tahrir meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tahrir meydanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

Hasan El Benna'nın düşleri gerçek oluyor

30 yıllık Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinin ardından yapılan ilk demokratik seçimlerin resmi sonuçları açıklandı. Mısır halkının on yıllar sonra ilk kez özgür iradeleri ile yaptıkları seçimin galibi, Mısırlı Alim Hasan El Benna'nın kurduğu ve uğrunda şehit düştüğü Müslüman Kardeşler'in Hürriyet ve Adalet Partisi oldu. 508 sandalyeden oluşan Mısır Halk Meclisi için yapılan üç aşamalı seçimlerin sonucunda, Hürriyet ve Adalet Partisi yüzde 47.18 oy oranı ile 235 milletvekili çıkardı. Selefi çizgideki Nur Partisi yüzde 24.29 oy oranı ile 121 koltuk kazanırken, Mısır'ın en eski partisi olan Liberal çizgideki Vefd, yüzde 9'a yakın bir oy oranı alarak 38 milletvekilliği kazandı.

Hüsnü Mübarek döneminde siyaset yapmasına izin verilmeyen, mensupları baskı altında tutulan, yöneticileri sık sık hapse atılan, suikastlar ve idamlarla şehit edilen Müslüman Kardeşler, tek adam rejiminin devrilmesinin ardından yapılan seçimlerden halkın teveccühünü kazanarak çıkmış oldu. Şimdi omuzlarında büyük bir sorumluluk var. Mübarek sonrasının Mısır'ını inşa edecek olan İhvan, umarız Mısır halkının isteği doğrultusunda bir yönetim sergiler. Tek adamlıktan, askeri yönetime evrilen Mısır, demokratik bir yönetimi fazlasıyla hak ediyor. Tahrir'in gençleri bunu istiyor.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Mısır'da ordu kaybedecek, halk kazanacak

Tahrir'den gelen görüntüler hiç iç açıcı değil. 30 Yıllık Hüsnü Mübarek diktatörlüğünü deviren Mısır gençliği, bu kez ondan daha dişli çıkan Mısır ordusunın şiddetine maruz kalıyor. Yönetimi bırakmamak için ayak direyen ordu, Tahrir'i mesken tutan gençlere karşı aşırı şiddet uygulayıp, gözlerinin korkutmaya çalışıyor. Halk meclisi seçimlerinin ikinci turunu geride bırakan Mısır'da, geçici hükümetin başında olan askeri konseyin istifasını isteyen protestocularla polis arasındaki çatışmalarda 9 kişi hayatını kaybetti. Şiddetin dozunu kaçıran polis ve askerler, yakaladıkları göstericileri öldüresiye dövdü. Yukarıdaki fotoğraf, yaşanan şiddetin sadece küçük bir parçası. Mübarek'i deviren gençlerin ordu'ya geri adım attıracağına olan inancımız tam. Mısır, demokrasi ve özgürlük yolunda elde edeceği kazanımlar için bedelini ödüyor... Allah yardımcıları olsun...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tahrir bir kez daha devrim için kükredi

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in yönetimi bırakmasına vesile olan devrimin ardından 10 ay geçti. Yıllardır hayal edilen "Mübareksiz bir Mısır" gerçeğe dönüştü. Ancak bu kez da onun yerini ordu aldı. Yüksek Askeri Konsey, Mübarek sonrası yönetime geçti ve ülkeyi Mübarek'ten farksız uygulamalarla yönetmeye başladı. 28 Kasım'da seçime gidiyor Mısır. Uzun bir mücadele döneminin ardından ilk kez özgürce seçim yapacaklar. Ancak, yönetimde bulunan Mısır ordusu, seçim sonrası kendi gücünü garantiye almak için bir takım atraksiyonlara girişiyor. "Rejimin koruyucusu ve kollayıcısı ordudur" tarzında vazifeleri üstlenmeye çalışıyor. Ancak tırnaklarıyla kazıya kazıya, dayak yiye yiye bir devrime imza atan Mısırlılar, ordunun bu kurnaz oyunlarına pabuç bırakmaya pek de niyetli görünmüyor. Bu kapsamda dün Tahrir meydanı bir kez daha tarihi günlerinden birini yaşadı. Ülkenin en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bir çok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu, büyük bir gösteri ile "siyaseti orduya bırakmayacağız" mesajı verdi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, yönetimin bir an evvel askerlerden alınıp sivillere geçmesi gerektiğini haykırdı. 

Bir devrime ev sahipliği yapan Tahrir, devrim sonrası bu kez de yönetimin siviller eliyle yeniden dizaynı konusunda sözünü söylemiş oldu. Tüm Arap dünyasına esaslı bir selam göndermiş oldular. Hele ki alanda açılan dev Suriye bayrağı ve atılan "yaşasın özgür Suriye" sloganları, Esad yönetimini devirmek için gün sayan Suriye halkına da büyük bir moral oldu. Devrimlerine sahip çıkan Mısır'ın asil evlatlarına tebriklerimizi gönderiyoruz. Mübarek gittiğinde ne demiştik; asıl devrim şimdi başlıyor...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tahrir'den esen rüzgar Esad'ı da götürecek

"Her şey bir rüzgara bakıyor ağabey" diyen Hakan Albayrak'tan ilham alarak Tahrir'den esen rüzgarın İslam ülkelerindeki tüm diktatörleri yerlerinden edecek kadar güçlü olduğunu söylüyoruz. Şimdilerde koltuklarını bırakmamak için bin dereden su getiren, halkına katliam üstüne katliam yapmaktan çekinmeyen Kaddafi de, Abdullah Salih de, Esad da bu rüzgara karşı koyamacak. 
Bu rüzgar şiddetini Suriye'de artırmışa benziyor. Her gün bir kıyam var Suriye'de ama  Arap devrimlerinin hepsinde olduğu gibi Cumalar'ın önemi daha bir fazla. Her cuma, "özgürlük ve adalet" için evlerinden çıkan Suriyeliler, şehit vere vere sonuca gidiyor. 9 haftalık bilanço akıl alır gibi değil; 900 ölü, binlerle ifade edilen yaralı, on binlerle ifade edilen tutuklu... 41 yıllık Esad iktidarı artık son günlerini yaşıyor. Nüfusun sadece %15'ini oluşturan Nusayri azınlığın ülkede estirdiği kaos, olağanüstü hal durumu, keşmekeşlik yıkılmanın eşiğinde. Şimdi güç iktidar sahiplerinde olabilir ama haklı olan taraf Suriye halkı...

10 Mayıs 2011 Salı

Mısır'da milyonlar Gazze'ye yürüyecek

Mısır, tarihi bir güne daha hazırlanıyor. Hüsnü Mübarek zamanının kefaretini ödeyip, on yıllardır sırt çevirdiği Filistin'e sahip çıkmanın telaşına hazırlanıyor. Yıllardır kapalı tutulan Refah sınır kapısının açılmasının ardından bu kez Mısır Gazze ile kavuşmaya hazırlanıyor. Gazze'ye uygulanan ablukanın kaldırılması ve Terör Şebekesi İsrail tarafından topraklarından kovulan milyonlarca Filistinlinin vatanlarına dönmesini sağlamak amacıyla yüz binlerce Mısırlı, Terör Şebekesi İsrail'in kuruluş yıldönümü olan 15 Mayıs`ta Mısır`ın farklı kentlerinden Gazze`ye doğru harekete geçecek. Mısır’daki pek çok sivil inisiyatifin yanı sıra uluslararası aktivistlerin de destek verdiği "Milyonların Yürüyüşü"ne Ortadoğu’daki demokrasi mücadelesinin sembolü haline gelen Tahrir Meydanı’ndan start verilecek. 15 Mayıs'ta gözümüz kulağımız bir kez daha Tahrir meydanında olacak. Tahrir bir kez daha tarih yazacak...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Müslüman'ın devrime mensubiyeti

Devrimin tarihle, insanın devrimle ilintisi beşeriyetin yaratılması iradesinin içinde mündemiçtir. Kelimelerin öğretilmesi ile fikrî zemin oluşturulmuş, meleklerle desteklenmiş, İblis ile sınanmış ve nihayetinde ihlâs ile yapılan tövbenin gücü nefs putuna galip gelmiştir. Âdem’in Allah’ın öğrettiği kelimelerle yaptığı tövbe, İblis’in tanrılaştırmaya doğru götürdüğü nefsinin imtihanı olmuştur. Âdem’in Allah nezdindeki yerini keşfi, meleklere, şeytana, ateşe ve toprağa, hatta tüm kâinata haddini bildirmiştir. Herkesi hududuna itmiş, her şeyi yerli yerine yerleştirmiştir.

İfadeye çalıştığım şey, bir insanlık tarihini içeriyor aslında. İnsanın tarih içerisindeki tevhid imtihanını... Hak ile gönderilenler “lâ” diyerek başladılar söze. Reddederek inanmaya koyuldular. İlahi iradeye aykırı hareketlerin topuyla restleşerek, tevhidi bozacak inanç fazlalıklarını ayıklayarak öze çağırdılar. Hak ile gelenler, hakka halel getirenleri hizaya çekmek için görevlendirildiler.

Zenginliği, mülkü, iktidarı, oğulları, bahçeleri ve yüksek binaları kendine yeterli görüp tuğyan edene “hayır” deme göreviyle gelen elçiler, tek olan Allah’ın hak ettiği tazim ve saygıyı yöneldiği yanlış istikametten alıp aslına rücu etmekle vazifelendiler. Sahte tanrıların oyunlarını bozmakla ve sahte kulları dosdoğru abid yapmakla saltanatları sarstılar, yıkılmaz sanılan iktidarları devirdiler. İnsanın insana kulluğunu reddederek inşa edilmiş dev zihin bloklarını çökerttiler.

Fakat biz, İbrahim (as) peygamberin vazettiği gibi putları kırıp boynuna baltamızı asamadık! İhanet ettik! Kendimize emanet olamadık, eğildik, büküldük, yerlerde süründük kendimizle baş başa kaldığımızda. Bir buzağı karşısında eğilmek için kırk gün yetti. Kendi ellerimizle yonttuklarımıza, şekillendirdiklerimize, parlattıklarımıza taptık. İhanet ettik! Kudret helvası ve bıldırcın yemeye tahammül edemedik! Soğan ve sarımsak için özgürlüğümüzden vazgeçtik… Köle olduk… Yiyeceğimiz iki farklı lezzet hürriyetten tatlı geldi, zulme döndük… Özgürlüğümüzü verebileceğimiz tek makama ortaklar bulduk, vaadimize sadık kalamadık… Onların karşısında kıyama geçtik, elinde bulundurduğu güç karşısında eğildik büküldük, rükû ettik, secde ettik. Bütün kurbanlarımızı ona sunduk, varlığımızı ona armağan ettik… Ovalara saraylar, dağlara köşkler yontan Semudlular’ın gayretlerine gark olduk. Dağlarda köşkler, bahçeler, çeşme başları ve salkım salkım hurmalıklar edinmenin peşindeyiz. İnsanlık tarihinin en bulaşıcı gayretine saplandık kaldık.

İnsanlığın çoğu zaman mücadele edemediği bu tarihi hastalığı seçilmiş salih bir zümre ise yendi. İnsanlık her haddi aştığında, azgınlıklarında her ileri gittiklerinde onların bu gidişine dur diyen vazifeliler yahut vazifesinin şuurunda olanlar geldi. Mülk ve iktidarın asıl sahibi dışında gösterilen bütün teveccühlerin yanlış adrese yöneldiğini, Tek İlah’a kul olmak için gelmiş insanların kendi elleri ile yonttukları makamlara, kendi elleri ile yonttukları binalara, koltuklara, kendi elleri ile yonttukları sevgilere ve nefretlere, eşlere ve çocuklara, kendi elleri ile yonttukları ve parlattıkları patronlara, kendi elleri ile seçtikleri veya seçemedikleri iktidarlara tapamayacaklarını hatırlattılar.

İnsanlığımızı, yaratan ve yaratılmışlar nezdindeki yerimizi, davranış ölçülerimizi (kıyam- rükû – secde), kulluk kodlarımızı hatırlattılar. Hz. Peygamber (sav) Hz. Ali’yi omzuna çıkarıp Kâbe üzerindeki putları gizlice kırdırdığında peygamber değildi henüz. Hz. İbrahim (as) de yıldızları, güneşi ve ayı ilahlıktan alaşağı ederken henüz peygamber değildi. Fazlalıklardan kurtulmanın fıtratlarına kodlanmış olduğu bu seçkinlerin öğretmesidir bütün devirmeler.

Fıtratın bozulmasına karşı koyuş, yürürlükteki bir dizi kurallar bütününün döneminde uygulanamaz kılınması demekti. Bunun anlamı ise dönemin güç ve iktidar sahipleri ile büyük bir mücadele anlamına geliyordu. Bu büyük mücadelede fıtratın itkisi ve ilahi iradenin maksadının elçilerde tecellisi ile ne yapılması gerektiğini iyice belleyen insan, devrinin değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kanunları ve o kanunların koyucuları ile mücadele etti. Sermaye devlerine iktisadı öğretti, ahlaksıza edebi, hukuksuza hakkı, zalime adaleti, mazluma baskı karşısında direnmeyi öğretti.

Kuzey Afrika’da yükselen devrim sesleri işte bu tarihi sürecin biraz da gecikmiş olan izleğidir. Olması gerekendir. Müslüman’a vahyedilenin ta kendisidir. Tunus’ta ekilen, Mısır’da yeşeren, Libya’da çiçeğe duran, Yemen’i, Suudi Arabistan’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı, Ürdün’ü, Fas’ı, Cezayir’i etkisi altına alan, kalbimizi çatlatırcasına heyecanlandıran bu hareket peygamberi bir geleneğin günümüz halkasıdır. Tek adam putunun yıkılıp baltaların boynuna asılmasıdır. Borsa, faiz ve dövizin yönünün değişmesidir. Katar’da, Dubai’de külçelerden oluşmuş odalarında yığmakla bitiremeyenlerin akıbetlerinden titremesidir. Bütün orantısız güç sahiplerinin hizaya gelmesidir.

Müslümanların sessizleştikleri, sessizleştikçe durgunlaştıkları,durgunlaştıkça tepkisizleştikleri  ve yönetilmeye en müsait kitle oldukları yönündeki algıları paramparça eden bu hareketlenme, ilahi vazifesinin şuurunda olanların tarih sahnesine bütün ihtişamıyla tekrar çıkmasıdır. İslam’a mensubiyeti olanların onurlarının iadesi, cibilliyetinin aslına uygun hale getirilmesidir.

İslam ülkelerindeki tek adam iktidarlarına, dünyadaki tek ülke hegemonyasına cevaptır. Tahrir Meydanı’nı hınca hınç doldurup bizi uykularımızdan eden kalabalıklara, halkını vurmayıp Malta’ya kaçan Libyalı pilotlara, Suudi Arabistan’da, Yemen’de, Bahreyn’de, Katar’da on yıllardır biriken sessizliklerini tepkiye çeviren kardeşlerimize vicdanımız oldukları için, kadim vazifemizin yeniden inşası adına kocaman bir ses oldukları için, sınır tanımazlara hadlerini bildirdikleri için, sermayenin seyrini bir anlığına da olsa darma duman ettikleri için minnet ve şükran duyguları ile dopdoluyum.

Bu hareketlerle tüm insanlık şunu iyice öğrendi: Tunus’ta genç bir üniversiteli kendini yakarsa, dünya yanar!

Adalet Canlı Akbaş
Not: Bu yazı Kurtuba dergisinin 8. sayısında yayınlanmıştır.