkök’ün de umreye gittiğini söyledi. Çok şaşırdım. Yani böyle bir köşe yazısından sonra. Ama ona kim bilir ne demişlerdir? Yanlış anlaşılmasın. İnançsız biri değilim. Ama dindar da değilim, siyasi olarak sekülerim. Hadi İslamcılar bize hem inançlısın hem seküler nasıl oluyor dese anlarım. Ama Özkök gibi laikler hem sekülersin hem camiye gidiyorsun diye sorunca anlayamıyorum.
Mısır’da cami dışında nerede toplansak üzerimiz de devlet geliyor. Elbette camiyi kullanacağız. İslamcılara mı bırakalım bu kadar önemli bir yeri? Bize beraber olmak güç veriyor. İslamcı ya da seküler, Hıristiyan ya da Müslüman, tek bir şey yapmaya çalışıyoruz. Demokrasi için uğraşıyoruz. Diktatörümüzden kurtulmaya çalışıyoruz. Ben İslamcı değilim. Gündemlerini de sevmiyorum. Ama olsun, demokraside bunu konuşalım istiyorum. Bizi kim olursak olalım dinlemeyen Mübarek’e beraber bağırıyoruz.

MISIR, İRAN DEĞİL
Özkök’ün bahsettiği ikinci konu önemli. Mısır İran olur mu? Bence Türkiye gibi olsun. Ama bunun için yardıma ihtiyacımız var. İlerleyen bir demokrasiden şeriat çıkamaz. Ama tıkır tıkır işleyen bir laik otokrasiden çıkar. Mısır, İran değil. UDP, CHP değil. İhvan AKP değil. Buradaki dengeler daha karışık. Unutmayalım, bir devrimci dönüşüm geçiriyoruz. Böyle zamanlarda her şey mümkün. Önemli olan Mübarek’in gitmesi. Sonra demokrasinin inşası ve özgürlükçü bir anayasa. İhvan bu demokratik platformda bizle birlikte. Ama bize ne yapacağımızı söylemeye kalkarlarsa, halk onlara da bir yanıt verir. O konuda rahatım. İşin bir de başka bir boyutu var. Bir yönüyle aslında Mısır zaten İran! Yani gerçekten. Fikir hürriyeti yok. Korkunç bir şiddet, devlet şiddeti. Bir şey yaparsın, peşine sivil polis takılır. Adını teokrasi koymadan da otokrasi olur. Biz öyleyiz.

CUMAYA DİKKAT
Yarın (Bugün) bizim için çok önemli bir gün. Size Tahrir’den yazdırıyorum bu mektubu. Ortalık artık çok farklı. Başbakan kalkıp yarım bir özür diledi. Sanki üzerimize bu katilleri salmamış gibi. Artık herkes daha öfkeli. Havada barut kokusu duyuluyor. İlk kez korkuyoruz. Daha önceki mektuplardaki neşe yok. Neden? Mübarek başardı. İğrenç biri gerçekten. Bizi terörize etti. Tam anlamıyla terörize etti. Dün orta sınıftan insanlar acaba Mübarek’le mi devam etmeli diye soruyorlardı. Milletin kafası karışıyor tabi. Nasıl olsa aday olmayacak diyenler duydum. Acaba eylemler yavaşlar mı diye düşündük. Yok. Hayır. Eylemler bitmeyecek. Mübarek gidene kadar buradayız. Burada kalmalıyız. Dün develeriyle bizi ezmeye çalışanlar yarın bize kurşun da sıkabilir. Çok yorgunuz. Ama devam edeceğiz. Bu sefer biraz korkarak. Bizim için dua edin diyeceğim, ama Özkök yanlış anlar diye demiyorum...
Özkök ne demişti?
Şalakani’nin ifadeleri bana tuhaf geldi. Hareket camiden başlıyor. Cumayı bile kılmayanlar, apar topar aptes alıp namaza duruyor. Daha “Esselamün aleyküm” demeden koşmaya başlıyorlar. Şimdi bu davranışı nasıl yorumlayacağız? “Demokratik bir koalisyon” mu? Böyle bir koalisyonsa hareket noktası olarak neden cami seçiliyor? Üstelik de namaza saygısızlık yaparak. Belli ki birileri ‘takıyye’ yapıyor. Ya cuma namazına bile gitmediği halde o gün camiye gidenler? Ya da cuma namazına saygısızlığı görmezden gelen gerçek dindarlar? Belli ki, ya birinden biri “İlerde nasılsa ötekini hallederim” umudunu taşıyor. Ya da iki taraf da samimi ve bu ittifakın ülkeyi demokrasiye götüreceğine inandığı için, namaza saygısızlığı kimse takmıyor.

Bu koalisyon yürür mü, onu bilmiyorum. Çünkü camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil. Orası demokrasi midir, değil midir hep birlikte göreceğiz. Cami koalisyonu, İran’ın laik ve solcu insanları için hüsranla bitti. Sonunda Mısır inşallah Türkiye’ye benzer. Arap dünyasının lider ülkesi nereye gidecek? İran tipi İslami bir rejime mi, yoksa Türkiye tipi bir demokrasiye mi?

3 Şubat 2011 Perşembe

"Bitti sanıyorduk yeni başlıyormuş"


Şalakani dün Radikal'e iki mektup yazdı. Birincide önceki gün Tahrir Meydanı'ndaki coşku, ikincisinde ise aynı meydandaki çatışmalar var.


Dün Radikal’e kısacık bir mektup gönderebildim. Zaten cep telefonları uzun süre çalışmadı. Koray akşamüstü bana ulaşabildiğinde kısaca konuşabildik. Sonra zaten telefon kapandı. Hayatımda hiç bir milyon kişiyle slogan atmamıştım. Hayatımın en güzel günlerinden
biriydi.
Mısır tek vücut bağırdık durduk: Mübarek Git! Akşam yanıt geldi: Gitmiyorum. Hepimizde bir hayal kırıklığı. Bu iş bitti sanmıştık. Yeni başlıyormuş.

Anayasal olarak Hüsnü Mübarek’in eli çok güçlü. Zaten ona bir şey olsa, başkan yardımcısının, yani Ömer Süleyman’ın yeni bir başkan seçilmesi için 60 gün içerisinde ülkeyi seçime götürmesi gerekiyor. Ancak anayasal olarak seçime katılabilmek için öyle kriterler var ki, gerçekten kazanma şansı olanların seçime girmesi bile mümkün değil. Baradey ve diğerleri... Aday bile olamazlar.

Bunu Mısır’da herkes biliyor. Bu nedenle Mübarek gitmeyeceğim dediği zaman, insanların ne hissettiğini anlıyorsunuzdur. Şimdi ne olacak? Cumaya kadar çok büyük olaylar bizi bekliyor. İhvan da (Müslüman Kardeşler) tutum değiştirdi. Daha önce Baradey’in arabulucu olmasını kabul ediyorlardı. Şimdi öyle bir pozisyonları olmadığını söylediler. Taleplerimiz Tahrir Meydanı’ndaki halkın talebiyle aynı dediler: “Mübarek gidecek. Ondan sonra orduyla diyaloğa gireriz.” Geçiş döneminin başlaması için şartları belli.

Kimseye maaş ödenmiyor 
Bu arada Mübarek bizi bölmek için elinden geleni yapıyor. Kimseye maaş ödenmiyor. Biz öyle zengin bir ülke değiliz. Çok dayanamayız. Bilirsiniz orta sınıf, işçilere göre biraz daha tahammülsüzdür yoksunluğa. Bu nedenle hareketten çekilmesi için rejim ekonomik baskı yapıyor.
İhvan içinde de bir ayrışma var. Gençler AKP’ye benzer bir siyasi hareket mümkün mü diye soruyorlar. Yanlış anlaşılmasın. AKP çok farklı. Ancak yine de yaşlı İhvancıların radikalliği gençlerde yok. Eğer bir dönüşüm olursa büyük olasılıkla Türkiye gibi bir İslamcılar içi ayrışma da olur. Ama “Mübarek’ten bir kurtulalım da gerisini biz hallederiz” diyor herkes.

Erdoğan’ın konuşması insanları çok etkilemiş gibi. Erdoğan’ın Mübarek’e “halkını dinle” demesi çok önemliydi. Biraz geç oldu, iyi oldu. Şimdi Mübarek bizi dinlemiyor. Ne olacak göreceğiz. Yarın belki başka bir gün olur.

“Mübarek’i Türkiye’ye çağırın” 
İlk mektubun üzerinden 1-2 saat geçmişti ki tekrar aradım. Bu arada internet geldi. Ama e-posta atmaya zamanım yok. Durum çok kötü. Mübarek ve Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman planlarını işletmeye başladı. Güya isyancılara karşı halk ayaklanmış, Tahrir Meydanı’na geliyormuş. Parayla tuttukları binlerce şehir eşkıyasını üzerimize saldılar. Amaçları belli. Bu insanlar bize saldırıyorlar. Biz ya kendimizi koruyacağız ya da onlara saldıracağız. Bizi bize kırdırıyor Mübarek. Sonra orduyu üzerimize salacak. Hepimizi kıracak. Korkunç ve tehlikeli bir plan.

Buradan Erdoğan ve Türkiye’ye sesleniyorum. Bölgesel bir güçseniz, kendinizi kanıtlamak için bir fırsatınız var. Buyrun, bir arkadaş gibi önerilerde bulununuz Mübarek’e. Davet edin. Arap ülkelerine gitmez, Batı’ya sığınmaz. Ama belki Türkiye ikna ederse gider. Erdoğan dün halkını dinlemesini tavsiye etti Mübarek’e. Bir kere de Ankara’da söylesin. Hatta Mübarek Bebek’teki elçilikte otursun. Gitsin de, nasıl olursa olsun.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Mısır'da neler oluyor?

Bir devrime besmele çeken Mısır'da ilginç olaylar yaşanıyor. Hüsnü Mübarek'in son konuşmasının ardından Mübarek yanlıları, statükodan beslenenler, devrimden ürkenler, sivil polisler sokaklara çıktı; ellerinde kılıçlar, bıçaklar ve palalarla muhaliflere saldırdılar. Şu saat itibariyle başta Kahire olmak üzere Mısır'ın bir çok şehrinde Mübarek yanlıları ile muhalifler arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor.  Ellerinde devlet gücünü bulunduranlar her şeyi göze alıp Mübarek için ülkeyi ateşe verebilirler. Büyük bir katliam başlayabilir. Bence günlerdir ön planda görünmemek için azami çaba sarf eden Müslüman Kardeşler bir karar vermek zorunda; ya gemileri yakıp devrimi  kemale erdirecekler ya da sessizliğe bürünüp zillet içerisinde yaşamaya devam edecekler.

Çok zor günlerin yaşandığı Mısır'da adaletin ve özgürlüğün galip gelmesini istiyoruz. Dualarımız zillete baş kaldıran Mısır halkı ile...

Tahrir'de herkes Erdoğan'ı dinledi


Bu size üçüncü mektubum. Olağanüstü kalabalık bir Tahrir Meydanı'ndan mektubu yazdırıyorum.
Burası harika. Gerçek bir devrim oluyor. Günün en ilginç anı Erdoğan’ın konuşmasıydı. Konuşma sırasında herkes sessizdi. Diplomatik bir dille Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’i değil, bizi desteklediğini
anlattı. Mısır halkının yanında olduğunu söyledi. Durduk ve yalnızca dinledik.

Söyledikleri pozitifti ama ne kadar işe yarayacak, göreceğiz. Mübarek’ten hâlâ ses yok. Hemen ötemde bir tankın topunun ağzında Mübarek’in kuklasını görüyorum. Topun ağzı darağacı gibi gözüküyor.

Çok ironik çünkü Mübarek’in ölümünü temsil eden kukla; Mübarek iktidarını mümkün kılan bir tankın üzerinde. Çok inatçı olduğu için istifa etmiyor ama olacaklar belli. Çünkü bir inatçı Mısırlı’ya karşı burada bir milyon inatçı Mısırlı var. Gidecek. Gitmek zorunda.

Erdoğan'ın tavrı Mübarek'in inadı

Mısır, tarihi bir dönemece girdi. Bir anlamda yol ayrımında. Zira, dün Kahire Tahrir meydanında 2 milyonu aşkın Mısırlı toplandı ve Hüsnü Mübarek'i istifaya davet etti. Mısır'ın diğer şehirleri de Kahire'den farklı değildi. Tüm Mısır ayakta, tüm Ortadoğu halklarının gözü de Nil'in kavruk çocuklarından gelecek haberde. Günlerdir merak edilen konu ise Türkiye'nin olaylar karşısındaki tavrı idi. Nihayet dün Başbakan Erdoğan grup toplantısında Mübarek'e ince bir ayar çekti. Tarihe not düşmek için o bölümü buraya alıyorum. "Tarihte baskıyla, sindirmeyle, korkuyla ayakta kalmayı başaran hiçbir yönetim yoktur. Tarihin her döneminde er ya da geç insanlık onuru bütün zincirleri kırmış, bütün duvarları yıkmış, mazlumun ahı aheste de olsa çıkmıştır... Halka gözünü, gönlünü veya kulağını kapatan yönetimler uzun ömürlü olamazlar. Halkın hiçbir özlemi, hiçbir çağrısı karşılıksız kalmaz. Halka rağmen hiçbir iktidar ayakta duramaz. Devlet halk içindir, halkın varlığıyla, iradesiyle, desteğiyle anlam kazanır. Biz kendimiz için ne istiyorsak dostlarımız ve kardeşlerimiz için de aynısını istiyoruz. Mısır Devlet Başkanı Sayın Hüsnü Mübarek'e çok samimi bir tavsiyede, çok içten bir uyarıda bulunmak istiyorum: Bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Her birimiz ölecek ve geride bıraktıklarımızdan dolayı sorgulanacağız... hepimizin gideceği yer iki metreküp çukurdur. Hepimiz gelip geçiyiz, baki olan gök kubbe altında hoş bir sada bırakmaktır, saygıyla anılmaktır, rahmetle yadedilmektir. Yarın öldüğümüzde hocaefendi gelip şunu söylemeyecek, 'Cumhurbaşkanı niyetine, devlet başkanı niyetine, Başbakan niyetine, bakan niyetine' demeyecek, 'er kişi niyetine' diyecek. Seninle beraber gelen sadece kefen olacak. Hem vicdanımızın sesine hem de halkımızın sesine kulak verelim. Onların bedduasına veya hayır duasına hazır olalım. Onun için diyorum ki, halkın haykırışına, son derece insani taleplerine kulak verin, kulak verelim. Halktan gelen değişim arzusunu hiç tereddüt etmeden karşılayın. Açık söylüyorum, istismarcılara, kirli odaklara, Mısır üzerine karanlık planları olan kesimlere fırsat vermeden, Mısır'ın huzuru adına önce siz adım atın. Halkı tatmin edecek adımlar atın. Bugünün dünyasında özgürlükler artık ertelenemez, gözardı edilemez..."
Erdoğan bu sözleri söyledi ancak Hüsnü Mübarek dün akşam canlı yayında kendinden beklenen tavrı gösteremedi. Herkes istifa müjdesi bekliyordu ama çıkmadı. Bildiğimiz Hüsnü Mübarek tavrından başka bir şey göremedik. "Görevimi bırakmıyorum, Eylül ayındaki seçimlerde aday olmayacağım" dedi. Bu hiç bir şey söylemek istemiyorum demekten başka bir şey değil. Mısırlılar da bunun farkında. o yüzden Cuma günü daha kalabalık ve ses getirici bir eyleme hazırlanıyorlar. Bizler de Türkiye'den nefesimizi tuttuk, bir devrime şahitlik etmenin heyecanını yaşıyoruz. Mübarek'in son sözleri dikkat çekiciydi; "Burası benim ülkem, burada yaşadım, savaştım, egemenliğini korudum ve ben bu ülke topraklarında öleceğim." Bu cümlelerden anlaşılan, Mübarek Mısır'ı, Tunus diktatörü Bin Ali gibi terk etmeyecek. Muhtemelen devrim başarıya ulaşırsa ya sarayında intihar edecek ya da yakalanıp yargılamalarına müsaade edecek.