mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2013 Cumartesi

Evet, biz R4biacıyız!

Duydum ki bize Rabiacı diyormuşsun, el hak doğrudur; bizler Rabiacıyız. Duydum ki bize Filistinci diyormuşsun, yine el hak doğrudur; bizler Filistinciyiz. Yoksa sen Rabiacı, Filistinci değil misin? Eğer sen “Rabiacı da değilim, Filistinci de değilim” diyorsan, işte o zaman eyvah… Ben Müslüman’ım diyen herkesin Rabia işareti ile gurur duyması, Filistin davası ile hemhal olması gerekir. Ötesi yok bunun… Ötesi kör bir karanlık…

Rabia işaretinin ilk yapıldığı andan itibaren Başbakan Erdoğan, büyük bir samimiyetle bu işareti sahiplendi. Gittiği her yerde, katıldığı her mitingde, yaptığı her açılışta Rabia işareti yaptı ve on binlere de bu işareti yaptırdı. En son, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında Rabia işareti yaptı ve “biliyorsunuz bazıları bu işaretten çok korkuyor ama biz bu işareti yapmaya, mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. Elhamdülillah  Ne mutlu ki böyle bir başbakanımız var. Peki, Başbakan Erdoğan, bu sözü kimin için söyledi? Tabi en başta Büyükelçimizi “istenmeyen adam” ilan eden Mısır’ın darbeci yönetimi için ardından da, “gittiğin her yerde bu işareti yapıyorsun. Ne işin var senin Rabia ile. O kadar çok seviyorsan git Mısır vatandaşı ol. Orada istediğin gibi siyaset yap” diyen, diyebilen ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu için.

Bilmiyorlar ki Rabia işareti sadece Mısır’daki darbecilere karşı değil, dünya üzerindeki tüm darbe meraklıları için, halkını katleden zalimler için, işlenen cinayetler, katledilen insanlar için yapılıyor. Bu işaret, sadece Mısır halkını değil, Türkiye’dekileri, Suriye’dekileri, Filistin’dekileri, velhasıl tüm mazlum coğrafyalardakileri simgeliyor.


Kahire’de doğan, İstanbul’da tasarlanan bu işaret, tüm mazlum halkların ortak işareti. Ancak birileri hala bu işarete alışamadı. Birileri hala bu işaretten korkuyor, ürküyor. Bu işareti karalamak için elinden geleni yapıyor. Kendini Antikapitalist Müslüman olarak vasıflandıran bir yazar, bu işareti masonlarla ilişkilendirdi; “Rabia, Masonik bir işarettir” dedi, diyebildi. Birileri de, bu işaretin tarihte ilk olarak Hazreti Hüseyin’i katleden Yezid tarafından yapıldığını, Hazreti Fatıma’ya atfedilen el işaretine karşı yapılmış bir karşı işaret olduğunu iddia etti. Demek ki Kahireli gençlerin darbeci zalimlere karşı yaptıkları bu işaret, birilerinin fena halde zoruna gitmiş! İnsanları bundan soğutmak için akla hayale gelmeyen lüzumsuz iddialarla akılları bulandırma telaşındalar. Ama bunda başarılı olamadılar, olamayacaklar.


İşaret parmağı havada yapılan “Tekbir” simgesinden sonra, İslam dünyasında en çok bilinen, en çok kullanılan işaret artık Rabia simgesi olacak. Ne mutlu ki tüm dünya Müslümanları gibi Türkiyeli Müslümanlar da bu işareti korkusuzca ve özgüvenle kullanıyorlar. Ama yeterli değil bu. Başbakan Erdoğan’ın bıkmadan usanmadan, inatla sahip çıktığı bu işareti bizler de aynı heyecanla sahiplenmeliyiz. Kimsenin kınamasına aldırmadan, kimsenin iftirasına kanmadan elimiz Rabia olmalı. Bu işaret sadece Ak Partililerin değil, Saadetlilerin, Büyük Birlik Partililerin, Milliyetçi Hareket’e gönül verenlerin, Nur Cemaati mensuplarının, Süleymancıların, Mahmud Efendi bağlılarının da işareti olmalı. “Ne o sen Rabiacı mısın?” diyenlere; “yoksa sen Rabiacı değil misin?” diyebilmeliyiz.

Not: Bu yazı Sancaktar dergisinin 49. sayısında yayınlandı.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Maskeler Suriye'de düşüverdi

Bir yanımız Arap Baharı’nın neşesi ile dolarken, bir yanımız komplo teorilerinin karanlık sularında balık avlamaya devam ediyor. Tunus’un diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali koltuğundan olurken, “sıra Hüsnü Mübarek’te” diye sevinenler. Tahrir meydanını dolduran yüz binlere bakıp; “işte özlediğimiz devrim bu” diyenler. Nedense devrim sırası Suriye’ye gelince, ayaklarının üzerinde terse dönüp, en galiz sözlerle devrime kara çalmaya başladılar. İşin içerisine mezhep taassubunu sokuşturup, güya orta yolu bulacakmış edasıyla köşeli laflar etmeye başladılar. Tunus’ta, Mısır’da, Bahreyn ve Yemen’de olanlar “hürriyet ve adalet” mücadelesi olarak selamlanırken, Suriye’de kan gövdeyi götürmesine rağmen bir suskunluk, bir görmezden gelme hatta daha ileri giderek bir itibarsızlaştırma, bir memnuniyetsizlik hali baş göstermeye başladı. Daha öncesinde sayfalarını, internet sitelerini devrim haberleri ile süsleyenler nedense konu Suriye olunca küstah bir çaresizliğe büründüler. Hama katliamına ağıt yakan “mücahit ağabeyler,” koca bir ülkenin Hama’ya çevrilmesine ses çıkarmamayı tercih ettiler. “Ortadoğu uzmanı” payesiyle İslami camianın ekranlarını ve sayfalarını işgal edenler, Suriye mevzunda ulusalcılarla kol kola girmekten geri durmadı. Hatta içlerinden bazıları, işi mezhep çatışması boyutuna kadar taşıyıp, izandan nasipsiz tavırlar sergiledi. Felaket tellallığı yapıp ortalığı bulandırmanın şehvetine kapıldı.

Arap Baharı’nın yaşandığı ülkeler içerisinde Suriye, adeta bir turnusol kağıdı işlevi gördü. Mazlum ile zalim, gerçek ile yalan, gece ile gündüz, hakikat ile hurafe ortaya çıktı. Kimin gerçekten kardeşlikten bahsedip ümmet şuuru ile hareket ettiğini, kimin kırmızı çizgilerinin ümmet adına değil; mezhebi, ideolojisi, siyasi görüşü adına çizildiğini gösterdi. Elinde megafonla Mısır konsolosluğuna koşanlar, nedense Suriye konsolosluğu önünden geçmez oldu. Beyazıt meydanından Mısır İhvanı’na selam yollayanlar, Suriye ihvanı’nı görmezden geldi. İsrail’e karşı şanlı bir mücadele örneği gösterip kalbimizde taht kuranlar konu Suriye olunca sınıfta kaldı. Suriye’de yaşanan vahşete, Baas rejimi ve Nusayri azınlığın yaptıklarına ses çıkarmayanlar, bundan sonra ne’den bahsederse etsin, mazlum halkların gözünde kaypak bir yalancıdan başkası olamayacaklar. Ancak her şeye rağmen, Suriye halkını yalnız bırakmayanlar da var. Meydanlara çıkıp, konsolosluk önlerine varıp ellerine semaya kaldırıp zafer için dua edenler... 

4 Şubat 2012 Cumartesi

Asker, devrimin intikamını aldı

Mısır’ın Port Said kentinin takımı olan El Masri ile ülkenin en büyük futbol kulüplerinden olan El Ehli arasında önceki gün gerçekleşen karşılaşma, 76 kişinin hayatını kaybettiği bir katliama dönüştü. Bir maç sonrası bu kadar kişinin hayatını kaybetmesi, önemli bir olaydır; ve basit bir şekilde iki taraftar grubu arasında çıkan kavga buna sbep olarak gösterilemez. Olayın arka planı, acı bir provokasyonu gösteriyor. Başkent Kahire takımlarından olan El Ehli’nin taraftar grubu "Ultralar", tüm Mısır genelinde polise karşı verdikleri mücadele ile nam salmış, diktatör Hüsnü Mübarek’i koltuğundan eden devrimde de ön saflarda yer almıştı. Maç devam ederken ve bittiğinde Ehli taraftarları ülkedeki askeri yönetimi protesto edip “Cunta defol” diye bağırıyorlardı. Maç sonrası El Masri taraftarları bilinçli bir şekilde cunta defol diye bağıranların üzerine salındı. Ordu ve polis de olanları seyretmekle yetindi hatta çıkış kapılarını kilitledi, kaçmaya çalışan Ehli taraftarlarının ezilerek can vermesine olanak tanıdı. Görgü tanıkları, askerlerin de bizzat taraftar üzerine ateş açtığını söylüyor.

"Ultralar Ehli" grubunun 2007’deki kuruluşundan beri polis ve ordu ile arası hiçbir zaman iyi olmadı. Ehli taraftarları Tahrir gösterilerinde ezeli rakipleri olan diğer bir Kahire takımı Zamalek taraftarları ile güçlerini birleştirdiler. Sokak çatışmalarında tecrübeli, gözyaşartıcı bombalara alışkın olan Ultralar, Tahrir’de göstericilerin koruması haline gelmişti. Ultralar devrimden sonra da askeri yönetime karşı yapılan gösterilerde yer alıyordu. Askerin olayları engellemeyerek Ultralar’dan intikam almak istemiş olabileceği düşünülüyor ki, bu iddia gözardı edilmeyecek kadar önemli. Mısır halkı şimdi cenazelerini toprağa verdi ama stadtaki ateş, tüm ülkeye yayılmış durumda. Umarım; askeri yönetim bir an önce yerini sivil yöneticilere bırakır. 

24 Ocak 2012 Salı

Hasan El Benna'nın düşleri gerçek oluyor

30 yıllık Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinin ardından yapılan ilk demokratik seçimlerin resmi sonuçları açıklandı. Mısır halkının on yıllar sonra ilk kez özgür iradeleri ile yaptıkları seçimin galibi, Mısırlı Alim Hasan El Benna'nın kurduğu ve uğrunda şehit düştüğü Müslüman Kardeşler'in Hürriyet ve Adalet Partisi oldu. 508 sandalyeden oluşan Mısır Halk Meclisi için yapılan üç aşamalı seçimlerin sonucunda, Hürriyet ve Adalet Partisi yüzde 47.18 oy oranı ile 235 milletvekili çıkardı. Selefi çizgideki Nur Partisi yüzde 24.29 oy oranı ile 121 koltuk kazanırken, Mısır'ın en eski partisi olan Liberal çizgideki Vefd, yüzde 9'a yakın bir oy oranı alarak 38 milletvekilliği kazandı.

Hüsnü Mübarek döneminde siyaset yapmasına izin verilmeyen, mensupları baskı altında tutulan, yöneticileri sık sık hapse atılan, suikastlar ve idamlarla şehit edilen Müslüman Kardeşler, tek adam rejiminin devrilmesinin ardından yapılan seçimlerden halkın teveccühünü kazanarak çıkmış oldu. Şimdi omuzlarında büyük bir sorumluluk var. Mübarek sonrasının Mısır'ını inşa edecek olan İhvan, umarız Mısır halkının isteği doğrultusunda bir yönetim sergiler. Tek adamlıktan, askeri yönetime evrilen Mısır, demokratik bir yönetimi fazlasıyla hak ediyor. Tahrir'in gençleri bunu istiyor.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Mısır'da ordu kaybedecek, halk kazanacak

Tahrir'den gelen görüntüler hiç iç açıcı değil. 30 Yıllık Hüsnü Mübarek diktatörlüğünü deviren Mısır gençliği, bu kez ondan daha dişli çıkan Mısır ordusunın şiddetine maruz kalıyor. Yönetimi bırakmamak için ayak direyen ordu, Tahrir'i mesken tutan gençlere karşı aşırı şiddet uygulayıp, gözlerinin korkutmaya çalışıyor. Halk meclisi seçimlerinin ikinci turunu geride bırakan Mısır'da, geçici hükümetin başında olan askeri konseyin istifasını isteyen protestocularla polis arasındaki çatışmalarda 9 kişi hayatını kaybetti. Şiddetin dozunu kaçıran polis ve askerler, yakaladıkları göstericileri öldüresiye dövdü. Yukarıdaki fotoğraf, yaşanan şiddetin sadece küçük bir parçası. Mübarek'i deviren gençlerin ordu'ya geri adım attıracağına olan inancımız tam. Mısır, demokrasi ve özgürlük yolunda elde edeceği kazanımlar için bedelini ödüyor... Allah yardımcıları olsun...

6 Aralık 2011 Salı

Ümmet iktidara yürüyor...

Ümmetin delikanlıları besmele çeke çeke, güle oynaya, emin adımlarla, halkların onayı ile ülkelerinin yönetimlerini birer birer devralıyor. Bu manzara karşısında şükretmemek, gözyaşı dökmemek, kalpten bir “Allahuekber” dememek nankörlüğün dik alası olur. Rahmetli Erbakan’ın 10 yıllar öncesinden en büyük hayali; İslam ülkelerinde halkın içinden, seçilerek gelenlerin kendi ülkelerini yönetme iradesi göstermeleri idi. İşte şimdi yaşadığımız bu günlerde, bu mübarek hayal hayata geçiyor... Mısır’daki seçimlerde Müslüman Kardeşler’in partisi her türlü kirli propagandaya rağmen halkın teveccühüne mazhar oluyor. Tunus’ta yılların NAHDA’sı sandıkları patlatıp birinci geliyor. Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti kurmaya hak kazanıyor. Bunların dışında Bosna’da Alija’nın gözbebeği SDA, Filistin’de Şeyh Ahmet Yasin’in HAMAS’ı, demokrasinin nimetlerinden en güzel şekilde faydalanıyor.

Bir zamanların “ham hayal” denilerek küçümsenen güzellikleri, şimdi sıradan başarılar olmaya başladı bile. Bu manzaraya inşallah en kısa zamanda Suriye İhvanı da, İran İhvanı da, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan İhvanı da dahil olacak. 10 yıllardır tek adamların zulüm ve dikta yönetimi altında rahat yüzü görmeyen İslam ülkeleri, bir devrime besmele çeken özgürlük ve adalet hareketleri ile yeniden o özlemini duyduğu günlere kavuşacak. Buna olan inancımız kavi, duamız kavi, umudumuz kavi... Komplocuların, mezhepçi baykuşların, diktatör yardakçılarının ise canı cehenneme… 

22 Kasım 2011 Salı

Mısırlılar devrimlerine sahip çıkıyor

Yönetimi elinde bulunduran ve sivillere devretme konusunda ayak direyen Askeri Yönetim'e karşı tüm Mısır halkı ayağa kalkmış durumda. Devrimin merkez üssü Tahrir, bugünlerde bir kez daha gösterilere ev sahipliği yapıyor. Şu ana kadar güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çıkan çatışmalarda 30'dan fazla kişi hayatını kaybetti. Her türlü baskıya ve yıldırma operasyonlarına karşın, Mısırlılar Tahrir'i terk etmemekte kararlı. Tek adam yönetimini deviren Mısır halkı, devrimlerine sahip çıkıyor. Umarız, Mısır halkı o çok istediği özgür ve adil ülkelerine bir an önce kavuşur. Biliriz zordur demokrasi yokuşunu tırmanmak...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tahrir bir kez daha devrim için kükredi

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in yönetimi bırakmasına vesile olan devrimin ardından 10 ay geçti. Yıllardır hayal edilen "Mübareksiz bir Mısır" gerçeğe dönüştü. Ancak bu kez da onun yerini ordu aldı. Yüksek Askeri Konsey, Mübarek sonrası yönetime geçti ve ülkeyi Mübarek'ten farksız uygulamalarla yönetmeye başladı. 28 Kasım'da seçime gidiyor Mısır. Uzun bir mücadele döneminin ardından ilk kez özgürce seçim yapacaklar. Ancak, yönetimde bulunan Mısır ordusu, seçim sonrası kendi gücünü garantiye almak için bir takım atraksiyonlara girişiyor. "Rejimin koruyucusu ve kollayıcısı ordudur" tarzında vazifeleri üstlenmeye çalışıyor. Ancak tırnaklarıyla kazıya kazıya, dayak yiye yiye bir devrime imza atan Mısırlılar, ordunun bu kurnaz oyunlarına pabuç bırakmaya pek de niyetli görünmüyor. Bu kapsamda dün Tahrir meydanı bir kez daha tarihi günlerinden birini yaşadı. Ülkenin en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bir çok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu, büyük bir gösteri ile "siyaseti orduya bırakmayacağız" mesajı verdi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, yönetimin bir an evvel askerlerden alınıp sivillere geçmesi gerektiğini haykırdı. 

Bir devrime ev sahipliği yapan Tahrir, devrim sonrası bu kez de yönetimin siviller eliyle yeniden dizaynı konusunda sözünü söylemiş oldu. Tüm Arap dünyasına esaslı bir selam göndermiş oldular. Hele ki alanda açılan dev Suriye bayrağı ve atılan "yaşasın özgür Suriye" sloganları, Esad yönetimini devirmek için gün sayan Suriye halkına da büyük bir moral oldu. Devrimlerine sahip çıkan Mısır'ın asil evlatlarına tebriklerimizi gönderiyoruz. Mübarek gittiğinde ne demiştik; asıl devrim şimdi başlıyor...

13 Eylül 2011 Salı

Arap Baharı ve Türkiye

Bölgemiz değişiyor, Ortadoğu yeninden şekilleniyor. Türkiye'nin aktif bir şekilde destek verdiği Arap Baharı, tüm bölgeyi ayağa kaldırmış durumda. Daha bir kaç yıl öncesine kadar ölüm sessizliği içerisinde bulunan, zamanın ruhunu okuyamadığı için eleştirilen, diktatörler ve tek adamların hakimiyetindeki Arap coğrafyası, 2011 başında adeta küllerinden yeniden doğdu. Dedeleri ve babaları, otoriter yönetim altında zillet içerisinde yaşayan gençler, kendilerinden bekleneni yaptı ve başlarındaki yöneticileri alaşağı etti. Arap dünyasında yaşanan bu değişimin motor gücü ise bölgenin ağabeyi Türkiye idi. Bu zaman zarfında devrimini tamamlayan Tunus, Mısır ve Libya ile devrimini tamamlamaya çalışan Suriye, İran, Irak, Cezayir, Yemen ve Bahreyn halklarının gözü her zamankinden daha fazla Türkiye'nin üzerinde oldu. Başbakan Erdoğan ve Davutoğlu'nun büyük çabası sonucu Türkiye, bölgesinde yol gösteren, sözü dinlenen, takip edilen bir ülke konumuna geldi.

Dün akşam tarihi bir günü yaşadık. Başbakan Erdoğan, Arap Baharı'nı yaşayan ülkelere gerçekleştirdiği ziyaretin ilk durağı Mısır'a gitti. Erdoğan'ı havalimanında binlerce Mısırlı karşıladı. Ellerinde Türk bayrakları, kardeşlik mesajı veren pankartlar ve dillerinde teşekkür sloganları ile Erdoğan'ı bağrına basan Mısırlılar, bir anlamda bölgenin liderinin de kim olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldu. Komşularla sıfır problem mottosu, bu ülkeye dar geliyordu. Bu motto görevini ifa etti. Şimdi Komşularla birlik beraberlik zamanı. Benim gördüğüm; bölgemizde "yeni bir dünya" kuruluyor. İğneyle kuyu kazılması mesabesindeki bu değişim, daha da derinleşecek ve önce bölgemiz, ardından da tüm dünya yeni bir güne merhaba diyecek... 

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Hüsnü Mübarek yargılanıyor

Kim derdi ki o koca Hüsnü Mübarek, gün gelecek demir parmaklıklar ardında hakkında verilecek hükmü endişeli gözlerle bekleyecek. Azılı bir suçlu gibi demir kafesler içerisinde canlı yayında yargılanacak. Tarihe tanıklık ettiğimizin farkındayım. Bu blog'taki 12 Şubat 2011 tarihli yazımda; "32 yılın verdiği öfke ve 18 günlük sabırlı bekleyişin ardından Mısır'ın son firavunu Hüsnü Mübarek, koltuğunu bırakıp gitti." demiştim. İşte şimdi o gidişin ardından şimdi Kahire'de bir mahkeme salonunda hesap veriyor Mübarek. Mısır'ın devrik lideri, yolsuzluk ve adam öldürme suçlamalarıyla yargılanıyor. 

Ders olsun tüm müstekbirlere, diktatörlere, tek adamlar, halkına zalimlik yapanlara. Mübarek'in kendi ülkesinde yargılanması, Mısır'lı hakimlere hesap verecek olması en başta Mısır için, Filistin için, İsrail için, ABD için, sonra tüm Ortadoğu ve tüm mazlum halklar için önemli bir gelişme. Zulümle abad olunamayacağının en önemli kanıtı. Darısı başta Kaddafi, Esad olmak üzere tüm ortadoğu ve dünya diktatörlerinin başına.

29 Mayıs 2011 Pazar

Gazze'ye "Refah" geldi

Filistin halkının sabrı ve direnişi ile Arap Baharı'nın motivasyonu, meyvelerini vermeye devam ediyor. Güzel haberler ardı ardına geliyor. Ne zamandır açılması için seferber olduğumuz, 4 yıldır kapalı olan Refah Sınır Kapısı nihayet ardına kadar açıldı. Gazzeliler'in dünyaya açılan tek kapısı olan bu sınır, bir devrin bittiğini de resmen göstermiş oldu. İsrail ve ABD'nin can dostu Mübarek'in devrilmesi sadece Mısır için değil, en başta Filistinliler olmak üzere tüm bölge halkları için olumlu bir gelişme oldu. Biliyoruz ki; bu daha başlangıç. Daha ne güzel haberler alacağız. Ok yaydan çıktı bir kere... Selam olsun Tahrir'den esen rüzgara, umudu büyüten Mısırlıya, direnişten yılmayan Filistinliye...

10 Mayıs 2011 Salı

Mısır'da milyonlar Gazze'ye yürüyecek

Mısır, tarihi bir güne daha hazırlanıyor. Hüsnü Mübarek zamanının kefaretini ödeyip, on yıllardır sırt çevirdiği Filistin'e sahip çıkmanın telaşına hazırlanıyor. Yıllardır kapalı tutulan Refah sınır kapısının açılmasının ardından bu kez Mısır Gazze ile kavuşmaya hazırlanıyor. Gazze'ye uygulanan ablukanın kaldırılması ve Terör Şebekesi İsrail tarafından topraklarından kovulan milyonlarca Filistinlinin vatanlarına dönmesini sağlamak amacıyla yüz binlerce Mısırlı, Terör Şebekesi İsrail'in kuruluş yıldönümü olan 15 Mayıs`ta Mısır`ın farklı kentlerinden Gazze`ye doğru harekete geçecek. Mısır’daki pek çok sivil inisiyatifin yanı sıra uluslararası aktivistlerin de destek verdiği "Milyonların Yürüyüşü"ne Ortadoğu’daki demokrasi mücadelesinin sembolü haline gelen Tahrir Meydanı’ndan start verilecek. 15 Mayıs'ta gözümüz kulağımız bir kez daha Tahrir meydanında olacak. Tahrir bir kez daha tarih yazacak...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Müslüman'ın devrime mensubiyeti

Devrimin tarihle, insanın devrimle ilintisi beşeriyetin yaratılması iradesinin içinde mündemiçtir. Kelimelerin öğretilmesi ile fikrî zemin oluşturulmuş, meleklerle desteklenmiş, İblis ile sınanmış ve nihayetinde ihlâs ile yapılan tövbenin gücü nefs putuna galip gelmiştir. Âdem’in Allah’ın öğrettiği kelimelerle yaptığı tövbe, İblis’in tanrılaştırmaya doğru götürdüğü nefsinin imtihanı olmuştur. Âdem’in Allah nezdindeki yerini keşfi, meleklere, şeytana, ateşe ve toprağa, hatta tüm kâinata haddini bildirmiştir. Herkesi hududuna itmiş, her şeyi yerli yerine yerleştirmiştir.

İfadeye çalıştığım şey, bir insanlık tarihini içeriyor aslında. İnsanın tarih içerisindeki tevhid imtihanını... Hak ile gönderilenler “lâ” diyerek başladılar söze. Reddederek inanmaya koyuldular. İlahi iradeye aykırı hareketlerin topuyla restleşerek, tevhidi bozacak inanç fazlalıklarını ayıklayarak öze çağırdılar. Hak ile gelenler, hakka halel getirenleri hizaya çekmek için görevlendirildiler.

Zenginliği, mülkü, iktidarı, oğulları, bahçeleri ve yüksek binaları kendine yeterli görüp tuğyan edene “hayır” deme göreviyle gelen elçiler, tek olan Allah’ın hak ettiği tazim ve saygıyı yöneldiği yanlış istikametten alıp aslına rücu etmekle vazifelendiler. Sahte tanrıların oyunlarını bozmakla ve sahte kulları dosdoğru abid yapmakla saltanatları sarstılar, yıkılmaz sanılan iktidarları devirdiler. İnsanın insana kulluğunu reddederek inşa edilmiş dev zihin bloklarını çökerttiler.

Fakat biz, İbrahim (as) peygamberin vazettiği gibi putları kırıp boynuna baltamızı asamadık! İhanet ettik! Kendimize emanet olamadık, eğildik, büküldük, yerlerde süründük kendimizle baş başa kaldığımızda. Bir buzağı karşısında eğilmek için kırk gün yetti. Kendi ellerimizle yonttuklarımıza, şekillendirdiklerimize, parlattıklarımıza taptık. İhanet ettik! Kudret helvası ve bıldırcın yemeye tahammül edemedik! Soğan ve sarımsak için özgürlüğümüzden vazgeçtik… Köle olduk… Yiyeceğimiz iki farklı lezzet hürriyetten tatlı geldi, zulme döndük… Özgürlüğümüzü verebileceğimiz tek makama ortaklar bulduk, vaadimize sadık kalamadık… Onların karşısında kıyama geçtik, elinde bulundurduğu güç karşısında eğildik büküldük, rükû ettik, secde ettik. Bütün kurbanlarımızı ona sunduk, varlığımızı ona armağan ettik… Ovalara saraylar, dağlara köşkler yontan Semudlular’ın gayretlerine gark olduk. Dağlarda köşkler, bahçeler, çeşme başları ve salkım salkım hurmalıklar edinmenin peşindeyiz. İnsanlık tarihinin en bulaşıcı gayretine saplandık kaldık.

İnsanlığın çoğu zaman mücadele edemediği bu tarihi hastalığı seçilmiş salih bir zümre ise yendi. İnsanlık her haddi aştığında, azgınlıklarında her ileri gittiklerinde onların bu gidişine dur diyen vazifeliler yahut vazifesinin şuurunda olanlar geldi. Mülk ve iktidarın asıl sahibi dışında gösterilen bütün teveccühlerin yanlış adrese yöneldiğini, Tek İlah’a kul olmak için gelmiş insanların kendi elleri ile yonttukları makamlara, kendi elleri ile yonttukları binalara, koltuklara, kendi elleri ile yonttukları sevgilere ve nefretlere, eşlere ve çocuklara, kendi elleri ile yonttukları ve parlattıkları patronlara, kendi elleri ile seçtikleri veya seçemedikleri iktidarlara tapamayacaklarını hatırlattılar.

İnsanlığımızı, yaratan ve yaratılmışlar nezdindeki yerimizi, davranış ölçülerimizi (kıyam- rükû – secde), kulluk kodlarımızı hatırlattılar. Hz. Peygamber (sav) Hz. Ali’yi omzuna çıkarıp Kâbe üzerindeki putları gizlice kırdırdığında peygamber değildi henüz. Hz. İbrahim (as) de yıldızları, güneşi ve ayı ilahlıktan alaşağı ederken henüz peygamber değildi. Fazlalıklardan kurtulmanın fıtratlarına kodlanmış olduğu bu seçkinlerin öğretmesidir bütün devirmeler.

Fıtratın bozulmasına karşı koyuş, yürürlükteki bir dizi kurallar bütününün döneminde uygulanamaz kılınması demekti. Bunun anlamı ise dönemin güç ve iktidar sahipleri ile büyük bir mücadele anlamına geliyordu. Bu büyük mücadelede fıtratın itkisi ve ilahi iradenin maksadının elçilerde tecellisi ile ne yapılması gerektiğini iyice belleyen insan, devrinin değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kanunları ve o kanunların koyucuları ile mücadele etti. Sermaye devlerine iktisadı öğretti, ahlaksıza edebi, hukuksuza hakkı, zalime adaleti, mazluma baskı karşısında direnmeyi öğretti.

Kuzey Afrika’da yükselen devrim sesleri işte bu tarihi sürecin biraz da gecikmiş olan izleğidir. Olması gerekendir. Müslüman’a vahyedilenin ta kendisidir. Tunus’ta ekilen, Mısır’da yeşeren, Libya’da çiçeğe duran, Yemen’i, Suudi Arabistan’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı, Ürdün’ü, Fas’ı, Cezayir’i etkisi altına alan, kalbimizi çatlatırcasına heyecanlandıran bu hareket peygamberi bir geleneğin günümüz halkasıdır. Tek adam putunun yıkılıp baltaların boynuna asılmasıdır. Borsa, faiz ve dövizin yönünün değişmesidir. Katar’da, Dubai’de külçelerden oluşmuş odalarında yığmakla bitiremeyenlerin akıbetlerinden titremesidir. Bütün orantısız güç sahiplerinin hizaya gelmesidir.

Müslümanların sessizleştikleri, sessizleştikçe durgunlaştıkları,durgunlaştıkça tepkisizleştikleri  ve yönetilmeye en müsait kitle oldukları yönündeki algıları paramparça eden bu hareketlenme, ilahi vazifesinin şuurunda olanların tarih sahnesine bütün ihtişamıyla tekrar çıkmasıdır. İslam’a mensubiyeti olanların onurlarının iadesi, cibilliyetinin aslına uygun hale getirilmesidir.

İslam ülkelerindeki tek adam iktidarlarına, dünyadaki tek ülke hegemonyasına cevaptır. Tahrir Meydanı’nı hınca hınç doldurup bizi uykularımızdan eden kalabalıklara, halkını vurmayıp Malta’ya kaçan Libyalı pilotlara, Suudi Arabistan’da, Yemen’de, Bahreyn’de, Katar’da on yıllardır biriken sessizliklerini tepkiye çeviren kardeşlerimize vicdanımız oldukları için, kadim vazifemizin yeniden inşası adına kocaman bir ses oldukları için, sınır tanımazlara hadlerini bildirdikleri için, sermayenin seyrini bir anlığına da olsa darma duman ettikleri için minnet ve şükran duyguları ile dopdoluyum.

Bu hareketlerle tüm insanlık şunu iyice öğrendi: Tunus’ta genç bir üniversiteli kendini yakarsa, dünya yanar!

Adalet Canlı Akbaş
Not: Bu yazı Kurtuba dergisinin 8. sayısında yayınlanmıştır.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bir inkılaptır bu, güneş gibi doğdu


Tunus'dan Mısır'a, Libya'dan, Bahreyn, Cezayir ve Yemen'e kadar koca bir İslam coğrafyası devrimler çağına girmenin heyecanı içerisinde. Bir uçtan bir uca; diktatörler, tek adamlar, firavunlar, zalimler, tiranlar, tağutlar birer birer yıkılıyor. Bize düşen; bu gelişmeleri doğru okumak, mazlum halkların yanında yer almak, dualarımızı eksik etmemek. Ne diyoruz; 1-2-3 daha fazla devrim...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Göğe savrulan yumruklar, zalim gitmedikçe iner mi hiç

Bir uçtan bir uca Arap halkları ayakta. İslam dünyasının sessizleri, yetimleri, mazlumları, ezilmişleri, yok sayılmışları ses yükseltiyor, isyan bayrağını dalgalandırıyor. Yemen, Bahreyn ve Libya'dan dalga dalga isyan haberleri geliyor. Tunus'un tutuşturduğu, Mısır'ın harladığı devrim ateşini Arap dünyasının gençleri bir umut büyütüyor. Mısır ve Tunus'taki halk devrimlerinden cesaret alan muhaliflerin salı gününden bu yana protesto gösterileri düzenlediği Libya'da gerilim her geçen gün tırmanıyor. Arap dünyası ve Afrika'nın en uzun süreli iktidarda kalan diktatörü Muammer Kaddafi'nin koltuğu sallanmaya başladı. Kaddafi'ye hiç bir zaman pirim vermeyen Bingazi şehrinin başı çektiği isyan dalgası, ülkenin bir çok şehrine sıçramış durumda. 41 yıllık diktatör Kaddafi ise halkının sesine kulak vermek yerine, göstericilerin üzerine ateş edilmesi emrini verdi. Şimdiye kadar 100'e yakın Libyalı devrim yolunda hayatını kaybetti. Arap dünyasının en fakir ülkesi Yemen'de de on binler, diktatör Ali Abdullah Salih'in istifası için kıyama geçmiş durumda. 10. gününe giren protestolarda ülkeden çatışma haberleri gelmeye devam ediyor. Şimdiye kadar 10'a yakın Yemenlinin polis kurşunuyla hayatını kaybettiği ülkede, muhaliflerin üzerine el bombaları atılıyor, gerçek mermiler kullanılıyor. İnci meydanını dolduran Bahreynliler ise ordunun sert müdahalesi ile karşılaştı. ABD'nin en sadık müttefiklerinden olan Bahreyn, yıllardır kral zulmü altında inliyor. Rejim güçlerinin silahlı saldırısı sonucu yaralananları hastanelere taşımaya giden ambulansların tanklar tarafından durdurulduğu, yaralıları tedavi etmeye çalışan sağlık görevlilerinin de polislerin saldırısına uğradığı bilgisi geliyor ülkeden. 

On yıllardır tek adam yönetimleri altında, zilletin, yoksulluğun, sömürünün her türlüsünü yaşayan Arap halkları onurlarını geri kazanmanın telaşında. Biliyoruz ki; bu isyan ateşi kolay kolay sönmeyecek. Aynen grup Yürüyüş'ün Özgürlük türküsünde dillendirdiği gibi:


dağlardayız biz ovalarda
makinâ başında sıralarda
sürdürüyoruz kavgamızı
zalîmler boğulaya...
***
alev alan ateş söner mi hiç
özgürlük türküleri biter mi hiç
göğe savrulan yumruklar
zalim gitmedikçe iner mi hiç
***
haydin çocuklar, gençler, kadınlar
yükseltelim feryadımızı
Allah sözünü hakim kılmak için
tağutları yıkalım...

18 Şubat 2011 Cuma

Allah, Cuma'nızı ve Devrim'inizi kabul etsin

Adını hiç bilmezdik şimdi unutamıyoruz. 25 Ocak’a kadar sıradan bir meydandı şimdi bir devrime ev sahipliği yapmanın gurunu taşıyor. 1 ay öncesine kadar sadece Mısırlıların meydanıydı şimdi tüm Ortadoğu’nun, Afrika’nın ve tüm mazlumların toplanma yeri oldu. 18 gün süren ve nihayetinde Hüsnü Mübarek’in koltuğunu bırakmasıyla sonuçlanan devrimin en kritik günleri Cuma, en kritik olay mahalli ise Tahrir Meydanı’ydı. Özellikle Cuma namazları sonrasında milyonlar sokaklara akmış, Tahrir’de buluşmuş önce Kahire’yi, ardından Mısır’ı, daha sonra da tüm dünyayı bir devrime besmele çekmenin heyecanı ile sarsmışlardı. İsyanın ve devrimin merkez üssü bugün bir kez daha yüz binleri ağırladı bağrında. Mısırlılar devrim sonrası ilk Cuma namazı için yine Tahrir Meydanı’nı seçti. Kadını erkeği, çocuğu yaşlısı, sağcısı solcusu, komünisti İslamcısı bir kez daha omuz omuza saf tuttu Tahrir’de.

Nil’in kavruk çocukları, Uluslararası Müslüman Alimler Birliği Başkanı Üstad Yusuf el Kardavi'nin imametinde Tekbirler getirerek devrim sonrası ilk Cuma namazını eda etti. Mübarek’in gidişinden sonraki ilk Cuma’yı “Zafer Günü” ilan eden Mısırlılar, kendilerinden sonra devrim ateşini büyüten Bahreynlilere, Yemenlilere, Libyalılara ve Cezayirlilere dualar gönderdiler. Ne diyelim; Allah Cuma’nızı ve devriminizi kabul etsin.  

17 Şubat 2011 Perşembe

Tunus ve Mısır'dan esen rüzgar, Arap coğrafyasını ateşliyor


Başka bir yazının konusu olacak ama sonra söyleyeceğimi şimdi diyeyim; Arap dünyasına, daha genelde İslam dünyasına bu diktatörlükler, bu tek adam yönetimleri, bu krallıklar, hanedanlıklar, bu despot, caberrut, sıkı yönetim aşığı, bu ABD İsrail kuklası yönetimler hiç yakışmıyor. Hepsinin bir an önce halkını önemseyen yönetimlerle yer değiştirmesini bekliyorum. İşte bu istikamette Tunus ve Mısırlıların başını çektiği halk hareketlerine Cezayir, Yemen, Libya ve Bahreyn halklarının katkı sunmasını önemsiyorum. Tek adamların hüküm sürdüğü, olağanüstü hallerin olağan halde yaşandığı, sosyal adaletin, özgürlüklerin, şeffaflığın, fırsat eşitliğinin olmadığı Arap coğrafyası bir baştan bir başa kendi gücünü keşfetmenin, zorbalığa, haksızlığa, diktatörlüğe karşı çıkmanın heyecanını yaşıyor. 
*1991'deki askeri darbenin ardından cuntanın sadık adamı Abdulaziz Buteflika tarafından yönetilen Cezayir diken üstünde. 
*30 yıldır diktatör Ali Abdullah Salih'in yönetimindeki Yemen'de gösterilerin ardı arkası kesilmiyor. 
*1971 yılından bu yana Şeyh Halife Bin Sallah'ın görevde olduğu Bahreyn halkı ayakta. 
*41 yıldır Muammer Kaddafi'nin tek adam olduğu Libya'da tüm baskılara rağmen halk sesini duyurmanın telaşını yaşıyor.
On yıllardır ABD desteğiyle ya da ABD korkusunu istismar ederek hüküm süren diktatörler, yıkılacakları günün yaklaştığını an be an hissediyorlar. Halklarının meşru taleplerine kulaklarını tıkayan, sadece kendi ailesi, kabilesi ve partisinin isteklerini yerine getiren tek adamların koltuğu sallanıyor artık. Tunus ve Mısır halkı bunu başardı. Umarım Cezayir, Libya, Bahreyn, Ürdün, Yemen, Suriye halkları da bu zoru başarırlar ve demokrasi yolunda önemli bir adım atarlar.

15 Şubat 2011 Salı

Çakal Carlos'dan Mısır devrimi yorumu

1975'de İslamiyet'i seçmesinin ardından aldığı isim Salim Muhammed Nuri. Ama hepimiz onu Çakal Carlos olarak tanıyoruz.  Anne- babasının verdiği ismi de hatırlatırsak; İliç Ramirez Sançez. Hakkındaki bir çok suçtan dolayı Fransa'da Poissy Cezaevi'nde müebbet hapis cezasını çekiyor. 2003 yılında kaleme aldığı "Devrimci İslam" adlı kitabı çok ses getirdi, tartışıldı, konuşuldu. Dün Radikal'de kendisi ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. O röportajda Mısır'da yaşanan gelişmeler de sorulmuş. Bakın Carlos, Mısır devrimi ile ilgili neler söylüyor;

"Gazze meselesi, sadece Filistinlileri ilgilendiren bir ‘iç mesele’ değildir. Tüm Mısırlıları, tüm Arapları, tüm Müslümanları ve dünyanın tüm vicdanlı insanlarını ilgilendiren bir hadisedir ki, yakın tarihte böylesi bir ihanetin benzeri görülmemiştir. Kısacası Mısır’da bundan sonra ne olacağını, Gazze’de bundan sonra ne olacağına bakarak daha net teşhis ve ifade edebiliriz. Şimdilik söyleyebileceğimiz, Gazze’ye yaklaşımı değişmediği müddetçe, Mısır’da her şeyin eski tas eski hamam olduğudur.  

Mısır'da rejim değişikliğinden bahsedebilmek için; Mısır Gazze ambargosunu kaldırmalı ve Gazze’nin Mısır kapısını yeniden açmalıdır. Sadece bu da değil. Hemen peşinden, Gazzeli her Filistinliye birer Mısır pasaportu verip onların tüm dünyada rahatça seyahat edebilmelerinin yolunu açmak. Bununla da kalmayıp Gazze’nin seçilmiş hükümet mensuplarına, yani Filistinli milletvekillerine Mısır diplomatik pasaportu vermek ve onların diplomatik koruma altında özgürce tüm dünyada dolaşabilmelerini sağlamak. İşte ancak bunlar yapılırsa Mısır’da rejim değişmiştir diyebiliriz, daha önce değil."

Çakal Carlos, bu konuşmasında çok önemli bir noktaya parmak basıyor aslında. Mısır'daki değişimin önemini kavramak için Filistin ve Gazze konularındaki değişimlere bakılması gerektiğini söylüyor. Bizce de Mısır devriminde Gazze önemli bir turnusol kağıdı görevi görüyor. Umarım Mısır, bu konuda ümmeti sevindirecek bir karara imza atar da üzerindeki İsrail yandaşlığından kurtulur.

13 Şubat 2011 Pazar

Hasan El Benna'yı Rahmetle anıyoruz

Mısır'daki devrimi kutladığımız şu günlerde özelde Mısır için ama genelde tüm İslam dünyası için önemli bir isim olan Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El Benna’yı, şehadetinin 62. Yıldönümünde Rahmetle anıyoruz. Biliyoruz ki başta Mısır olmak üzere tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki devrimci halk hareketlerinde onun çektiği besmelenin bereketi var. Bir uçtan bir uca koca bir ümmet coğrafyasını fikirleri ve hareketiyle etkileyen bu dava adamı, 12 Şubat 1949’da, Kahire’de uğradığı silahlı suikast sonucu Hakk’a yürüdü. Yürüyüşü ne bereketli ki; bugün ardından milyonlar gidiyor...   


Hasan El Benna’nın 10 öğüdü:

1- Birlik en büyük hedeftir.  Kalpler arasındaki bağ güçlü olsun, tek söz üzerine birleşsin.
2- 'Lailahe illallah' diyen herkes Tevhid çatısı altında beraberimizdedir.
3- Kusuru nefsinde ara, muhaliflerin hakkında iyi şeyler düşün.
4- Tepki verirken bile ahlakı göz ardı etme.
5- Tartışma ve kibir yok.
6- Bir meselede doğru birden fazla olabilir.
7- İttifak edilen şeylerde yardımlaş, farklı düşüncelere saygılı ol.
8- Her zaman ortak düşmanı ön planda tut.
9- İş ve üretim ufkunu aç.  Her kardeş,  -özel hayatındaki işlerine ilave olarak- her gün bir miktar Kur'an okumalı,  yatmadan mutlaka nefsini muhasebe etmelidir.
10- Yanlış yoldakilere üzülürüz; üzerine çullanıp teşhir etmeyiz.