Muammer Kaddafi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muammer Kaddafi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2011 Cuma

Bir devrin sonu: Diktatörler ibret alsın

Arap Baharı, en kanlı meyvesini Libya'da verdi. Ayaklanmaların ilk başladığı günlerde halkını "lağım fareleri" olarak niteleyen Muammer Kaddafi, yaralı bir lağım faresi gibi linç edilerek öldürüldü. Eli kanlı acımasız bir zalim de olsa, hiç kimsenin bu şekilde öldürülmesi tasvip edilemez. Hiç bir Müslüman'a bu şekilde bir cinnet hali yakışmaz. Hiç bir suç bu şekilde bir vahşeti mazur gösteremez. Böyle durumlarda aklımıza her zaman Bilge Kral'ın o en veciz sözü gelmeli: "Zalimlerin yaptığının aynısını yaparsak, zalimlerle mücadele etmemizin ne anlamı kalır?" Evet, Kaddafi bir zalim olabilir, diktatör olabilir, acımasız bir katil olabilir, ancak bu şekilde bir sonu -hele de adil bir yargılamaya tabi tutulmadan ortadan kaldırılmayı- hak etmiyor. Müslüman olduğunu bildiğimiz için Allah'tan rahmet diliyoruz.  O şimdi hesabını hesapları en iyi tutana verecek... Umarım Kaddafi'nin ortadan kaldırılması, özgür ve adil Libya'nın kurulması yolunda önemli bir kilometre taşı olur. 

42 yıllık diktatörlük Sirte'de bir mehfez'de son buldu. Şatafatlı günlerinde burnundan kıl aldırmayan Kaddafi, "fareler" diyerek küçümsediği muhalifleri tarafından infaz edildi. Demek ki neymiş; halkın kararlılığı karşısında hiç bir güç duramazmış. Yönetimden kendi isteği ile çekilmeyi aklına dahi getirmeyen Kaddafi, "zor'a dağlar dayanmaz" sözünü doğrularcasına hiç beklemediği bir şekilde cezalandırıldı. Kanlar içindeki aciz diktatör görüntüsü, dünyanın bütün diktatörlerine ders olsun. Özellikle de, bir inat uğruna halkını ateşe atmaya hazırlanan Beşar Esad ibret alsın. Korkarım onu da böyle zelilce bir akıbet bekliyor. 

25 Ağustos 2011 Perşembe

Libya'da gelen gideni aratmasın

42 yıllık Kaddafi diktatörlüğünün yıkılmasının ardından, gözler buz kez "Libya'da bundan sonra ne olacak" sorusuna çevrildi. Ülkesini bir aile şirketi havasında yöneten, kendisine muhalif olabilecek hiç kimseye söz ve yaşam hakkı tanımayan Kaddafi'nin gitmesi ile birlikte Libya'da artık yeni bir dönem başlayacak. Şimdilik bir bayram havasının yaşandığı ülkede bundan sonra ne olacağı ise bilinmiyor. Yıllardır baskı altında kalan Libya muhalefeti, zafer sarhoşluğu içerisinde devrimlerini kutluyor. Tunus ve Mısır'da olduğu gibi Libya'da da kazanılan bu haklı devrimi can-ı gönülde kutluyoruz. Ancak kafamızdaki soru işaretlerini, temennileri, korkuları da dile getirmekten geri durmamamız gerektiğine inanıyoruz. 

Yeni Şafak yazarı Akif Emre'nin bugün köşesinde dile getirdiği; "Libya'da özetle olan şu: Bir diktatörden kurtarılan Libyalılara görece özgürlük sunulmuş (bu özgürlüğün sınırlarının ne olduğu henüz belli değil), ancak ellerinden onurları ve enerji kaynakları alınmış oldu." görüşünün aceleyle dile getirildiğini düşünüyoruz. Evet, muhaliflere NATO yardımcı oldu. Evet, Yeşil meydan'da batılı liderlere teşekkür pankartları açıldı. Evet, Batılı şirketler ülkedeki petrolü paylaşmak için ellerini ovuşturmaya başladılar. Evet, muhalifler Batılılara kesin bir red cevabı vermiyor. Ancak, şu an Libya'da çok hassas bir denge söz konusu. Ben bunu Türkçemiz'de yer alan güzel bir deyimle açıklıyorum: Köprüyü geçene kadar ayı'ya dayı demek. Umarız; gelen gideni aratmaz, Libya halkı yağmurdan kaçarken doluya tutulmaz. Umuyorum ki; Libyalı muhalifler diktatör Kaddafi'yi alt ettikleri gibi ülkelerindeki enerjiyi ele geçirmenin planlarını yapan emperyalistleri de alt ederler.  Ömer Muhtar'ın torunlarına da bu yakışır zaten...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu devrim, Ömer Muhtar'ın torunlarının zaferi

Bir devrim daha amacına ulaştı. Bir diktatör daha yolun sonuna geldi. Bir halk daha zalimlere galebe çaldı. Ömer Muhtar'ın torunları yönetimi ele geçirdi. Libya'da 42 yıllık Muammer Kaddafi dönemi fiilen sona erdi. Muhalifler, aylar süren mücadele sonrasında nihayet başkent Trablus'a girdi. Devlet televizyonu ile radyosu gibi kilit yerler ele geçirilirken, Kaddafi'nin üç oğlu da teslim oldu. Muhaliflerin merkezi Bingazi ve başkentin ünlü Yeşil Meydanı'nda yüz binlerce Libyalı devrimin başarıya ulaşmasını kutluyor. Bizler de Libyalıların analarının ak sütü gibi helal olan bu devrimlerini tebrik ediyoruz. Allah utandırmasın. Şunu unutmamalıyız ki; bu Libyalıların zaferi. Bu, Bingazi'den yola çıkan Ay Yıldızlı yiğitlerin zaferi. Kendi çıkarılarına geldiği için tepeden 3-5 bomba atanların değil. Aylardır cephede dövüşen mertlerin zaferi. Tek dertleri Libya'nın petrollerini ele geçirmek olan akbabaların değil, zalimlere diz çöktürenlerin zaferi. Şimdi bu zaferi kutlama zamanıdır. Bu devrim doyasıya kutlanmalı. Ardından da Libya, yeni baştan inşa ve ihya edilmeli.  

6 Haziran 2011 Pazartesi

Salih gitti sıra Esad ve Kaddafi de...

Tunus ve Mısır'dan sonra Yemen'den de bir müjdeli haber geldi. Yemen halkının tüm haykırışına rağmen koltuğunu bırakmayan diktatör Ali Abdullah Salih de, halkın kararlı duruşu karşısında dayanamayıp ülkesini terketmek zorunda kaldı. Son duyumlara göre; tedavi için Suudi Arabistan'a giden Salih geri dönmeyecek. Yetkilerini devrettiği açıklanan Salih'in, geri dönüşü göze alamayacağı belirtiliyor. Yemen halkı şimdi başta başkent Sana olmak üzere bir çok şehirde Salih'in gidişini sevinç gösterileri ile kutluyor. 
Temkini elden bırakmıyoruz ama biz de Yemen halkının bu haklı sevincine ortak oluyor ve onların mutluluğunu paylaşıyoruz. Bin Ali, Mübarek ve Salih gitti... Şimdi gözler Kaddafi ve Esad'a çevrildi. Biri Libya halkının zalim yöneticisi, diğeri Suriye'nin belası. Her ikisinin de bir an önce gitmesini umuyoruz. Zalim yöneticilere karşı ayaklanan Arap halklarının bu haklı mücadelelerini destekliyoruz. İnşallah tüm tek adamlar, diktatörler, tiranlar devrilir gider, halklar rahat bir nefes alır...

24 Mayıs 2011 Salı

Kaddafi gidecek ve yeni bir Libya kurulacak

Koltuğunu koruma pahasına kendi halkını katletmekten çekinmeyen Muammer Kaddafi'nin artık Libya'ya ve halkına verebileceği hiç bir şey yok. Tarihe, eli kanlı zalim bir diktatör olarak geçen Kaddafi'nin gitmesi durumunda Libya'da birliğin sağlanamayacağı, kaos ve kargaşanın hüküm süreceğini iddia edenlere karşı dün Ankara önemli bir misafir ağırladı. Libya muhalefetinin bir numaralı ismi Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil Türkiye'ye geldi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ayrı ayrı görüştü, fikir alışverişinde bulundu. Böylece Ankara, uzunca bir süredir sürüncemede giden Libya politikasında cesur bir adım atmış oldu. "Kaddafi sonrası Libya'nın şekillenmesinde biz de varız, bizim de söyleyeceğimiz söz var" mesajı verildi. Türkiye'nin bu mesajı, Arap devrimlerinin yaşandığı ülkelerin Batı istilasına uğramaması konusunda çok önemli.  Temennimiz Kaddafi rejiminin bir an önce devrilmesi ve Libya halkının kendi özgür iradesi ile kendi yöneticilerini seçmesidir. 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Usame Bin Ladin ve Amerika

Amerika  neredeyse tek düşmanı olarak gördüğü Usame Bin Ladin'i öldürürek ortadan kaldırdı. Irak ve Afganistan işgaline, her iki ülkede de 1 milyon insanın ölümüne, binlercesinin sakat kalmasına, insanların gelecek endişesi içerisinde yaşamalarına sebep olan Amerika, tüm bunların gerekçesi olarak Bin Ladin'in El Kaidesi'ni sorumlu tutuyordu. "Terörle mücadele ediyoruz" denilerek; İslam ülkeleri adeta abluka altına alınıp, kişiliksizleştirildi. Kimine dayak atıldı, kimi köleleştirildi, kimi de "stratejik müttefik" payesi verilerek ehlileştirildi. Küresel bir savaşın öncüsü olan Amerika, attığı her adımda insanlığın nefretini üzerine çekti. Tüm vicdanlarda onulmaz bir yara açtı. Peki Bin Ladin'in ölümü neleri değiştirecek.

Karanlık ilişkiler ağı içerisinde geçen bir ömür, bir emriyle binlerce sivilin ölümü, yakalanacağı gerekçsiyle ülkelerin işgali ve yüzbinlerce sivilin katledilmesi, İslam adına yapıldığı söylenen bir savaş... Ve şimdi de Pakistan'ın göbeğinde sıradan bir evde saklandığı iddia edilerek yapılan bir operasyon. Öldüğünün dünyaya duyurulması fakat ortada bu konuda hala şüphelerin olması, Bin Ladin'in öldüğüne dair bir işaretin, belgenin olmaması. Tüm bu sorular bizde baki; ancak Hakan Albayrak'ın şu cümlesine de aynen katılıyoruz; "Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Usame Bin Ladin'i "yargılamasını" ve "infaz etmesini" içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı." Eli kanlı diktatörlerden Saddam Hüseyin Amerikan güçlerince idam edildiğinde de aynı duyguya kapılmıştık, Bin Ladin öldürüldüğünde de. Her iki isim de, gözümüzde zalim, terörist, vahşi olabilir ancak onları yargılama ve gereken cezaları verme hakkı ABD'nin olamaz, olmamalı. Aynı şekilde, Mübarek'in de, Kaddafi'nin de, Esad'ın da sadece ve sadece kendi halkları tarafından yargılanmasını istiyoruz. Libya'nın NATO güçlerince bombalanması, Kaddafi'nin oğlu ve torunlarının öldürülmesi, Bin Ladin'in öldürülüp denize atılması da, Suriye konusunda Batı'nın işgal planları hazırlaması kanımıza dokunuyor. Ne yazıkki bu konularda bizim sesimiz çıkmadığı müddetçe, birileri kendi kurallarını koyup hüküm vermeye devam edecek.

29 Nisan 2011 Cuma

Esad, ülkesini adım adım işgale hazırlıyor

Suriye ateşler içinde yanmaya devam ediyor. Ülkedeki adalet ve özgürlük için başlayan ayaklanmalar 6. haftasına girdi. Şimdiye kadar 500 Suriyeli hayatını kaybetti. Gözünü kan bürüyen Baas rejimi, kendi halkına karşı şiddet uygulamayı, ölüm saçmayı, talepleri şiddetle bastırmayı seçiyor. 
Bu açıdan bakıldığında Beşar Esad; Zeynel Abidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek gibi yönetimden çekilmek yerine Muammer Kaddafi gibi halkına savaş açmayı tercih etti. Esad'dan daha akıllı, daha merhametli ve daha halkçı bir davranış beklerdik ama o zoru seçti. Tunus'dan başlayan ve tüm Arap coğrafyasını etkisi altına alan devrim rüzgarına karşı koyabileceğini sanıyorsa yanılıyor. Bu rüzgara karşı ancak, halkın talep ve isteklerine olumlu cevap verenler durabilir. Halkıyla ortak düşünen, ortak hareket eden, ortak bir vicdan oluşturan liderler ülkelerini ateşten koruyup selamete çıkarırlar. Kaddafi, tipik bir diktatör inadıyla ülkesini resmen bir savaşın içine attı. Ülkesinin Batılı güçler tarafından işgal edilmesine izin verdi. Ne yazık ki Esad da bu yolda ilerliyor. Komşumuz, kardeşimiz, dostumuz Suriye halkının bu haklı mücadelesinde zaferin yakın olduğundan kuşkumuz yok. Ama keşke bu zafere Esad da katkı sunabilseydi. 

26 Nisan 2011 Salı

Suyu ısınan diktatör halkını ateşe atıyor

On yıllardır tek adam yönetiminden başka bir şey görmeyen Arap halkları, Tunus halkının cesareti sayesinde ayağa kalkmaya başladı. Önce Tunus, Zeynel Abidin Bin Ali'yi gönderdi, ardından Mısır halkı yılların firavunu Hüsnü Mübarek'i tahtından indirdi. "Domino etkisi olur diğer ülke halkları da kendi diktatörlerini alaşağı eder" derken; Kaddafi, Ali Salih ve Esad koltuk uğruna halklarını katletmeyi mübah gördü. Tek adamlar suları ısındıkça, halklarını ateşe atmaya başladılar.

Tek adam ve tek parti yönetimi Arap halklarının kaderiymiş gibi hareket eden bu isimler; kendi ceplerini doldurmaktan, kendi adamlarını kayırmaktan, kendi istikballerini halkın geleceğinden önde görmekten başka hiç bir şey veremediler ülkelerine. Ellerine geçen yöneticilik fırsatını halkları uğruna en iyi şekilde değerlendirip adil ve özgürlükçü bir devlet adamı olarak anılmak yerine; zalim, ceberrut ve eli kanlı katil yöneticiler olarak anılacaklar. İşte gözlerimizin önünde şahit olduklarımız; bir yanda Libya diğer yanda Suriye, Bahreyn, Yemen... Biliyoruz; kolay değil bir devrime hayat vermek ama olacak inşallah... Devrim şehitleriyle yürüyecek zafere... 

23 Mart 2011 Çarşamba

Libya'yı yeni Ömer Muhtarlar kurtaracak

İki ateş arasında hayatta kalam mücadelesi veren mazlum Libya halkına selam olsun... Haçlı Seferi başlattık diyerek, akıllarındaki düşünceleri saklamayan soykırımcı batılıların Libya'ya karşı başlattığı operasyon diktatör Kaddafi'nin gitmesi için değil, İslam ülkelerinde başlayan devrimlerin önünü kesmek için düzenleniyor. "Askeri hedefler bombalanıyor" diyerek onlarca sivilin ölümünü gizlemeye çalışan sırtlanlara karşı Libya kendi içinden yeni bir Ömer Muhtar çıkaracaktır. Emperyalistlerin işgal ve imha harekatına karşı özgür ve adil bir libya'yı, tarihte olduğu gibi bugün de yine Ömer Muhtarlar kuracak. Soykırımcı Fransa'nın, ABD'nin, İngiltere'nin, İtalya'nın kirli emelleri, Libya'da bir kez daha batağa saplanacak. 

Libya'nın kavruk yüzlü evlatları, önce ülkelerini işgal eden haçlıları yenecek, ardından da ülkelerine haçlıları davet eden diktatör Kaddafi'nin hakkından geleceklerdir. yolları açık olsun...

24 Şubat 2011 Perşembe

Diktatörlerin ortak özelliğidir halkını katletmek!

Doğru düzgün bir haber gelmiyor. Sağlıklı bir iletişim sağlanamıyor. Sınırlarını dünyaya kapatan Libya'da neler olduğu tam anlamıyla bilinemiyor. Ancak seslerini sosyal medya vasıtasıyla duyurma imkanı bulanların söylediği tek bir cümle var; "Libya'da inanılmaz bir katliam yapılıyor. Nolur sesimizi dünyaya duyurun..."

Acımasızlığın kol gezdiği Libya ordusu, Afrika'nın çeşitli ülkelerinden bin 200 dolar karşılığı getirilen paralı askerler ve Sırp keskin nişancılar, Libya halkına karşı büyük bir katliama imza atıyor. Gözünü kan bürüyen 42 yıllık diktatör Kaddafi, kendi halkını katlediyor. İnternete düşen videolarda Libya'da yaşanan vahşet net bir şekilde görülebiliyor. Muhalifler sokaklarda teker teker öldürülüyor. Muhaliflerin evleri basılıyor, insanlar boğazlanıyor, evler ateşe veriliyor. Ölü sayısı her geçen saat artıyor. Libya kan gölüne dönmüş durumda ancak dünya sessiz, dünya suskun... Biz biliyoruz ki; halkını güdülecek sürü olarak gören, başkaldıranları lağım fareleri olarak niteleyen bu diktatörlerin ortak özelliğidir halkını katliamdan geçirmek. Bugün Muammer Kaddafi yapıyor bunu, dün Saddam Hüseyin ve Hafız Esad uygulamıştı bu kanlı yöntemi. 

Saddam Hüseyin emir verdi 16 Mart 1988'de Irak ordusu çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halepçe'ye girdi ve büyük bir katliam yaptı. Günler süren bu vahşet neticesinde 5 bin kişi hayatını kaybetti, binlercesi sakat kaldı. Tarihe kara bir leke olarak geçti Halepçe, hiç unutulmadı. Suriye'nin eli kanlı diktatörü Hafız Esad da, sırf, halkı Müslüman Kardeşler'e gönül verdiği için Hama halkını bir aya yakın sürede katliamdan geçirdi. 2 Şubat 1982'de başlayan katliamda, 70 bin Hamalı hayatını kaybetti. Tarihe kara bir leke olarak geçti Hama, hiç unutulmadı. Şimdi Libya'da yaşananlar da tarihe kara bir leke olarak geçecek. Bu katliamlar daha da büyümeden, tüm duyarlı STK'lar ve devletler harekete geçmeli; diktatör Kaddafi'ye dur denilmeli. Bizler şuna inanıyoruz ki; bu devrim hedefine ulaşacak, Kaddafi rejimi devrilecek ve halkına yaptığı bu katliamların hesabını tek tek verecek. Allah tüm mazlumlara, zalimlere karşı direniş gücü versin... 

23 Şubat 2011 Çarşamba

Diktatörler inatçıdır ancak halklar da sonuna kadar kararlıdır

Tarih, Libya'da yaşananları koltuk hırsına kapılan bir diktatörün kendi halkına karşı başlattığı kanlı ve kirli bir savaş olarak kaydedecek. Libya'nın akıl sağlığı bozuk diktatörü Muammer Kaddafi, halkının tüm çağrılarına kulağını tıkamış, gönlünü kapamış görünüyor. "Bana karşı bir darbe yaparlar" diyerek ordu dahi kurdurmayan, onun yerine paralı askerleri ve paramiliter grupları olan Kaddafi, gözü dönmüş bir şekilde halkına karşı katliam yapıyor. Ömer Muhtar'ın şehri Bingazi'den yükselen ve dalga dalga tüm Libya'ya yayılan özgürlük ve adalet isteğini kanla bastıracağını sanan eli kanlı diktatör Kaddafi, dün yaptığı konuşma ile iyice zıvanadan çıktığını tüm dünyaya gösterdi. Halkının üzerine savaş uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını, keskin nişancıları ve paralı askerlerini salan zorba Kaddafi, bir devrime besmele çeken Libya gençliğini, kimi hasta mihrakların tahrikiyle, para ve uyuşturucu karşılığında sokaklara çıkıp hükumet binalarına ve polislere saldırmakla suçladı. Bununla da yetinmedi ve kendi halkını "lağım fareleri" olarak nitelendirdi. Yandaşlarını sokaklara çıkmaya ve özgürlük çağrılarını boğmaya çağıran Kaddafi, taraftarlarından protestocuları ve liderlerini de vurmalarını istedi. 

Boğuk ve soğuk bir hitabet tarzı kullanan Kaddafi'nin, yaşananlar karşısında korktuğu ve sinirlendiği anlaşılıyor. 42 yıl boyunca haktan ve hukuktan nasibini almadan ülkesini yoksullaştıran, halkını aşağılayan bir diktatörün, son sözleri gibi geldi bana bu konuşması. Babaları zillete düçar olmuş bir nesil ayaklanıyor şimdi Libya'da. Bliyoruz; diktatörler inatçıdır. Kolay kolay yönetimden çakilmezler ama şuna da inancımız tam; diktatörler ne kadar inatçı olursa olsunlar halklar da sonuna kadar kararlıdır. Tunus ve Mısırlıların ardından, bu kez Libyalılar kıracaklar zincirlerini. Yolları açık olsun...

21 Şubat 2011 Pazartesi

Muammer Kaddafi için yolun sonu göründü

Libya'daki isyan her geçen saat büyüyor. Devletin silahlı ordusu, polisi, çevre ülkelerden gelen paralı askerleri, keskin nişancıları, rejim yanlısı militanları halka karşı savaş açmış durumda ancak isyan devrime doğru evriliyor, Libya yeni bir güne erişmenin heyecanını yaşıyor. Ülkenin bir çok şehrinden çok şiddetli çatışma haberleri geliyor. Şu ana kadar 500'e yakın Libyalı hayatını kaybetti, Libyalılar devrime şehitleriyle yürüyor... Rejim muhalifleri, polis merkezlerine düzenledikleri baskınlarda ele geçirdikleri silahlarla Kaddafi'nin askerlerine karşı zafer üstüne zafer kazanmaya başladılar. Bingazi başta olmak üzere bir çok şehir muhaliflerin yönetimine geçti. Hakan Albayrak'ın işaret buyurduğu gibi; Libya yanıyor, ama küllerinden özgürlük ve esenlik yükselecek inşaallah. 

Libya'daki dini liderler de halkı Kaddafi yönetimine karşı isyana çağırdı. Daha önce askerleri sivillere ateş açmaktan vazgeçirmeye çağıran Müslüman liderler, bu kez halkı, Muammer Kaddafi'ye karşı ayaklanmaya çağırdı. Müslüman liderler, Libya yönetimine karşı mümkün olan bütün araçlarla ayaklanmanın, herkesin dini sorumluluğu olduğunu kaydettiler. 42 yıllık diktatör Kaddafi için tehlike çanları çalıyor artık. Kaddafi yolun sonuna geldi. Gün değişim, özgürlük, esenlik ve adalet günü. 

20 Şubat 2011 Pazar

Kardeş Libya halkının şanlı direnişini selamlıyoruz

Tunus ve Mısır’ın ardından kıyama kalkan Libya halkı tarihlerindeki en zor günlerini yaşıyor. Başta Bingazi olmak üzere bir çok şehirden muhaliflere yönelik çok acımasız katliam haberleri geliyor. Şu ana kadar 300’ün üzerinde Libyalının öldüğü belirtiliyor. Sayı her geçen saat daha da artıyor. Türkiye’de olsa muhtar dahi seçilemeyecek kıymette biri olan Muammer Kaddafi’nin 41 yıllık diktatörlüğüne başkaldıran Libya halkı, ülkelerindeki değişim için ölümü göze almışa benziyorlar. Arap milliyetçiliği, İslam ve Sosyalizm karışımı ne idüğü belirsiz bir yönetim şeklini halkına zorla dayatan Kaddafi’nin yolun sonuna geldiği kesinleşti. Halkına karşı ölüm emri veren bir diktatörden daha acınası kim olabilir? Kaddafi’nin halkına açmış olduğu bu savaşta bizler de safımızı belirledik ve kardeş Libya halkı ile dayanışma içerisindeyiz. İtalyanlara karşı şanlı bir direniş örgütleyen Şehit Ömer Muhtar’ın memleketinde olan bitenler bizleri de yakından ilgilendiriyor. Şimdi Libya halkını dualarımızla destekleme zamanı. Zalimlikte sınır tanımayan, halkının isteklerine cevap vermek yerine kendi ailesi, partisi, kabilesi ve dostlarına hizmet eden bir diktatör, hiçbir İslam ülkesine yakışmamakta. 

Çağrı ve Ömer Muhtar gibi iki muhteşem filmin hayat bulmasına vesile olduğu için, Kıbrıs çıkarmasında bize her türlü desteği sağladığı için Kaddafi’ye teşekkür ediyoruz ancak bundan sonrası için ülkesi ve halkı adına olumlu bir adım atmasını bekliyoruz. 1971 yılından bu yana baskı ve zulüm altında yaşayan, en temel insan haklarından dahi mahrum kalan Libya halkının bu haklı direnişlerini selamlıyoruz. Yolları açık olsun...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Göğe savrulan yumruklar, zalim gitmedikçe iner mi hiç

Bir uçtan bir uca Arap halkları ayakta. İslam dünyasının sessizleri, yetimleri, mazlumları, ezilmişleri, yok sayılmışları ses yükseltiyor, isyan bayrağını dalgalandırıyor. Yemen, Bahreyn ve Libya'dan dalga dalga isyan haberleri geliyor. Tunus'un tutuşturduğu, Mısır'ın harladığı devrim ateşini Arap dünyasının gençleri bir umut büyütüyor. Mısır ve Tunus'taki halk devrimlerinden cesaret alan muhaliflerin salı gününden bu yana protesto gösterileri düzenlediği Libya'da gerilim her geçen gün tırmanıyor. Arap dünyası ve Afrika'nın en uzun süreli iktidarda kalan diktatörü Muammer Kaddafi'nin koltuğu sallanmaya başladı. Kaddafi'ye hiç bir zaman pirim vermeyen Bingazi şehrinin başı çektiği isyan dalgası, ülkenin bir çok şehrine sıçramış durumda. 41 yıllık diktatör Kaddafi ise halkının sesine kulak vermek yerine, göstericilerin üzerine ateş edilmesi emrini verdi. Şimdiye kadar 100'e yakın Libyalı devrim yolunda hayatını kaybetti. Arap dünyasının en fakir ülkesi Yemen'de de on binler, diktatör Ali Abdullah Salih'in istifası için kıyama geçmiş durumda. 10. gününe giren protestolarda ülkeden çatışma haberleri gelmeye devam ediyor. Şimdiye kadar 10'a yakın Yemenlinin polis kurşunuyla hayatını kaybettiği ülkede, muhaliflerin üzerine el bombaları atılıyor, gerçek mermiler kullanılıyor. İnci meydanını dolduran Bahreynliler ise ordunun sert müdahalesi ile karşılaştı. ABD'nin en sadık müttefiklerinden olan Bahreyn, yıllardır kral zulmü altında inliyor. Rejim güçlerinin silahlı saldırısı sonucu yaralananları hastanelere taşımaya giden ambulansların tanklar tarafından durdurulduğu, yaralıları tedavi etmeye çalışan sağlık görevlilerinin de polislerin saldırısına uğradığı bilgisi geliyor ülkeden. 

On yıllardır tek adam yönetimleri altında, zilletin, yoksulluğun, sömürünün her türlüsünü yaşayan Arap halkları onurlarını geri kazanmanın telaşında. Biliyoruz ki; bu isyan ateşi kolay kolay sönmeyecek. Aynen grup Yürüyüş'ün Özgürlük türküsünde dillendirdiği gibi:


dağlardayız biz ovalarda
makinâ başında sıralarda
sürdürüyoruz kavgamızı
zalîmler boğulaya...
***
alev alan ateş söner mi hiç
özgürlük türküleri biter mi hiç
göğe savrulan yumruklar
zalim gitmedikçe iner mi hiç
***
haydin çocuklar, gençler, kadınlar
yükseltelim feryadımızı
Allah sözünü hakim kılmak için
tağutları yıkalım...

17 Şubat 2011 Perşembe

Tunus ve Mısır'dan esen rüzgar, Arap coğrafyasını ateşliyor


Başka bir yazının konusu olacak ama sonra söyleyeceğimi şimdi diyeyim; Arap dünyasına, daha genelde İslam dünyasına bu diktatörlükler, bu tek adam yönetimleri, bu krallıklar, hanedanlıklar, bu despot, caberrut, sıkı yönetim aşığı, bu ABD İsrail kuklası yönetimler hiç yakışmıyor. Hepsinin bir an önce halkını önemseyen yönetimlerle yer değiştirmesini bekliyorum. İşte bu istikamette Tunus ve Mısırlıların başını çektiği halk hareketlerine Cezayir, Yemen, Libya ve Bahreyn halklarının katkı sunmasını önemsiyorum. Tek adamların hüküm sürdüğü, olağanüstü hallerin olağan halde yaşandığı, sosyal adaletin, özgürlüklerin, şeffaflığın, fırsat eşitliğinin olmadığı Arap coğrafyası bir baştan bir başa kendi gücünü keşfetmenin, zorbalığa, haksızlığa, diktatörlüğe karşı çıkmanın heyecanını yaşıyor. 
*1991'deki askeri darbenin ardından cuntanın sadık adamı Abdulaziz Buteflika tarafından yönetilen Cezayir diken üstünde. 
*30 yıldır diktatör Ali Abdullah Salih'in yönetimindeki Yemen'de gösterilerin ardı arkası kesilmiyor. 
*1971 yılından bu yana Şeyh Halife Bin Sallah'ın görevde olduğu Bahreyn halkı ayakta. 
*41 yıldır Muammer Kaddafi'nin tek adam olduğu Libya'da tüm baskılara rağmen halk sesini duyurmanın telaşını yaşıyor.
On yıllardır ABD desteğiyle ya da ABD korkusunu istismar ederek hüküm süren diktatörler, yıkılacakları günün yaklaştığını an be an hissediyorlar. Halklarının meşru taleplerine kulaklarını tıkayan, sadece kendi ailesi, kabilesi ve partisinin isteklerini yerine getiren tek adamların koltuğu sallanıyor artık. Tunus ve Mısır halkı bunu başardı. Umarım Cezayir, Libya, Bahreyn, Ürdün, Yemen, Suriye halkları da bu zoru başarırlar ve demokrasi yolunda önemli bir adım atarlar.