İHH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İHH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2011 Perşembe

İHH yüz akımız, Mavi Marmara onurumuzdur

Palmer Raporu ile birlikte İsrail'in Mavi Marmara saldırısı da tekrar gündemimize girmiş oldu. 9 kişinin şehit edildiği saldırının hemen sonrası Türkiye'nin sergilediği refleksi yetersiz bulmuş birisi olarak aradan 1 yıldan fazla geçmiş bir olayın tekrar gündeme dahil edilmesi ve ardından İsrail ile ilişkilerin kopma noktasına vardırılmasını olumlu buluyorum. Ülke olarak bir kez daha İsrail'e karşı birlik olmanın, Filistin davasına sahip çıkmanın vermiş olduğu hazzı yaşıyorum. Fakat bu konuda canımızı sıkan, moralimizi bozan şeyler de olmuyor değil. Mesela Taraf gazetesinin Mavi Marmara mevzusunda gösterdiği tepkiselliği ne yazık ki anlayamıyorum. Özellikle Ahmet Altan ve Yıldıray Oğur'un bu konuda kaleme aldığı yazılar Filistin davasına gönül vermiş, Mavi Marmara'ya selam durmuş bizleri hayal kırıklığına uğrattı, üzdü, rahatsız etti. Mezkur yazılarda Mavi Marmara'daki aktivistlerin sorgulanması, İHH'nın yıpratılmaya çalışılması vicdanımızı kanattı. Terör Şebekesi İsrail'in yaptıkları ortadayken, bunların yazılıyor olmasına bir anlam veremedik. 

Bilmeyenler için bir kez daha tekrar edelim; İHH yüz akımız, Mavi Marmara onurumuzdur. Bunların hoyratça ve haksız bir şekilde eleştirilmesine gönlümüz rıza göstermez. Herkes haddini bilecek; söyleyecek söze, yazacak cümleye dikkat edecek.   

28 Ağustos 2011 Pazar

Ümmetin Somali'de su kuyuları olacak


Dün, yüzakımız İHH'nın Fatih'teki merkezinde güzel bir tören vardı. Somali'deki dram karşısında boş durmayan 16 Temmuz Gençlik Hareketi, su kuyusu açmak için topladığı paraları İHH Başkanı Bülent Yıldırım'a teslim etti. 16 Temmuz Hareketi'ni tanımayan yoktur. Suriye'de yaşanan katliamlara dikkat çekmek için bir araya gelen gençler, 16 Temmuz'da Suriye sınırında gidip, Esad rejimini protesto edip Suriye halkının yanında olduklarını göstermişlerdi. Ümmete sevdalı gençler, Suriye'den sonra bu kez Somali için herekete geçip Somali halkının en çok ihtiyaç duyduğu temiz su kaynağı oluşturmak için kuyu açma kampanyası başlattılar. 10 kuyu ile başlayan kampanya bereketledi ve 30 kuyuya ulaştı. Ramazan başında başlayan kampanya çerçevesinde toplanan 105 bin dolar İHH'ya teslim edildi. Her bir kuyunun bir de ismi olacak. İslam dünyasının önemli isimler, şehitleri ve kahramanlarının isimleri bu kuyularda yaşayacak.

Açılacak kuyulara, Şehit Furkan Doğan, Şeyh Ahmet Yasin, Şehid Ömer Muhtar, Necmettin Erbakan,  Adnan Demirtürk, Şehid İskilipli Atıf Hoca, Şehid Hasan el-Benna, Şehit İmam Abdullah Harun, Şehit Bahattin Yıldız, Aliya İzzetbegoviç, El- Hacc Malik Şahbaz (Malcolm X ), Bilal-i Habeşi, Hz. Sümeyye, II. Abdülhamid Han, Zeynep Gazali, Şehit Metin Yüksel, Şehit Mücahid Şener, Şehit Seyyid Kutup, Özlem Özyurt, Şeyh Şamil, Şehit Bülent Tuna, Şehid Bilal Yaldızcı, Necip Fazıl Kısakürek, Muhsin Yazıcıoğlu, Bediüzzaman Said-i Nursi, Abdulkadir Geylani, Şehit Faruk Aktaş, Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi, İsa Yusuf Alptekin ve Tahir Büyükkörükçü’nün isimleri verilecek  

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Gündemimiz Somali ve Suriye olmalı

Ramazan-ı Şerif'in Ağustos ayına denk gelmesi ile birlikte oruç serüvenimizde sabır önemli bir rol oynamaya başladı. Alışık olmadığımız şekilde ve uzun süre boyunca hem aç hem de susuz kalmaya başladık. Açlığın ve susuzluğun ne menem bir şey olduğunu oruçla birlikte daha fazla idrak ediyoruz. Bu Ramazan, ümmet olma bilincinin bize kattığı merhamet ve kardeşlik duyguları ile kuraklıkla kavrulan, açlıkla kıvranan Somali'ye ve katliamlarla terbiye edilmeye çalışılan Hama'ya daha bir yakın durur olduk. Tarihinin en kurak günlerini yaşayan Somali, ellerini açmış bizden yardım bekliyor. Tarihi tekerrür eden Hama, ikinci bir kitlesel katliamın eşiğinde bizden yardım bekliyor. 

En önce dualarımızla, peşinden paramız, malımız, vaktimiz ve konforumuzdan tavizler vermekle işe başlayıp bu iki mahzun beldeye bahar havası yaşatabiliriz. Başta yüz akımız İHH olmak üzere ülkemizde çok sayıda yardım kuruluşu Somali ve Suriye'ye el uzatmak için harekete geçmiş durumda. Kardeşlik bilincini taze tutmak adına bir şeyler yapmak için bu Ramazan iyi bir fırsat. Somali'ye bereketli bir yağmur damlası, Suriye'ye özgürlüğün simgesi beyaz bir güvercin olabiliriz...

28 Temmuz 2011 Perşembe

Afrika'nın kara talihini değiştirmeliyiz

Dünyanın tartışmasız en güzel kıtası olan Afrika, zihinlerimize açlık, sefalet, yamyamlık ve ölümü bekleyen kara derili insanların ülkesi olarak kodlanmış. Sömürgeci Batı'nın dayattığı bu zehirli fikrin, zihinlerden sökülüp atılması gerekiyor. Bunun için önce Afrika'ya doğru bakıp, doğru şeyler görmek ve Afrika için doğru işler yapmalıyız. Şu anda başta Kenya, Somali, Etiyopya, Cibuti ve Uganda olmak üzere bir çok Afrika ülkesi kuraklık tehlikesi ile baş etmeye çalışıyor. Daha 80'li yıllara kadar kendi kendine yeten ülkelerden biri olan Somali, ne oldu da açlığın pençesinde kıvranır hale geldi? Yeraltı kaynakları ile bir çok ülkeye parmak ısırtan bu ülkelerin halkları ne oldu da diğer ülkelere el açar hale geldi? Gerçeği biliyoruz aslında! Başta ABD olmak üzere sömürgeci Batı, Afrika'yı iliklerine kadar sömürdü. Hem madenlerini çaldı, hem de insanlarını köleleştirdi. Şimdi on binlerce güzel gözlü Afrikalı çocuk, açlıktan ve susuzluktan dolayı öleceği vakti bekliyor.

Dünyanın baş belası Batı'dan ve onun mıymıntı kurumlarından en ufak bir hayır beklemiyoruz. Ne varsa bizde var. Biz elimizi uzatacağız. Biz ekmeğimizi bölüşeceğiz. Biz suyumuzu paylaşacağız. 16 Temmuz Gençlik Hareketi'nin dediği gibi; "sınırlar sizin, Afrika bizim olsun." "Afrika'yı sömürdüğünüz yeter!" diyor gençler. Şimdi Malcolm'ın soydaşlarına destek çıkmanın, onlara omuz vermenin tam sırası. Başta yüz akımız İHH olmak üzere bir çok yardım kuruluşu Afrika'ya yardım için kolları sıvadı. Karınca kararınca buna destek olmak boynumuzun borcu. Afrika'nın kara talihini değiştirmek için şimdi tam zamanı...

23 Temmuz 2011 Cumartesi

İslam dünyasının iki öksüz halkı

Tarihe not düşerek yaşamak gerekiyor şu günlerde. Her ne yapıyorsak bu eylemimiz dünya üzerinde bize ihtiyacı olan birilerine faydası olmalı. Bu yazıyı işte bu duygu ve düşüncelerle kaleme alıyorum. Yukarıdaki fotoğrafta ülkenin bayrağı görülüyor. İkisi de İslam dünyasının iki öksüz halkının bayrağı. Biri on yıllardır İsrail işgali altında yaşam mücadelesi veren, ilk kıblemiz Mescd-i Aksa'nın ev sahibi Filistin. Diğeri, on yıllardır Çin işgali altında inim inim inleyen ata toprağımız Doğu Türkistan. Terör şebekesi İsrail'in Gazze'de, Batı Şeria'da, Nablus'da neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Tüm gücümüzle, duyarlılığımızla İsrail'i tel'in etmeye, Filistin davasını sahiplenmeye devam ediyoruz. Ama aynı duyarlılık maalesef Doğu Türkistan için geçerli değil. İki yıl önce Doğu Türkistan'da şiddet olayları baş gösterdiğinde İHH Başkanı Bülent Yıldırım, "Doğu Türkistan'da Çin işgalinden bu yana 60 milyon insan hayatını kaybetti. Bu rakam Bosna'da, Irak'ta, Afganistan'da, Çeçenistan'da, Filistin'de ölenlerin on katı" demişti. "Bu saydığım ülkelere duyarlı olmaya çalışıyoruz ama ata yurdumuz Doğu Türkistan'a ne yazık ki bigane kalıyoruz." diye de eklemişti. Bu sözleri duyduğumda kendi adıma utanmıştım.

Uygur Türkleri'nin yaşadığı Doğu Türkistan topraklarından bugünlerde yine şiddet, kavga, terör ve ölüm haberleri geliyor. Gözünü kan bürüyen Çin, çekik gözlü kardeşlerimize karşı yine sistematik işkence uyguluyor. Bu zor günlerinde elimizden fazla bir şey gelmese de, Doğu Türkistan halkının yanında olduğumuzu her platformda vurgulamalıyız. Yukarıdaki fotoğraf evimin balkonundan bir kare. Ay Yıldızlı Filistin bayrağını İsrail'in Gazze'ye saldırısı sırasında Levent'teki İsrail konsolosluğu önündeki eylemlerin birinde almıştım. Hikayesini daha önce Her eylem yeniden diriltir beni adıyla yazmıştım. Diğer Ay Yıldızlı gök bayrağı ise 2 sene önceki olaylar esnasında İHH'dan temin etmiştim. Ümmetin bu iki öksüz halkının bayrağı benim balkonumda İsrail'e ve Çin'e karşı yan yana asılı kaldı. İkisi de aynı rüzgarda dalgalandı, aynı güneşte parladı. Dünya milletleri tarafından tanınmayan, kendi ülke topraklarının olduğu kabul edilmeyen Filistin ve Doğu Türkistan halkının bu haklı davalarında her daim yanlarındayız. Bu böyle biline...  

4 Şubat 2011 Cuma

Beyazıt meydanı haykırdı: Firavun Mübarek hesap verecek!



Eylemlerin değişmez adresi Beyazıt meydanı Mısır İntifadası'na da sessiz kalmadı. Yine kendisine yakışanı yaptı ve Cuma namazı sonrası Mısır halkıyla dayanışma için gelen binlerce İstanbullu'ya ev sahipliği yaptı. İHH, Mazlumder ve Özgürder öncülüğünde düzenlenen Mısır halkıyla dayanışma eylemine yine binler katıldı. Ellerde dövizler, Kelime-i Tevhid bayrakları ve dillerde tekbirler, sloganlarla alanı dolduranlar bir devrime şahitlik etmenin heyecanı içerisinde idiler. Cuma namazının ardından, eylemler sırasında hayatını kaybedenler için gıyabi cenaze namazı kılındı. Ardından mikrofonu Bülent Yıldırım aldı ve yine o coşkun hitabetiyle yaşananlarAksa işgal edilirken ve yıkılmaya çalışılırken sessiz kalan İsrail'e destek veren bütün liderler, Firavun Hüsnü Mübarek'e bakın ve sonunuzu da böylece ı özetledi: "Ne kadar şükretsek azdır. Allah bugünü bize gösterdi. Firavun yıkılıyor. Müjdeler olsun. Bu yıkılış herkese ders olacak. Özellikle Mescid-i görün."

Müslüman Kardeşler'in liderlerinden Dr. Eşref Abdülgaffar ise konuşmasında; “Birçok ülkede insanlar sokaklara dökülerek İsrail’e ve Amerika’ya hayır dediler. Bugün ümmetin doğum günüdür. Bugün Mısır’da milyonlar tarih yazıyor. Bu gidişatın, bu yükselişin önünde duramayacaklar” ifadelerini kullandı. Grup Genç ve Grup Yürüyüş'ün birlikte seslendirdiği marşlar ise alanı coşturmaya yetti. Genci yaşlısı, kadını erkeği yürekleri devrim ateşiyle kavrulan binlerce İstanbullu Mısır halkına yalnız olmadığı hissettirdi. Alanda çok sayıda Mısırlı da vardı.

Biliyorum ki; Mısır'ın gözü Türkiye'de. Biliyorum ki; Ortadoğu'nun, Afrika'nın gözü Türkiye'nin üzerinde. Bizim atacağımız bir adım, göstereceğimiz tepki, sergileyeceğimiz duruş, gerekli yankıyı bulacak. O yüzden Türkiye'den yükselen tepkiler önemli. Tarihi günlerden geçiyoruz. Arap halkları onurlarını yeniden tedavüle sokmaya başladı. Halklar zillete karşı ayaklanıyor. Yeni bir dünyanın kurulması yolunda mesafeler alınıyor. Böyle bir durumda bizim sessiz kalmamız, görmezden gelmemiz beklenemez. Ses vermeye devam...

3 Şubat 2011 Perşembe

Mısır Konsolosluğu önü Tahrir Meydanı gibiydi

Dün gece Mısır Konsolosluğu önündeydik. Dostum Selman Maltaş ile buluşup gittik. hava soğuktu. Çok soğuktu ama içimizi Tahrir meydanındaki isyan ateşleri ısıtıyordu.

Akşam 7 gibi işten çıkarken cebime İHH'dan mesaj geldi. "Mısır'da katliamlar başlayabilir. Kardeşlerimizle dayanışmak için saat 9'da Mısır Konsolosluğu önünde olacağız." yazıyordu. Ne yapmam gerektiğine karar veremedim. Gidip gitmeme konusunda kararsızdım. Hava buz gibi soğuktu. Aklıma Selman geldi. Aradım. "Abi, evden yeni çıktım. Levent'e eyleme gideceğim" deyince, "ben de geliyorum" deyiverdim. Mecidiyeköy'de buluştuk. Metro ile Levent'e gittik. Benim aklımda İsrail Konsolosluğu eylemleri kalmış, yanlış geldiğimizi fark ettik. Taksicilere sorup 4. Levent'e gitmemiz gerektiğini öğrendik. Soğuk havada, ellerimiz cebimizde nihayet Mısır Konsolosluğu'nu bulduk. Polis, çevresini demir bariyerle çevirmiş. Eylem 9'da başlayacaktı ama biz biraz erken gelmiştik. Alanda bizden önce gelen bir kaç kişi vardı. Dakikalar geçtikçe kalabalık yavaş yavaş artmaya başladı. Eyleme kadınlar da gelmişti. Ellerinde dövizlerle gruplar halinde gelenlerin sayısı arttıkça ortam da ısınmaya başladı. AP'nin muhabiri eylemcilerle röportaj yapıyordu. Konuşanların söylediklerini dinleyince Selman'a; "Mısır'da devrim tamamlanmış dostum" dedim.
Renkli şapkasıyla şair doktor Alper Gencer'i gördük. Ayaküstü muhabbet ettik. "Tahrir meydanında çocuklar kaybolmuş" dedi. "İnsanlar ölebilir ama çocukların kaybolması çok kötü" diye ekledi. Canımız sıkıldı. İHH Başkanı Bülent Yıldırım alana gelince sloganlar da bir bir yükselmeye başladı. Bülent abiyi gören basın mensupları da röportaj için adeta sıraya girdi. Mesai saati dışında olduğum için ben sadece eylemin heyecanını soluyordum. Saat 9 buçuk gibi eylem başladı. "Yaşasın küresel intifada", "İstanbul'dan Mısır'a direnişe bin selam", "Firavun Hüsnü hesap verecek", "Zalim Hüsnü İsrail'e defol" en çok atılan sloganlardı. Selman ile sözleştik ve biz de "Hasan El Benna yolun yolumuz", "Seyyid Kutuplar direniyor" diye iki slogan hediye ettik konsolosluk eylemcilerine. Hava buz gibi soğuktu ama bizim içimizi Mısır'daki isyan ateşi ısıtıyordu.

Nureddin Şirin, mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı. Mısır'dan yeni haberler verdi. Direnişin devam ettiğine dair bilgiler aktardı. Ardından Kur'an-ı Kerim okundu. Peşinden kısa konuşmalar, hep bir ağızdan söylenen marşlar ve ardı arkası kesilmeyen sloganlarla meydan iyice kendine geldi. Tanıdık dostlarla merhabalaştık. Mısır'daki devrimi kısaca kritik ettik. Saat 10 buçuk gibi meydandan ayrıldık. Biz ayrıldığımızda Nureddin Şirin, "12'ye kadar buradayız" diyordu. Ama bizim yolumuz uzundu. Eyleme ara vermek zorundaydık.
Hava buz gibi soğuktu, üşümüştük. Ama değerdi doğrusu; "devrimde bizim de tuzumuz olsun" diyerek gelmiştik eyleme. Kafamızda bin bir düşünce, dilimizde dualarla evin yolunu tuttuk...