Müslüman Kardeşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslüman Kardeşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

Hasan El Benna'nın düşleri gerçek oluyor

30 yıllık Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinin ardından yapılan ilk demokratik seçimlerin resmi sonuçları açıklandı. Mısır halkının on yıllar sonra ilk kez özgür iradeleri ile yaptıkları seçimin galibi, Mısırlı Alim Hasan El Benna'nın kurduğu ve uğrunda şehit düştüğü Müslüman Kardeşler'in Hürriyet ve Adalet Partisi oldu. 508 sandalyeden oluşan Mısır Halk Meclisi için yapılan üç aşamalı seçimlerin sonucunda, Hürriyet ve Adalet Partisi yüzde 47.18 oy oranı ile 235 milletvekili çıkardı. Selefi çizgideki Nur Partisi yüzde 24.29 oy oranı ile 121 koltuk kazanırken, Mısır'ın en eski partisi olan Liberal çizgideki Vefd, yüzde 9'a yakın bir oy oranı alarak 38 milletvekilliği kazandı.

Hüsnü Mübarek döneminde siyaset yapmasına izin verilmeyen, mensupları baskı altında tutulan, yöneticileri sık sık hapse atılan, suikastlar ve idamlarla şehit edilen Müslüman Kardeşler, tek adam rejiminin devrilmesinin ardından yapılan seçimlerden halkın teveccühünü kazanarak çıkmış oldu. Şimdi omuzlarında büyük bir sorumluluk var. Mübarek sonrasının Mısır'ını inşa edecek olan İhvan, umarız Mısır halkının isteği doğrultusunda bir yönetim sergiler. Tek adamlıktan, askeri yönetime evrilen Mısır, demokratik bir yönetimi fazlasıyla hak ediyor. Tahrir'in gençleri bunu istiyor.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tahrir bir kez daha devrim için kükredi

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in yönetimi bırakmasına vesile olan devrimin ardından 10 ay geçti. Yıllardır hayal edilen "Mübareksiz bir Mısır" gerçeğe dönüştü. Ancak bu kez da onun yerini ordu aldı. Yüksek Askeri Konsey, Mübarek sonrası yönetime geçti ve ülkeyi Mübarek'ten farksız uygulamalarla yönetmeye başladı. 28 Kasım'da seçime gidiyor Mısır. Uzun bir mücadele döneminin ardından ilk kez özgürce seçim yapacaklar. Ancak, yönetimde bulunan Mısır ordusu, seçim sonrası kendi gücünü garantiye almak için bir takım atraksiyonlara girişiyor. "Rejimin koruyucusu ve kollayıcısı ordudur" tarzında vazifeleri üstlenmeye çalışıyor. Ancak tırnaklarıyla kazıya kazıya, dayak yiye yiye bir devrime imza atan Mısırlılar, ordunun bu kurnaz oyunlarına pabuç bırakmaya pek de niyetli görünmüyor. Bu kapsamda dün Tahrir meydanı bir kez daha tarihi günlerinden birini yaşadı. Ülkenin en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bir çok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu, büyük bir gösteri ile "siyaseti orduya bırakmayacağız" mesajı verdi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, yönetimin bir an evvel askerlerden alınıp sivillere geçmesi gerektiğini haykırdı. 

Bir devrime ev sahipliği yapan Tahrir, devrim sonrası bu kez de yönetimin siviller eliyle yeniden dizaynı konusunda sözünü söylemiş oldu. Tüm Arap dünyasına esaslı bir selam göndermiş oldular. Hele ki alanda açılan dev Suriye bayrağı ve atılan "yaşasın özgür Suriye" sloganları, Esad yönetimini devirmek için gün sayan Suriye halkına da büyük bir moral oldu. Devrimlerine sahip çıkan Mısır'ın asil evlatlarına tebriklerimizi gönderiyoruz. Mübarek gittiğinde ne demiştik; asıl devrim şimdi başlıyor...

30 Nisan 2011 Cumartesi

Ölümlere rağmen direniş sürüyor

Suriye'den hiç de iyi haberler gelmiyor. Bir devrime bemele çekmenin heyecanını taşıyan Suriyelilerin Baas rejimi askerince bir bir öldürüldüğü bilgilerini okuyoruz. Sadece dünkü gösterilerde 100'e yakın kişinin öldüğü belirtiliyor. Ancak ölümlere rağmen direniş sürüyor, devrim heyecanı devam ediyor. Rejim karşıtı onbinlerce Suriyeli, protestoları bastırmak için gönderilen takviye askerlere ve tanklara rağmen cuma namazı sonrası yine meydanlara indi. Yine özgürlük ve adalet taleplerini dile getirdi. 

Gösterilerin başladığı 18 Mart'tan bu yana sessizliğini koruyan Müslüman Kardeşler hareketi de "öfke günü" olarak ilan edilen dün düzenlenen gösterilere destek verdi. Hareketten yapılan açıklamada, Beşar Esed rejiminin ülkede soykırım uyguladığına dikkat çekildi ve halka tiranlara boyun eğmemeleri çağrısı yapıldı. Müslüman Kardeşler açıklamasında; "Allah sizi özgür yarattı, tiranların sizi köleleştirmelerine izin vermeyin. Bağımsızlık ve haysiyet için tek ses olun." denildi. 

Türkiye'den de Suriye halkına destek gösterileri devam ediyor. Esad rejiminin katliamlarına “Dur” demek ve Suriye halkının direnişine destek vermek amacıyla dün Cuma namazının ardından Fatih Camii’nden Saraçhane Parkı’na bir yürüyüş gerçekleştirildi. Kadın erkek yüzlerce istanbullu ve Suriyeli'nin de katıldığı yürüyüş, Arap ülkelerindeki devrim hareketlerin olan inancı bir kez daha göstermiş oldu.

13 Şubat 2011 Pazar

Hasan El Benna'yı Rahmetle anıyoruz

Mısır'daki devrimi kutladığımız şu günlerde özelde Mısır için ama genelde tüm İslam dünyası için önemli bir isim olan Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El Benna’yı, şehadetinin 62. Yıldönümünde Rahmetle anıyoruz. Biliyoruz ki başta Mısır olmak üzere tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devrimci halk hareketlerinde onun çektiği besmelenin bereketi var. Bir uçtan bir uca koca bir ümmet coğrafyasını fikirleri ve hareketiyle etkileyen bu dava adamı, 12 Şubat 1949’da, Kahire’de uğradığı silahlı suikast sonucu Hakk’a yürüdü. Yürüyüşü ne bereketli ki; bugün ardından milyonlar gidiyor...   


Hasan El Benna’nın 10 öğüdü:

1- Birlik en büyük hedeftir.  Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.
2- 'Lailahe illallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.
3- Kusuru nefsinde ara, muhaliflerin hakkında iyi şeyler düşün.
4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme.
5- Tartışma ve kibir yok.
6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir.
7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol.
8- Her zaman ortak düşmanı ön planda tut.
9- İş ve üretim ufkunu aç.  Her kardeş,  -özel hayatındaki işlerine ilave olarak- her gün bir miktar Kur'an okumalı,  yatmadan mutlaka nefsini muhasebe etmelidir.
10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.

10 Şubat 2011 Perşembe

Olaylar, cahilliğimizi gözler önüne serdi

Tunus ve Mısır'da yaşanan olaylar, başta ortadoğu coğrafyası olmak üzere bölgeye ne kadar bigane kaldığımızı gözler önüne serdi. Tunus'a dair bildiklerimiz yok denecek kadar az. Tunus deyince aklımıza gelen yegane figür; NAHDA Hareketi ve onun sürgündeki lideri Raşid Gannuşi. Türk kamuoyu ve medyası ne yazıkki ne bu hareketi, ne de liderini tam anlamıyla yorumlayacak, analiz edecek, oturup hakkında 4 satır yazı kaleme alacak yetkinlikte değil. En bilgili gördüklerimiz, batılı gazete ve dergilerden tercüme yoluyla bir şeyler yazabiliyor. Onun ötesine geçenimiz ne yazık ki yok. Bu konularda Mısır'a dair bilgilerimiz de küf tutmuş derecede eski ve eksik. Olayların çıkmasıyla birlikte Türk medyasının bölgeye dair yaptığı yayınları takip etmeye çalışıyorum. Durum ne yazıkki iç açıcı değil. Mısır siyasetine dair "Müslüman Kardeşler" diye bir şey duymuşuz, kurucusunu hasbel kader öğrenmişiz ama haklarında derinlikli bir bilgiye sahip değiliz. Şöyle dört başı mamur bir Müslüman Kardeşler analizi okumaya hasret kaldık. "Hah işte yazılmış. Bunda kesin güzel şeyler var" dediğimizde bile fahiş bilgi yanlışları göze çarpıyor. Hareketin kurucusu Hasan El Benna'dan bahsediliyor, adamın nasıl öldüğü konusunda dahi yanlış bilgi veriliyor. Böyle kaç yazı okudum; Benna'nın Mısır yönetimi tarafından idam edildiğini anlatan. "Cahilliğin bu kadarına pes doğrusu" diyor insan. Yeri gelmişken aktarayım; Hasan El Benna, Şubat 1949'da Kahire'de bir suikast sonucu öldürüldü. Kan kaybından ölmesi için hastaneye götürülmesine dahi izin verilmedi. İdam edilen Müslüman Kardeşler üyesi ise, Seyyid Kutub'tur.

Son yıllarda sayıları hızla artan haber kanallarımız da ne yazıkki yaşananları yansıtmak konusunda sınıfta kaldı. Tahrir meydanına milyonlar toplanmış. Mısır alev alev devrim ateşi ile yanıyor ama bizim haber kanallarımız başka bir gezegenden yayın yapıyor sanki. Allah'tan El Cezire var da, ne olup bittiğini öğrenebiliyoruz. Türk medyasının bu tarz konularda reaksiyon gösterememesinin nedenleri iyi araştırılmalı. Önümüzdeki günler daha nice önemli olaylara gebe. Kendimizi ve bilgimizi gelişen dünyaya göre ayarlamalıyız. Yoksa avallıktan başka bir pay düşmez payımıza...

7 Şubat 2011 Pazartesi

Mısır'ın vereceği karar bütün halkları ilgilendiriyor

14 gün süren zorlu, şiddetli, kanlı ve heyecanlı isyan nihayet meyvelerini vermeye başladı. Hüsnü Mübarek'in yardımcısı Ömer Süleyman, muhaliflerle görüştü. Bu, neredeyse yarım asır sonra Mısır'da gerçekleşen en önemli olay olarak kayıtlara geçti. Rejim düşmanı olarak mimlenen Müslüman Kardeşler de, 50 yıl sonra ilk kez Mısır yönetimi tarafından muhatap alındı ve görüşleri dinlendi. Tahrir meydanının ateşi düşmüş gibi görünse de, halk isteklerinin tamamını almadan bu devrimi bitirecek gibi görünmüyor. Ömer Süleyman ve muhaliflerin görüşmesinden, Mısır halkının istedikleri çıkmışa benzemiyor. Öncelikli olarak halkın derhal istifasını istediği Hüsnü Mübarek'in görevi bırakması ve yetkilerini devretmesi talepleri reddedildi. Bunun yerine göstericilere baskı uygulanmayacağı, basına ve internete müdahale edilmeyeceği garantisi verildi. Şüphesiz bunlar Mısır gibi zorba bir yönetimin hüküm sürdüğü ülkede önemli kazanımlar ancak Hüsnü Mübarek'in koltuğunu bırakma konusundaki inadına bir çözüm bulunması gerekiyor. Mübarek'in yönetimde olmaya devam etmesi; zorbalığın, zalimliğin, yoksulluğun, ezilmişliğin ve fakirliğin de devam edeceğini gösteriyor. Müslüman Kardeşler başta olmak üzere muhalefet bu konuda geri adım atmaya yanaşırsa, elde edilen kazanımları da kaybedebilirler. 25 Ocak'ta yanan isyan ateşi basit isteklerin yerine gelmesi ile sönmemeli. Zira Mısır'da yanan ateş, bütün Ortadoğu ve Afrika'daki halkların gözlerindeki ışığı etkileyecektir. Mısır'ın vereceği karar, koca bir coğrafyayı etkileyecektir. Bütün mazlum halkların gözü kulağı Mısır'da. Tabi aynı zamanda bütün diktatörlerin, tiranların, zalimlerin de gözü kulağı Mısır'da. 

Mısır, bugünden sonra, hangi tarafa doğru gideceğine karar verecek. Ya makyajı yenilenmiş, eski tas eski hamam zalim idare devam edecek Ya da yeni baştan tanzim edilmiş, yepyeni bir yönetim işlemeye başlayacak. Ayaklanma sırasında hayatını kaybeden 300 Mısırlı'nın isteği ne idiyse, onlar dikkate alınmalı ve Mısır, kendine yaraşır bir tavrı göstermeli.

4 Şubat 2011 Cuma

Beyazıt meydanı haykırdı: Firavun Mübarek hesap verecek!



Eylemlerin değişmez adresi Beyazıt meydanı Mısır İntifadası'na da sessiz kalmadı. Yine kendisine yakışanı yaptı ve Cuma namazı sonrası Mısır halkıyla dayanışma için gelen binlerce İstanbullu'ya ev sahipliği yaptı. İHH, Mazlumder ve Özgürder öncülüğünde düzenlenen Mısır halkıyla dayanışma eylemine yine binler katıldı. Ellerde dövizler, Kelime-i Tevhid bayrakları ve dillerde tekbirler, sloganlarla alanı dolduranlar bir devrime şahitlik etmenin heyecanı içerisinde idiler. Cuma namazının ardından, eylemler sırasında hayatını kaybedenler için gıyabi cenaze namazı kılındı. Ardından mikrofonu Bülent Yıldırım aldı ve yine o coşkun hitabetiyle yaşananlarAksa işgal edilirken ve yıkılmaya çalışılırken sessiz kalan İsrail'e destek veren bütün liderler, Firavun Hüsnü Mübarek'e bakın ve sonunuzu da böylece ı özetledi: "Ne kadar şükretsek azdır. Allah bugünü bize gösterdi. Firavun yıkılıyor. Müjdeler olsun. Bu yıkılış herkese ders olacak. Özellikle Mescid-i görün."

Müslüman Kardeşler'in liderlerinden Dr. Eşref Abdülgaffar ise konuşmasında; “Birçok ülkede insanlar sokaklara dökülerek İsrail’e ve Amerika’ya hayır dediler. Bugün ümmetin doğum günüdür. Bugün Mısır’da milyonlar tarih yazıyor. Bu gidişatın, bu yükselişin önünde duramayacaklar” ifadelerini kullandı. Grup Genç ve Grup Yürüyüş'ün birlikte seslendirdiği marşlar ise alanı coşturmaya yetti. Genci yaşlısı, kadını erkeği yürekleri devrim ateşiyle kavrulan binlerce İstanbullu Mısır halkına yalnız olmadığı hissettirdi. Alanda çok sayıda Mısırlı da vardı.

Biliyorum ki; Mısır'ın gözü Türkiye'de. Biliyorum ki; Ortadoğu'nun, Afrika'nın gözü Türkiye'nin üzerinde. Bizim atacağımız bir adım, göstereceğimiz tepki, sergileyeceğimiz duruş, gerekli yankıyı bulacak. O yüzden Türkiye'den yükselen tepkiler önemli. Tarihi günlerden geçiyoruz. Arap halkları onurlarını yeniden tedavüle sokmaya başladı. Halklar zillete karşı ayaklanıyor. Yeni bir dünyanın kurulması yolunda mesafeler alınıyor. Böyle bir durumda bizim sessiz kalmamız, görmezden gelmemiz beklenemez. Ses vermeye devam...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Mısır'da neler oluyor?

Bir devrime besmele çeken Mısır'da ilginç olaylar yaşanıyor. Hüsnü Mübarek'in son konuşmasının ardından Mübarek yanlıları, statükodan beslenenler, devrimden ürkenler, sivil polisler sokaklara çıktı; ellerinde kılıçlar, bıçaklar ve palalarla muhaliflere saldırdılar. Şu saat itibariyle başta Kahire olmak üzere Mısır'ın bir çok şehrinde Mübarek yanlıları ile muhalifler arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor.  Ellerinde devlet gücünü bulunduranlar her şeyi göze alıp Mübarek için ülkeyi ateşe verebilirler. Büyük bir katliam başlayabilir. Bence günlerdir ön planda görünmemek için azami çaba sarf eden Müslüman Kardeşler bir karar vermek zorunda; ya gemileri yakıp devrimi  kemale erdirecekler ya da sessizliğe bürünüp zillet içerisinde yaşamaya devam edecekler.

Çok zor günlerin yaşandığı Mısır'da adaletin ve özgürlüğün galip gelmesini istiyoruz. Dualarımız zillete baş kaldıran Mısır halkı ile...

1 Şubat 2011 Salı

Mısır'ın kulağı Türkiye'den gelecek seste


Radikal'e yazdığı ikinci mektupta Şalakani, bugün gerçekleşecek 'Bir Milyon Yürüyor' eylemini son uyarı olarak değerlendirdi. Şalakani Türkiye'den destek isteğini yineledi.

Bu size Mısır’dan gönderdiğim ikinci mektup. Dünden bu yana birkaç önemli değişiklik oldu. Ama değişmeyen bir şey var. Mübarek gitmek zorunda, ama hâlâ anlamadı. Bizim Tahrir Meydanı sizin Taksim Meydanı gibidir. Ona
 sahip olan ülkeye sahip olur. Biz bugün normalde dinleniyoruz. Çünkü yarın “Bir Milyon Yürüyor” eylemi var. Mübarek bunu da duymazsa bundan sonra duyacakları çok çirkin olacak. Umuyoruz ki siz bu mektubu okurken Mübarek gitmiş olacak.


Müslüman Kardeşler geldi 
Dün meydan hınca hınç doluydu. Müslüman Kardeşleri temsil ettiği bilinen Cemal Kutub’un meydana girmesiyle ortalık dalgalandı. Çevresinde en çok insan olan kişi oydu. Ama yanlış anlaşılmasın, “Tek güçlü Müslüman Kardeşler, onlardan başka kimse yok” demek yanlış olur. Şu anda hava şöyle: Herkes Mübarek’in gideceğinden emin. Yerine kim gelecek o konuşuluyor. 30 yıldır demokrasi olmayan bir ülkeden bahsediyoruz. Hatta 1952’den beri doğru dürüst siyaset konuşamıyoruz. Anti-demokratik iklimden hepimiz etkilendik. Liberal partilerde bile tolerans düşük. Müslüman Kardeşler öyle demokratik bir organizasyon değil. İçlerinde çok otoriterler. Değişmezler demiyorum. Ama baskı rejiminde hepimiz biraz acayipleşiyoruz. Bu nedenle hemen seçim olsun demek doğru değil. Zaten aklı başında kimse hemen seçim olsun demiyor. Bir duralım düşünelim. Konuşalım. Tartışalım. Normalleşelim.

Dün Tahrir’de kitleleri hareketlendiren bir kişi daha vardı. Ordu, ev hapsinden kendisini bırakır bırakmaz, önce CNN’e çıktı, sonra aramıza katıldı: Muhammed El Baradey. Uluslararası tecrübesi nedeniyle ve çok tanındığı için Baradey’in bu geçiş döneminde Mısır’ın başında olmasını isteyenler çoğunlukta. Ama Baradey uzun vadede merkezi bir rol oynayacak gibi değil. Öncelikle karizması yok. Halkın gözünde bir yabancı. Bir de o acayip gözlükleri yüzünden halk pek kendisine yakın hissetmiyor. Zenginler kaçarken, herkes Mısır’a dönüyor. Mübarek sonrası Mısır pastasından pay kapma yarışı var. 1999’da Nobel kimya ödülü kazanan Ahmet Zuveyl de yolda. Yarın burada olacak. Ayman Nur hareketin liderliğine soyunuyor. Ama mümkün değil. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da bir şeyler yapmaya çalışıyor. Erdoğan “Ben daha Davos’a gelmem” dediğinde hiçbir şey yapmadığı için burada rezil olan Amr Musa’nın şansı sıfır.

Bundan sonra olacaklar 
Mübarek dün (önceki gün) meydanda F-16’ları üzerimize saldı. O sırada bir tankın önündeydik. Öfkeli bir genç grubu tanka saldırıyor, birileri de araya girmiş tankı koruyordu. Yani çok ironik bir durum. Halk tankı halktan korurken, üzerimizden jetler geçiyor. Ordu kesinlikle bize saldırmayacak. Polis de saldırmayacak. Bunu görüyoruz. F-16’lar üzerimizde uçarken kitleler ilginç bir slogan uydurdular: “Mübarek Çıldırdı! Mübarek Çıldırdı!”

Bu kadarını beklemiyorduk. Yarın ki (bugünkü) slogan da belli: “Mübarek Uyan, Kahvene Davran”. Belki çevirince garip gelebilir. Ondan açıklayayım. Bu aslında en yumuşak tabiriyle, “Gözünü aç artık ve çek git” demek oluyor.

Türkiye hâlâ sessiz 
Herkes gibi biz de kendimize hep dışardan bakarız. Gazeteleri izliyoruz. Arkadaşlarımız cepten arayıp anlatıyor. Batı dünyası ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir lider de kalkıp Mısır halkının yanındayız demiyor. Hadi ABD, Britanya, Fransa vs. Onları anlıyoruz. Ama Türkiye? Mavi Marmara gemisini burada tanımayan yok. Sırf bu hareket bile inanılmaz bir meşruiyet katıyor Türklere. Birçokları için de Türkiye bir model. Hem laik hem AKP iktidarda. Ancak yanlış anlaşılmasın. Müslüman Kardeşler AKP değil. Farkı olabildiğince başka bir yazıda anlatırım. Türkiye’nin önemi şurada: Araplar suspus. Mısır, Mübarek nedeniyle dünyada hiçbir ağırlığı olmayan bir ülkeye dönüştü. Gözümüzün önünde Filistin yok ediliyor. Biz Gazze sınırına daha büyük bir duvar örüyoruz. Öbür taraftan Türkler Mavi Marmara’da can veriyor. Bu nedenle gözler Türkiye’de.

Bütün dünya susarken, Türkiye’nin biz Mısır halkının yanındayız demesi ve bunu söyleyen ilk ülke olması çok önemli. İnanın daha az insan ölür. Çünkü Mübarek bitti.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Mısır'dan önemli bir mektup var


Radikal için Mısır sokaklarından yazan Amr Şalakani, 'Türkiye neden sessiz? Vicdanla dış siyaset yapmak isteyenler neredesiniz? Neden Davutoğlu susuyor?' diye sordu.

Size bir telefonla yazımı yolluyorum. Koray sizin için elinde kâğıt-kalem yazıyor, ben telefonda okuyorum. Çünkü geçen cumadan beri telefonla veri yollayamıyoruz. İnternet bağlantımız yok. Cepten mesaj atamıyoruz. Cep
 telefonları bir açık bir kapalı. Ev telefonları çok cızırtılı. Ama keyfimiz pek yerinde. Çünkü isyan günlerinde yaşıyoruz. Bir devrimin ortasındayız.


Hızlı çekimde Tunus
Yaşadıklarımız Tunus’ta yaşananların neredeyse hızlı çekimi. Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen Cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamun aleykum demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde. Sokaklarda uyuyoruz. Mahalle komiteleri kurduk, güvenliği öyle sağlıyoruz. Mübarek’ten herkes nefret eder, ama öfkenin boyutu artık akıl almaz durumda. Halkına yapacağı en büyük kötülüğü yaptı gider- ayak. İçişleri Bakanı hâlâ yok ülkede. Polislere resmen ücretli izin verdi. Cumartesiden beri Kahire’de tam bir anomi var. Hillary Clinton, “Çok dövmeyin insanları” dedi ya, bunlar da polisi tamamen çektiler. Bize şunu söylemek istiyor Mübarek: “Bakın bana karşı ayaklanırsanız, böyle darmadağın olursunuz.”

Barışçıl devrim
Kimse bizle konuşmuyor. Mübarek’in çocukları Londra’da bekliyor. Zenginler özel uçaklarıyla Dubai’ye kaçıyor. Mübarek sessiz. Ordunun ağzına bir parmak bal çalıyor, generalleri başkan yardımcısı, başbakan yapıyor. Ama hâlâ içişleri bakanı yok. Neden? Birbirimizi yiyelim sokaklarda diye. Halk bu numarayı yemiyor. Mübarek gitmeden bu isyan bitecek gibi değil. Dış basındaki fotoğraflarımızı gören bütün gün polisle orduyla çatışıyoruz zanneder. Aslında çok barışçıl bir devrim yapıyoruz burada. Sakiniz. En çok “Barış!” diye bağırıyoruz. Kahire sokaklarında şakalar gırla. Espri varsa o halktan kork. Biraz da şaşkınız. Bunu biz mi başarıyoruz? Biz deyince açıklayayım. Kahire’deki eylemler daha çok orta sınıf, üst orta sınıf mahalleleri ve çevrelerinde. Elbette işçi sınıfı da sokakta. Ancak en yoksullar burada kent merkezinde değil. Yani rejimden bir parça nemalanan sınıflar da ayaklanmış durumda. Çevrede siyasi İslamcılar da var. Ama örgütlü olarak burada yoklar. Yani Müslüman Kardeşler koordinasyonu yok. Ama bir şey söyleyeyim; Müslüman Kardeşler, örgütüyle sokağa çıksa Mübarek kaçmaya bile fırsat bulamaz. Herkes biliyor. Uyuyan Müslüman Kardeşler’i uyandırmak istemiyorlar.

Tek dert Süveyş 
Batı’nın dış politikası yüzünden sokaktaki Batı nefretine hissen katılmamak mümkün değil. Sarkozy, Clinton, Merkel, Obama hepsi Mübarek’i nasıl destekleyeceklerini şaşırmış. Akıllarında bir tek Süveyş kapanmasın, İsrail’e zarar gelmesin. Bize demokrasi dersi vermeye bayılırlar. Hani nerede şimdi o prensipler? Peki Davutoğlu nerede? ‘Vicdan siyaseti’ lafını çok seviyordum. Hatta öğrencilerle konuştuk. Bizim için ABD, Fransa, İngiltere başka, Türkiye başkadır. Ama Türkiye sessiz? Neden sessizsiniz? Vicdanla dış siyaset yapmak isteyenler neredesiniz? Neden Davutoğlu susuyor? Dostlar bize destek olun. Gemileri yaktık. Davutoğlu son bir kere daha konuşsa Mübarek’le, “İstifa et, buraya kadarmış” dese... “Mısır halkının yanındayız” dese... “Demokrasi için biz de yardımcı olacağız ama önce rejim değişmeli” dese. Vicdanının sesini dinlese. Yarın tekrar yazacağım. Şimdilik sağlıcakla kalın.
*Kimdir Amr Şalakani? 
Amr Şalakani, Kahire Üniversitesi ve Kahire Amerikan Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset bilimi dersleri veriyor. Mısır’a yerleşmeden önce ise ABD’de Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmıştı. Oslo süreci boyunca Yaser Arafat’ın Ramallah’taki hukuk danışmanlarından olan, Ortadoğu siyaseti ve İslam hukuku konusunda birçok yayını bulunan Şalakani, Radikal’e Mısır’dan, başkent Kahire sokaklarından bir mektup ‘yazdırdı’.

Evet, yazdırdı zira Hüsnü Mübarek yönetiminin sıkı önlemleri nedeniyle internet ve telefon iletişimi kesildi ve bu nedenle posta, faks ve SMS yollayamıyor. Radikal yazarı Koray Çalışkan’la sıkça kesilen bir telefon aracılığıyla Arapça ve İngilizce yaptıkları görüşme adeta Mısır İsyanı’nın Sokak Güncesi gibi.