Tunus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tunus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2011 Salı

Ümmet iktidara yürüyor...

Ümmetin delikanlıları besmele çeke çeke, güle oynaya, emin adımlarla, halkların onayı ile ülkelerinin yönetimlerini birer birer devralıyor. Bu manzara karşısında şükretmemek, gözyaşı dökmemek, kalpten bir “Allahuekber” dememek nankörlüğün dik alası olur. Rahmetli Erbakan’ın 10 yıllar öncesinden en büyük hayali; İslam ülkelerinde halkın içinden, seçilerek gelenlerin kendi ülkelerini yönetme iradesi göstermeleri idi. İşte şimdi yaşadığımız bu günlerde, bu mübarek hayal hayata geçiyor... Mısır’daki seçimlerde Müslüman Kardeşler’in partisi her türlü kirli propagandaya rağmen halkın teveccühüne mazhar oluyor. Tunus’ta yılların NAHDA’sı sandıkları patlatıp birinci geliyor. Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti kurmaya hak kazanıyor. Bunların dışında Bosna’da Alija’nın gözbebeği SDA, Filistin’de Şeyh Ahmet Yasin’in HAMAS’ı, demokrasinin nimetlerinden en güzel şekilde faydalanıyor.

Bir zamanların “ham hayal” denilerek küçümsenen güzellikleri, şimdi sıradan başarılar olmaya başladı bile. Bu manzaraya inşallah en kısa zamanda Suriye İhvanı da, İran İhvanı da, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan İhvanı da dahil olacak. 10 yıllardır tek adamların zulüm ve dikta yönetimi altında rahat yüzü görmeyen İslam ülkeleri, bir devrime besmele çeken özgürlük ve adalet hareketleri ile yeniden o özlemini duyduğu günlere kavuşacak. Buna olan inancımız kavi, duamız kavi, umudumuz kavi... Komplocuların, mezhepçi baykuşların, diktatör yardakçılarının ise canı cehenneme… 

25 Ekim 2011 Salı

Tunus'ta seçimleri halk kazandı

Arap Baharı'nın ilk kıvılcım verdiği ülke olan Tunus'ta yeni anayasayı yapacak kurucu meclis için ilk seçim dün yapıldı. 24 yıllık Zeynel Abidin döneminin sona ermesinin ardından yapılan bu ilk demokratik seçimlerden beklenildiği gibi Nahda Hareketi birinci parti olarak çıktı. Tunus halkı, tüm korkutma ve yanlı yönlendirmelere karşın Raşid Gannuşi'nin liderliğindeki Nahda Hareketi'ne güvendiğini deklare etmiş oldu. Bu seçim ve sonuçları, Arap Baharı'nın seyri açısından çok önemli. Tunus, demokratik yürüyüşünü kesintisiz ve kayıpsız geçerse, bu başta Mısır ve Libya olmak üzere tüm Arap ülkelerine olumlu yansıyacaktır. Tek adam yönetimi altında sesinin çıkmasına müsaade edilmeyen muhalefet, şimdi özgür ve adil bir Tunus için kolları sıvayıp, bölgenin ilk demokratik yönetimini oluşturmalı. 

Sürgünden döndükten sonra iki kez Türkiye'ye gelen Raşid Gannuşi, partisine Türkiye'yi örnek aldığını söylüyordu. Demokrasi mücadelesinde gösterdiklkeri çaba için Erbakan ve Erdoğan'a duyduğu sempatiyi her fırsatta dile getiriyordu. Gannuşi, yıllardır sürdüğü mücadelesinde nihayet hak ettiği karşılığı aldı. Tunus, kendi evladına kucak açtı, onu geleceğin Tunus'unu inşa etmesi için yetkilendirdi. Allah utandırmasın...  

26 Nisan 2011 Salı

Suyu ısınan diktatör halkını ateşe atıyor

On yıllardır tek adam yönetiminden başka bir şey görmeyen Arap halkları, Tunus halkının cesareti sayesinde ayağa kalkmaya başladı. Önce Tunus, Zeynel Abidin Bin Ali'yi gönderdi, ardından Mısır halkı yılların firavunu Hüsnü Mübarek'i tahtından indirdi. "Domino etkisi olur diğer ülke halkları da kendi diktatörlerini alaşağı eder" derken; Kaddafi, Ali Salih ve Esad koltuk uğruna halklarını katletmeyi mübah gördü. Tek adamlar suları ısındıkça, halklarını ateşe atmaya başladılar.

Tek adam ve tek parti yönetimi Arap halklarının kaderiymiş gibi hareket eden bu isimler; kendi ceplerini doldurmaktan, kendi adamlarını kayırmaktan, kendi istikballerini halkın geleceğinden önde görmekten başka hiç bir şey veremediler ülkelerine. Ellerine geçen yöneticilik fırsatını halkları uğruna en iyi şekilde değerlendirip adil ve özgürlükçü bir devlet adamı olarak anılmak yerine; zalim, ceberrut ve eli kanlı katil yöneticiler olarak anılacaklar. İşte gözlerimizin önünde şahit olduklarımız; bir yanda Libya diğer yanda Suriye, Bahreyn, Yemen... Biliyoruz; kolay değil bir devrime hayat vermek ama olacak inşallah... Devrim şehitleriyle yürüyecek zafere... 

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bir inkılaptır bu, güneş gibi doğdu


Tunus'dan Mısır'a, Libya'dan, Bahreyn, Cezayir ve Yemen'e kadar koca bir İslam coğrafyası devrimler çağına girmenin heyecanı içerisinde. Bir uçtan bir uca; diktatörler, tek adamlar, firavunlar, zalimler, tiranlar, tağutlar birer birer yıkılıyor. Bize düşen; bu gelişmeleri doğru okumak, mazlum halkların yanında yer almak, dualarımızı eksik etmemek. Ne diyoruz; 1-2-3 daha fazla devrim...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Göğe savrulan yumruklar, zalim gitmedikçe iner mi hiç

Bir uçtan bir uca Arap halkları ayakta. İslam dünyasının sessizleri, yetimleri, mazlumları, ezilmişleri, yok sayılmışları ses yükseltiyor, isyan bayrağını dalgalandırıyor. Yemen, Bahreyn ve Libya'dan dalga dalga isyan haberleri geliyor. Tunus'un tutuşturduğu, Mısır'ın harladığı devrim ateşini Arap dünyasının gençleri bir umut büyütüyor. Mısır ve Tunus'taki halk devrimlerinden cesaret alan muhaliflerin salı gününden bu yana protesto gösterileri düzenlediği Libya'da gerilim her geçen gün tırmanıyor. Arap dünyası ve Afrika'nın en uzun süreli iktidarda kalan diktatörü Muammer Kaddafi'nin koltuğu sallanmaya başladı. Kaddafi'ye hiç bir zaman pirim vermeyen Bingazi şehrinin başı çektiği isyan dalgası, ülkenin bir çok şehrine sıçramış durumda. 41 yıllık diktatör Kaddafi ise halkının sesine kulak vermek yerine, göstericilerin üzerine ateş edilmesi emrini verdi. Şimdiye kadar 100'e yakın Libyalı devrim yolunda hayatını kaybetti. Arap dünyasının en fakir ülkesi Yemen'de de on binler, diktatör Ali Abdullah Salih'in istifası için kıyama geçmiş durumda. 10. gününe giren protestolarda ülkeden çatışma haberleri gelmeye devam ediyor. Şimdiye kadar 10'a yakın Yemenlinin polis kurşunuyla hayatını kaybettiği ülkede, muhaliflerin üzerine el bombaları atılıyor, gerçek mermiler kullanılıyor. İnci meydanını dolduran Bahreynliler ise ordunun sert müdahalesi ile karşılaştı. ABD'nin en sadık müttefiklerinden olan Bahreyn, yıllardır kral zulmü altında inliyor. Rejim güçlerinin silahlı saldırısı sonucu yaralananları hastanelere taşımaya giden ambulansların tanklar tarafından durdurulduğu, yaralıları tedavi etmeye çalışan sağlık görevlilerinin de polislerin saldırısına uğradığı bilgisi geliyor ülkeden. 

On yıllardır tek adam yönetimleri altında, zilletin, yoksulluğun, sömürünün her türlüsünü yaşayan Arap halkları onurlarını geri kazanmanın telaşında. Biliyoruz ki; bu isyan ateşi kolay kolay sönmeyecek. Aynen grup Yürüyüş'ün Özgürlük türküsünde dillendirdiği gibi:


dağlardayız biz ovalarda
makinâ başında sıralarda
sürdürüyoruz kavgamızı
zalîmler boğulaya...
***
alev alan ateş söner mi hiç
özgürlük türküleri biter mi hiç
göğe savrulan yumruklar
zalim gitmedikçe iner mi hiç
***
haydin çocuklar, gençler, kadınlar
yükseltelim feryadımızı
Allah sözünü hakim kılmak için
tağutları yıkalım...

17 Şubat 2011 Perşembe

Tunus ve Mısır'dan esen rüzgar, Arap coğrafyasını ateşliyor


Başka bir yazının konusu olacak ama sonra söyleyeceğimi şimdi diyeyim; Arap dünyasına, daha genelde İslam dünyasına bu diktatörlükler, bu tek adam yönetimleri, bu krallıklar, hanedanlıklar, bu despot, caberrut, sıkı yönetim aşığı, bu ABD İsrail kuklası yönetimler hiç yakışmıyor. Hepsinin bir an önce halkını önemseyen yönetimlerle yer değiştirmesini bekliyorum. İşte bu istikamette Tunus ve Mısırlıların başını çektiği halk hareketlerine Cezayir, Yemen, Libya ve Bahreyn halklarının katkı sunmasını önemsiyorum. Tek adamların hüküm sürdüğü, olağanüstü hallerin olağan halde yaşandığı, sosyal adaletin, özgürlüklerin, şeffaflığın, fırsat eşitliğinin olmadığı Arap coğrafyası bir baştan bir başa kendi gücünü keşfetmenin, zorbalığa, haksızlığa, diktatörlüğe karşı çıkmanın heyecanını yaşıyor. 
*1991'deki askeri darbenin ardından cuntanın sadık adamı Abdulaziz Buteflika tarafından yönetilen Cezayir diken üstünde. 
*30 yıldır diktatör Ali Abdullah Salih'in yönetimindeki Yemen'de gösterilerin ardı arkası kesilmiyor. 
*1971 yılından bu yana Şeyh Halife Bin Sallah'ın görevde olduğu Bahreyn halkı ayakta. 
*41 yıldır Muammer Kaddafi'nin tek adam olduğu Libya'da tüm baskılara rağmen halk sesini duyurmanın telaşını yaşıyor.
On yıllardır ABD desteğiyle ya da ABD korkusunu istismar ederek hüküm süren diktatörler, yıkılacakları günün yaklaştığını an be an hissediyorlar. Halklarının meşru taleplerine kulaklarını tıkayan, sadece kendi ailesi, kabilesi ve partisinin isteklerini yerine getiren tek adamların koltuğu sallanıyor artık. Tunus ve Mısır halkı bunu başardı. Umarım Cezayir, Libya, Bahreyn, Ürdün, Yemen, Suriye halkları da bu zoru başarırlar ve demokrasi yolunda önemli bir adım atarlar.

10 Şubat 2011 Perşembe

Olaylar, cahilliğimizi gözler önüne serdi

Tunus ve Mısır'da yaşanan olaylar, başta ortadoğu coğrafyası olmak üzere bölgeye ne kadar bigane kaldığımızı gözler önüne serdi. Tunus'a dair bildiklerimiz yok denecek kadar az. Tunus deyince aklımıza gelen yegane figür; NAHDA Hareketi ve onun sürgündeki lideri Raşid Gannuşi. Türk kamuoyu ve medyası ne yazıkki ne bu hareketi, ne de liderini tam anlamıyla yorumlayacak, analiz edecek, oturup hakkında 4 satır yazı kaleme alacak yetkinlikte değil. En bilgili gördüklerimiz, batılı gazete ve dergilerden tercüme yoluyla bir şeyler yazabiliyor. Onun ötesine geçenimiz ne yazık ki yok. Bu konularda Mısır'a dair bilgilerimiz de küf tutmuş derecede eski ve eksik. Olayların çıkmasıyla birlikte Türk medyasının bölgeye dair yaptığı yayınları takip etmeye çalışıyorum. Durum ne yazıkki iç açıcı değil. Mısır siyasetine dair "Müslüman Kardeşler" diye bir şey duymuşuz, kurucusunu hasbel kader öğrenmişiz ama haklarında derinlikli bir bilgiye sahip değiliz. Şöyle dört başı mamur bir Müslüman Kardeşler analizi okumaya hasret kaldık. "Hah işte yazılmış. Bunda kesin güzel şeyler var" dediğimizde bile fahiş bilgi yanlışları göze çarpıyor. Hareketin kurucusu Hasan El Benna'dan bahsediliyor, adamın nasıl öldüğü konusunda dahi yanlış bilgi veriliyor. Böyle kaç yazı okudum; Benna'nın Mısır yönetimi tarafından idam edildiğini anlatan. "Cahilliğin bu kadarına pes doğrusu" diyor insan. Yeri gelmişken aktarayım; Hasan El Benna, Şubat 1949'da Kahire'de bir suikast sonucu öldürüldü. Kan kaybından ölmesi için hastaneye götürülmesine dahi izin verilmedi. İdam edilen Müslüman Kardeşler üyesi ise, Seyyid Kutub'tur.

Son yıllarda sayıları hızla artan haber kanallarımız da ne yazıkki yaşananları yansıtmak konusunda sınıfta kaldı. Tahrir meydanına milyonlar toplanmış. Mısır alev alev devrim ateşi ile yanıyor ama bizim haber kanallarımız başka bir gezegenden yayın yapıyor sanki. Allah'tan El Cezire var da, ne olup bittiğini öğrenebiliyoruz. Türk medyasının bu tarz konularda reaksiyon gösterememesinin nedenleri iyi araştırılmalı. Önümüzdeki günler daha nice önemli olaylara gebe. Kendimizi ve bilgimizi gelişen dünyaya göre ayarlamalıyız. Yoksa avallıktan başka bir pay düşmez payımıza...

6 Şubat 2011 Pazar

Suudi Arabistan Baş Müftüsü neyi savunuyor?


Tunus'da ve Mısır'da halklar başkaldırıyor, zalim ve diktatör idarecileri alaşağı ediyor. Ümmetin her bir ferdi bu tablo karşısında heyecan duyuyor. Duasıyla, sözüyle, eylemiyle kardeşlerini destekliyor. Ama bu “küresel intifada” birilerini fena halde geriyor, üzüyor, sarsıyor, rahatsız ediyor. İşte bunlardan biri de Suudi Arabistan'ın baş müftüsü Şeyh Abdülaziz Şeyh. Tunus ve Mısır'daki halk devrimlerine alçakça saldırmaktan geri durmayan Şeyh Abdülaziz Şeyh, Mısır, Tunus ve diğer yerlerdeki ayaklanmaları İslam düşmanlarının Arap ülkelerindeki istikrarı bozma amaçlı komploları olarak nitelendirmiş. Hazret acaba hangi istikrardan bahsediyor? Halkları koyun gibi gütme, milleti demir yumrukla ezme, halkları yoksullaştırmaya mı istikrar diyor. Yerin dibine batsın böyle istikrar. Yerin dibine batsın böyle yönetimler…

Cumartesi günü yayınlanan Suud gazetelerine göre baş müftü, Arap ülkelerindeki kıyamların "İslam düşmanlarının İslam dünyasını bölme amaçlı fitne hareketleri" olduklarını iddia etti. Şark el Evsat gazetesi de Müftü Şeyh Abdülaziz el Şeyh’in “Bu kaos İslam düşmanlarından ve onları takip eden kişilerden kaynaklanıyor. Gösteriler kan dökülmesine ve hırsızlığa yol açtı” dediğini aktardı. Bence Şeyh, bu devrimlerin ucunun kendi ülkesine de dokunacağını iyi bildiği için böyle konuşuyor. Tunus’un devrik diktatörü Zeynelabidin bin Ali’nin Suudi Arabistan'a kaçması boşuna değilmiş. Ne diyelim; diktatör diktatörün kötü gün dostudur, ama korkunun da ecele hiç faydası yoktur.

4 Şubat 2011 Cuma

Yemen halkına selam olsun!

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da isyan ve devrim sesleri eksik olmuyor. Tunus ve Mısır'ın ardından Yemen halkı da 30 yıllık diktatör Ali Abdullah Salih yönetimine karşı ayaklandı. En bilindik türkümüzün öznesi olan Yemen, bize en uzak ülkelerden biri aslında. Haritadaki yerini bulmamız bile kolay değil. Ama biliyoruz ki, orada da halk, zalim bir diktatörün zulmü altında eziliyor. Uzun yılların öfkesini biriktiren on binlerce yoksul Yemenli, cadde ve meydanları doldurarak, Mısır halkının attığı sloganların aynısını atarak “halk, yönetimin değişmesini istiyor” şeklinde haykırmaya başladı. On yıllardır sessizliğe, zillete, yoksulluğa ses çıkarmayan Arap halklarının üzerlerindeki ölü toprağını silkelemeye başlaması umut verici bir gelişme. Buna Yemen halkının da katılmasını önemsiyorum.
Halkının öfkesinden korkan diktatör Ali Abdullah Salih ise parlamentoda yaptığı son konuşmasında yeniden cumhurbaşkanı adayı olmayacağını ve oğlunu yerine getirmeyeceğini söyledi. Amerika'nın can dostu Salih'in can havliyle söylediği bu sözler iyi bir gelişme. Bunu önemsiyorum. Tunus halkı kıvılcım oldu, Mısır ateşi harladı, diğer halklar ateşi diri tutmak için harekete geçti. 1-2-3 daha fazla devrim...

30 Ocak 2011 Pazar

Tunus'dan iyi haberler geliyor

Tunus'dan iyi haberler gelmeye devam ediyor... Zalim Bin Ali'nin ülkeyi terk etmesinin ardından, normalleşme yönünde adımların atıldığı Tunus'da rejim muhalifi Tunus İslami Hareket Partisi'nin (NAHDA) sürgündeki lideri Raşid Gannuşi ülkesine döndü. Gannuşi'yi havalananında binlerce Tunuslu sevinç gösterileri ile karşıladı. Gannuşi'nin yıllar sonra ülkesine dönmesi önemli bir gelişme. Tunus'un demokrasi yolunda atacağı adım açısından önemli bir kilometre taşı. Her röportajında kendisine Türkiye'deki demokrasi mücadelesini örnek aldığını belirten Gannuşi, Erbakan başta olmak üzere Erdoğan ve Kurtulmuş'un siyasi yürüyüşünün NAHDA'ya büyük örneklik teşkil ettiğine vurgu yapıyordu. Tunus için önemli olan "adalet ve demokrasiden" taviz verilemeyeceğini belirten Gannuşi, en kısa zamanda seçimlerin yapılmasını ve Tunus halkının seçimine rıza gösterilmesini istiyordu. 

22 yıldır İngiltere'de sürgünde vatan hasretiyle yaşayan Raşid Gannuşi'nin ülkesine sevinç gösterileri eşliğinde dönmesini önemsiyorum. İnşallah, zoru başaran Tunuslular, bundan sonra ülkeleri için birlik olup, ortaya adil ve demokratik bir Tunus çıkarırlar.     

27 Ocak 2011 Perşembe

Bundan böyle Firavunlara rahat yok

Dün Tunus, bugün Mısır... Amerika'nın arka bahçeleri birer birer alevlere teslim oluyor. "Dost ve müttefik rejimler" sarsılıyor. Onlarca yıl nefesleri kesilen, adam yerine konmayan, koyun gibi güdülen kitleler sokaklara iniyor, yolsuz ve kirli yönetimleri sorguluyor, diktatörleri ve zalimleri ülkelerinden yolcu ediyor. ABD endişeli, İsrail endişeli, Fransa endişeli, iki yüzlü Batı endişeli, bölgedeki rejimlerin firavunları endişeli. Tunus zor olanı başardı. Ancak asıl zorluk şimdi başlıyor. Zalim Bin Ali gitti, şimdi onun rejimi de gitmeli. Yerine adil ve demokratik bir yönetim gelmeli. Şimdi sıra 30 yıllık Mübarek rejiminin demir yumrukla yönettiği Mısır'da. Nil'in kavruk çocukları meydanlara çıktı, sokakları şenlendiriyor. Şimdiye kadar 7 kişi hayatını kaybetti 600'ü aşkın Mısırlı tutuklandı. Muhtemelen tutuklular ağır işkencelerden geçiriliyor. Bıçak kemiğe dayandı. Bunun geri dönüşü olmaz. İnşallah Mısırlılar da zoru başarır ve Mübarek diktatörlüğüne son verir.

Dün Tunus, bugün Mısır... Gözlerimiz ve kulaklarımız, bölge ülkelerinden gelecek müjdeli haberlerde. Ürdün, Suriye, Fas, Suudi Arabistan, Katar, Cezayir ve diğer ülke haklarının da başlarındaki firavunlardan, zalimlerden, diktatörlerden kurtulmalarını diliyoruz. Ne diyor şair Mehmet Akif İnan; Her eylem yeniden diriltir beni...

20 Ocak 2011 Perşembe

Tunus tamam inşallah


Ortadoğu'nun kaderi mi diktatörlerin yönetimi altında yaşamak? Arap ülkeleri bir baştan bir başa, zalim ve hain yöneticilerin elinde. Halklarını güdülecek koyun gibi gören, özgürlükler ve haklar konusunda kıllarını kıpırdatmayan bu yöneticiler, koltuklarından olacakları günü eminim korku içerisinde bekliyorlardır. Onlardan biri de Tunus'un 23 yıllık diktatörü Zeynelabidin Bin Ali idi. Sülalesinden oluşan mafyavari bir oluşumla ülkesini elinde tutan Bin Ali, Tunusluların ayaklanması ile ne kadar kof ve korkak bir yönetici olduğunu kanıtladı ve soluğu Suudi Arabistan'da aldı. Tunusluların ellerine sağlık... Ancak Tunus'un işi daha bitmedi aksine şimdi yeni başlıyor. Adil ve hakkaniyetli bir yönetimin iş başına gelemsi için tüm Tunus halkı baş başa vermeli ve başardıkları bu güzel işi akim bırakmayacak bir mutlu sona imza atmalılar.

Görüldüğü kadarıyla yıllardır yurt dışında sürgün hayatı yaşayan rejim muhalifleri ülkeye dönmeye başladı. Hapishanelerdeki tutuklu siyasi mahkumlar da salıveriliyor. Bunlar iyi gelişmeler. Umarım Tunus, diğer halklara örnek olacak bir olgunluk içerisinde yepyeni bir Tunus meydana getirir. Ne diyelim; darısı diğer diktatörlerin başına...