Suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bilge Kral'ın Özgür Suriye Ordusu'nu Ziyareti

Özgür Suriye Ordusu askerlerinin bir haftadır gözüne uyku girmiyordu. Müjdeli haberi aldıkları günden beri, heyecandan ne yapacaklarını bilmez bir halde geçiyordu saatler. O büyük komutan, Bilge Kral Alija İzzetbegoviç, Halep’e gelecek ve Özgür Ordu’nun vatanları için savaşan civanmert askerlerine hitaben bir konuşma yapacaktı. Aldıkları bu haberden sonra tüm hazırlıklarını tamamlayan birlikler, nihayet büyük komutanı hazırolda bekliyordu.
Bosna savaşından kalma haki renk bir askeri üniforma, başında beyaz zambaklı beresi ve yüzünde tebessümü ile göründü Alija İzzetbegoviç. Ağır adımlarla geldi. Özgür Ordu’dan çıt çıkmıyordu. Uzaklardan gelen bomba sesleri de olmasa, Halep’te zaman durmuş sanılırdı. Kendisi için hazırlanan platforma emin adımlarla çıktı koca komutan. Yüzünü Özgür Ordu’nun aydınlık yüzlü savaşçılarına döndü ve Bosna savaşından beri duyulmayan gür bir ses tonu ile “Esselamü Aleykum” dedi. Hep bir ağızdan “Ve aleykum selam” diye aldı Özgür Ordu’nun savaşçıları, Bilge Kral’ın aziz selamını...  
Selamın ardından, tane tane konuşmaya başladı. O Boşnakça konuşuyor, yanındaki bir asker söylediklerini Arapça’ya tercüme ediyordu.
“Bismillahirrahmanirrahim. Görüyorsunuz, Allah bizi zor bir imtihandan geçiriyor. İnsanlarımız boğazlanıyor; kadınlarımız, çocuklarımız öldürülüyor; camilerimiz yıkılıyor ve biz ne onları, ne de onların kadınlarını ve çocuklarını öldürmek istiyoruz. Bunu yapmak istemiyoruz. Çünkü, bazı istisnalar olsa da, bu bizim tarzımız değil.”
Savaşa ve cihada dair tecrübelerini paylaşmak için buradaydı. Bosna ordusu gibi yokluklar içerisinde sıfırdan meydana gelen Özgür Ordu’nun da, aynı dava uğruna savaştığına şahitlik edip, İslam Birliği’ne olan inancını tazeledi ve Allah’a şükretti...
“Allah, Kur’an’da savaşmamızı emrediyor. Ve bizler savaşmalıyız. Bu iki yıl boyunca, savaşmaksızın kurtuluşun mümkün olmadığına kendimizi ikna ettik. Tüm hayat bir mücadeledir ve yalnızca bu büyük gerçeği görenlerin hayatta kalma şansı vardır. Yüce Allah’a şükürler olsun ki, bizler savaştık ve bugün, burada, sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum.”
Aramızda ayrı gayrı yok bizim. Ben sizdenim siz bendensiniz diye geçirdi içinden. O yüzden sizden bahsederken aslında kendimden, bizden bahsediyorum.
“İnsanların kendilerinden bildikleri bir ordu olmak zorundayız. Böylece, yenilmez olacağız. Eğer halkımızı kendi yanımıza çekebilirsek, bu dünyanın bütün şeytanları toplansalar dahi bizimle savaşamazlar. Ayrıca, insanlardan şüphelenmek yerine onlara inanın. Herkesin bir kusuru olabilir. Çok ciddi değişimlerin yaşandığı bir zamandayız. Bir halkın başına böyle bir şey bin yılda bir gelir. Ne yiyeceğimiz ne de cephanemiz var. Ancak yine de savaşacağız ve kazanacağız. Hepsi bu. Halkımız iyi ve cesurdur.”
1993 yılında, kuşatma altındaki Saraybosna’da, Bosna ordusuna yaptığı konuşma geldi hatırına. Şehadete duyulan istek; coğrafyalar değişse de, kültürler değişse de, ırklar değişse de hiç tükenmiyordu. İçinden Allah’a bir kez daha şükretti. Ve Özgür Ordu’nun komutanlarına döndü yüzünü:
“Şimdi askerlerinize gideceksiniz ve onlarla konuşacaksınız. Onlara şimdi size anlattıklarımı anlatın. Savunmasız insanlara zulmetmesinler. Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz. İnsanları tehdit eden bir ordu perişandır. Muzaffer olamaz. Bugün, bütün gücümüz halkımızdan gelmektedir. Biz halka aidiz, gücümüzü onlardan alıyoruz. Yiyeceğimizi ve içeceğimizi tıpkı bir bitki gibi onlar bize veriyor.”
Avrupa’nın orta yerinde yaşadıkları trajedi, bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. O zor günlerde sadece Allah’a güvenmişlerdi. Bir de, bir avuç Bosnalı Müslüman’ın cesaretine. Ne olursa olsun intikam hırsına yenik düşmedikleri için bir kez daha Allah’a şükretti. 
“Görüyorsunuz savaşıyoruz. Bizler özgürlük için mücadele veren, kimseden nefret etmeyen bir halkız. Kısmen cesaretimiz, kısmen de bilgeliğimiz ve iyiliğe yönelmemiz suretiyle amacımıza ulaşmak isteyen insanlarız. İnsanlara karşı nefret hissetmiyorum. İnanın bana. Tüm bu acı tecrübelerden sonra dahi insanlardan nefret etmiyorum. Her şeyin güzel neticeleneğine ve bu cehennemden bir çıkış olduğuna dair ümit etmemi sağlayan şey budur işte. İnsanlar suçluların cezalandırılacağına inanıyorlar. Ancak kör intikam üzerine kimse konuşmuyor. İnsanlar, bizim savaşımızdan, savunmamızdan, köylerimizi ve kasabalarımızı özgürleştirme ihtiyacımızdan söz ediyorlar. Ancak, kör nefret üzerine tek bir kelime bile yok. Bu bir teselli kaynağı.”
Bosna savaşında nice koç yiğitler toprağa düşmüştü. Şimdi de zalim bir rejime karşı savaşan Suriye’nin koç yiğitleri bir bir toprağa düşüyor. Vatanımız özgür olsun diye savaşan babalar, evlatlarını kendi elleriyle toprağa vermek zorunda kalıyor. Rabbim bu acıya dayanma gücü versin diye mırıldandı. Bu sözlerim size, der gibi baktı komutanların gözlerine:
“En çok önem verdiğim bir şeyi söylemek istiyorum. Askerlerin hayatına değer verin. Bu sizin göreviniz, sorumluluğunuz. Bazen değer vermek yetmiyor. Bazı eylemler iyi planlanmadı. Fazla insanımız yok. İnsanlar en büyük hazinemiz. Onlara değer verin ve onları koruyun. Ne yazık ki bu bir savaş. İşimiz yaşamla ve ölümle alakalı. Ölmek ve öldürmek kaçınılmaz. Ancak, önemli olan bu oranı mümkün olduğunca azaltmak. Eğer bir eylem, iyi planlanır, profesyonel bir biçimde ve asker bir tarzda hazırlanırsa kayıplar azaltılabilir. Biz küçük bir halkız. Öyle olmasak bile, bu insanlar anne-babalarının evlatları. Sizin emrinizde olan bir çocuk, ailesinin her şeyidir. Askerlerimizin hayatlarına değer verin.”
Bir ülke için, savaşın ardından yeniden ayağa kalkmak çok zor oluyor. Savaşta aynı cephede omuz omuza savaşanlar, barış zamanında farklı kamplara ayrılabiliyorlar. Ülkelerinin kurtuluşu için anlaşanlar, o ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda ayrılığa düşebiliyor. Bu önemli konuya da değinmek istedi.
“Allah’ın yardımıyla, barışa ulaştığımızda güzel bir cumhuriyet kuracağız. Bu cumhuriyet, dinlerin, ulusların ve politik kanaatlerin eşitliği ilkesi üzerine inşa edilecek. Bu, onun ilk yasası olacak. Bir kanun daha ekleyelim: Cumhuriyetimiz, Müslüman halka karşı yeni bir katliamı imkânsız hale getirecek türden bir cumhuriyet olacak.”
Özgür Suriye Ordusu’nun yekvücut olmuş askerlerine göz gezdirdi. Her birinin gözünün içine tek tek baktı. On yıllardır Suriye’yi acımasızca yöneten Esad ailesine karşı vatanlarını savunan yiğitlerin gözlerinin içi gülüyordu. Derin bir nefes aldı ve son cümlelerini söyledi.
“Şöyle düşünün; kim bu ülke için çalışıyorsa iyidir. Diğerleri ise kötüdür. Eğer bu kıstası kabul ederseniz yanlış yapmazsınız ve adaletsiz davranmış olmazsınız. Bunu böyle bilin ve bu zemin üzerinde birlik için çalışın. İzin verirseniz daha önce de yaptığım gibi, sözlerimi bir şiir ile noktalayacağım: Allah’ın izniyle yemin ediyoruz. Asla esir olmayacağız…”
Bilge Kral sözlerini tamamlayınca, yanındaki asker, olanca sesiyle; “Tekbir” diye haykırdı. Tüm askerler hep bir ağızdan “Allahu Ekber” diye inletti Halep ovasını… Bilge Kral, bir kez daha Allah’a şükretti. Sağ elini beresine götürdü ve Suriye’nin evlatlarını selamladı…

Not I: İtalik ve bold harflerle yazılan satırlar Alija İzzetbegoviç’in farklı tarihlerde Bosna ordusuna yaptığı konuşmalardan alınmıştır. Kaynak: Yöneliş yayınları / Bosna Mucizesi [2003]

Not II: Bu yazı Sancaktar Dergisi'nin 47. sayısında yayınlanmıştır.

15 Mart 2012 Perşembe

Adem Özköse ve Hamit Coşkun'a özgürlük

18 mart 2011’de suriye’de başlayan halk ayaklanmasının üzerinden bir yıl geçti.
gayriresmi rakamlara göre içinde çocukların da olduğu 20 binden fazla insan beşar esad’a bağlı silahlı güçler tarafından katledildi.
dünya kamuoyu aradan bir yıl geçmesine rağmen komşumuz suriye’deki bu vahşeti görmezden geldi. halen aynı duyarsızlık devam ediyor.
suriye’de yaşanan dramı dünyaya duyurmak için gazeteci arkadaşlarımız adem özköse ve hamit coşkun bir hafta önce idlib’e gittiler.
amaçları baas rejiminin dünyayla irtibatını kopardığı yardıma muhtaç suriyelilerin sesini dünyaya duyurmaktı.
arkadaşlarımız son olarak 5 gün önce bizimle irtibat kurdular. ancak o günden sonra bir daha kendilerine ulaşamadık.
5 gündür haber alamadığımız adem özköse ve hamit coşkun’un hayatından endişe ediyoruz.
suriye’den arkadaşlarımızla ilgili hayırlı bir haber beklerken idlib’ten, hama’dan, humus’tan ve diğer şehirlerden katliam haberleri alıyoruz.
türkiyeli gençler olarak arkadaşlarımıza ulaşılması için hükümet yetkililerinden somut adımları atmasını bekliyoruz.
adem özköse ve hamit coşkun için hükümet yetkilileri göreve çağırdığımız gibi, suriye’de katledilen masum siviller için de gerekli adımların atılmasını istiyoruz.
biz “komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışıyla büyüyen bir toplumun fertleriyiz.
yanı başımızda komşu suriye halkı baas güçleri tarafından katlediliyor ve bizim gözümüze uyku girmiyor.
dengeler adına değil, insanlık adına yetkililerin bir an evvel harekete geçmesini talep ediyoruz.

biz adem özköse’ye özgürlük istiyoruz!
biz hamit coşkun’a özgürlük istiyoruz!
biz kardeş suriye halkına özgürlük istiyoruz!


16 Temmuz Gençlik Hareketi

6 Şubat 2012 Pazartesi

Maskeler Suriye'de düşüverdi

Bir yanımız Arap Baharı’nın neşesi ile dolarken, bir yanımız komplo teorilerinin karanlık sularında balık avlamaya devam ediyor. Tunus’un diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali koltuğundan olurken, “sıra Hüsnü Mübarek’te” diye sevinenler. Tahrir meydanını dolduran yüz binlere bakıp; “işte özlediğimiz devrim bu” diyenler. Nedense devrim sırası Suriye’ye gelince, ayaklarının üzerinde terse dönüp, en galiz sözlerle devrime kara çalmaya başladılar. İşin içerisine mezhep taassubunu sokuşturup, güya orta yolu bulacakmış edasıyla köşeli laflar etmeye başladılar. Tunus’ta, Mısır’da, Bahreyn ve Yemen’de olanlar “hürriyet ve adalet” mücadelesi olarak selamlanırken, Suriye’de kan gövdeyi götürmesine rağmen bir suskunluk, bir görmezden gelme hatta daha ileri giderek bir itibarsızlaştırma, bir memnuniyetsizlik hali baş göstermeye başladı. Daha öncesinde sayfalarını, internet sitelerini devrim haberleri ile süsleyenler nedense konu Suriye olunca küstah bir çaresizliğe büründüler. Hama katliamına ağıt yakan “mücahit ağabeyler,” koca bir ülkenin Hama’ya çevrilmesine ses çıkarmamayı tercih ettiler. “Ortadoğu uzmanı” payesiyle İslami camianın ekranlarını ve sayfalarını işgal edenler, Suriye mevzunda ulusalcılarla kol kola girmekten geri durmadı. Hatta içlerinden bazıları, işi mezhep çatışması boyutuna kadar taşıyıp, izandan nasipsiz tavırlar sergiledi. Felaket tellallığı yapıp ortalığı bulandırmanın şehvetine kapıldı.

Arap Baharı’nın yaşandığı ülkeler içerisinde Suriye, adeta bir turnusol kağıdı işlevi gördü. Mazlum ile zalim, gerçek ile yalan, gece ile gündüz, hakikat ile hurafe ortaya çıktı. Kimin gerçekten kardeşlikten bahsedip ümmet şuuru ile hareket ettiğini, kimin kırmızı çizgilerinin ümmet adına değil; mezhebi, ideolojisi, siyasi görüşü adına çizildiğini gösterdi. Elinde megafonla Mısır konsolosluğuna koşanlar, nedense Suriye konsolosluğu önünden geçmez oldu. Beyazıt meydanından Mısır İhvanı’na selam yollayanlar, Suriye ihvanı’nı görmezden geldi. İsrail’e karşı şanlı bir mücadele örneği gösterip kalbimizde taht kuranlar konu Suriye olunca sınıfta kaldı. Suriye’de yaşanan vahşete, Baas rejimi ve Nusayri azınlığın yaptıklarına ses çıkarmayanlar, bundan sonra ne’den bahsederse etsin, mazlum halkların gözünde kaypak bir yalancıdan başkası olamayacaklar. Ancak her şeye rağmen, Suriye halkını yalnız bırakmayanlar da var. Meydanlara çıkıp, konsolosluk önlerine varıp ellerine semaya kaldırıp zafer için dua edenler... 

4 Şubat 2012 Cumartesi

Şimdi tüm Suriye Hama'dır, Humus'tur...

Dün Gece Alemlerin Efendisinin dünyayı teşrif edişinin yıldönümüydü. Tüm dünya üzerinde milyonlarca Müslüman, bu geceyi salavatlar ve dualarla ifa etti. Ancak Suriye'de yaşayan Müslümanlar, gecelerini bombalar, kurşunlar ve ateş altında geçirdi. Humus kenti, Beşar Esad güçlerince havadan ve karadan bombalanıyor. Yüzlerce ölü ve yaralı var... Böyle bir katliam karşısında diyecek hiç bir şey bulamıyorum. Peygamber efendimizin doğum gününde böyle bir katliamın yapılıyor olması, büyük bir kinin ve hıncın da göstergesi aslında. Katliamların hiç bir mazereti yok aslında. Dış güçlerin oyunu, emperyalistlerin planı ve benzeri sloganik sözlerin değeri yok artık. Eli kanlı zalim Esad, ecelinin geldiğinin göstergesi olarak cami duvarına işemekten geri durmuyor. Babasını da sevmediğimiz bu zalim adamın sonu da çok acıklı olacak, buna inanıyorum...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Tahrir bir kez daha devrim için kükredi

Mısır'da Hüsnü Mübarek'in yönetimi bırakmasına vesile olan devrimin ardından 10 ay geçti. Yıllardır hayal edilen "Mübareksiz bir Mısır" gerçeğe dönüştü. Ancak bu kez da onun yerini ordu aldı. Yüksek Askeri Konsey, Mübarek sonrası yönetime geçti ve ülkeyi Mübarek'ten farksız uygulamalarla yönetmeye başladı. 28 Kasım'da seçime gidiyor Mısır. Uzun bir mücadele döneminin ardından ilk kez özgürce seçim yapacaklar. Ancak, yönetimde bulunan Mısır ordusu, seçim sonrası kendi gücünü garantiye almak için bir takım atraksiyonlara girişiyor. "Rejimin koruyucusu ve kollayıcısı ordudur" tarzında vazifeleri üstlenmeye çalışıyor. Ancak tırnaklarıyla kazıya kazıya, dayak yiye yiye bir devrime imza atan Mısırlılar, ordunun bu kurnaz oyunlarına pabuç bırakmaya pek de niyetli görünmüyor. Bu kapsamda dün Tahrir meydanı bir kez daha tarihi günlerinden birini yaşadı. Ülkenin en büyük muhalefet örgütü Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bir çok siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu, büyük bir gösteri ile "siyaseti orduya bırakmayacağız" mesajı verdi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu göstericiler, yönetimin bir an evvel askerlerden alınıp sivillere geçmesi gerektiğini haykırdı. 

Bir devrime ev sahipliği yapan Tahrir, devrim sonrası bu kez de yönetimin siviller eliyle yeniden dizaynı konusunda sözünü söylemiş oldu. Tüm Arap dünyasına esaslı bir selam göndermiş oldular. Hele ki alanda açılan dev Suriye bayrağı ve atılan "yaşasın özgür Suriye" sloganları, Esad yönetimini devirmek için gün sayan Suriye halkına da büyük bir moral oldu. Devrimlerine sahip çıkan Mısır'ın asil evlatlarına tebriklerimizi gönderiyoruz. Mübarek gittiğinde ne demiştik; asıl devrim şimdi başlıyor...

15 Kasım 2011 Salı

Suriye'de sonun başlangıcı çok yakın

Arap Baharı'nın kışa dönmek üzere olduğu Suriye'de artık iller Beşar Esad'ın kontrolünden çıkmışa benziyor. Halkına silah doğrultmaktan imtina etmeyen, tüm çağrılara kulak tıkayan Esad, en yakın komşusu / dostu Türkiye'yi de küstürdü. Türkiye büyükelçiliğine ve konsoloslarına yapılan çirkin saldırı akıllara "eceli gelen köpek cami duvarına işer" ata sözünü getirdi. 9 Ağustos'da Şam'a giden ve Esad ile başbaşa görüşen Davutoğlu, söylenecek tüm sözleri söylemiş, olacakları bir bir anlatmıştı. Ancak Şam yönetimi dost tavsiyesini kulak ardı edip, Mısır ve Libya'da yaşananlardan ders çıkarmayı da akıl edemeyince Esad yönetimi için yapılacak bir şey de kalmamış oldu. Şimdiye kadar 5 bin'e yakın muhalifin hayatını kaybettiği isyan hareketlerini bastıramadığı gibi bundan sonrası için de inandırıcılığını kaybetti. Türkiye, Suriye'nin selameti için atılacak tüm adımları attı. Ama sanırım, Şam ile Ankara arasındaki ipler koptu. Şimdi yapılacak en akıllıca refleks; Muhaliflere daha geniş hareket alanı sağlamaktır. Hakan Albayrak'ın dile getirdiği gibi; "Türkiye Cumhuriyeti Suriye Ulusal Geçiş Konseyi'ni Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanıdığını ilan etmekten şeref duyar" şeklinde bir açıklama yapılmalı. 

Suriye bizim canımız, dostumuz, komşumuz. Orada yanan bir ateş bizi de yakar. Onların üzülmesi bizi de üzer. Onların özgür ve demokratik bir yönetim altında yaşama isteği bizi de heyecanlandırır. Tüm dileğimiz; zalim Esad yönetiminin bir an önce görevden el çekmesi ve Suriye'nin kendi kaderini kendi tayin etmesidir. Bu zor günlerinde Suriye'den de müjdeli haberler bekliyoruz. Yolları açık olsun...

28 Ağustos 2011 Pazar

Ümmetin Somali'de su kuyuları olacak


Dün, yüzakımız İHH'nın Fatih'teki merkezinde güzel bir tören vardı. Somali'deki dram karşısında boş durmayan 16 Temmuz Gençlik Hareketi, su kuyusu açmak için topladığı paraları İHH Başkanı Bülent Yıldırım'a teslim etti. 16 Temmuz Hareketi'ni tanımayan yoktur. Suriye'de yaşanan katliamlara dikkat çekmek için bir araya gelen gençler, 16 Temmuz'da Suriye sınırında gidip, Esad rejimini protesto edip Suriye halkının yanında olduklarını göstermişlerdi. Ümmete sevdalı gençler, Suriye'den sonra bu kez Somali için herekete geçip Somali halkının en çok ihtiyaç duyduğu temiz su kaynağı oluşturmak için kuyu açma kampanyası başlattılar. 10 kuyu ile başlayan kampanya bereketledi ve 30 kuyuya ulaştı. Ramazan başında başlayan kampanya çerçevesinde toplanan 105 bin dolar İHH'ya teslim edildi. Her bir kuyunun bir de ismi olacak. İslam dünyasının önemli isimler, şehitleri ve kahramanlarının isimleri bu kuyularda yaşayacak.

Açılacak kuyulara, Şehit Furkan Doğan, Şeyh Ahmet Yasin, Şehid Ömer Muhtar, Necmettin Erbakan,  Adnan Demirtürk, Şehid İskilipli Atıf Hoca, Şehid Hasan el-Benna, Şehit İmam Abdullah Harun, Şehit Bahattin Yıldız, Aliya İzzetbegoviç, El- Hacc Malik Şahbaz (Malcolm X ), Bilal-i Habeşi, Hz. Sümeyye, II. Abdülhamid Han, Zeynep Gazali, Şehit Metin Yüksel, Şehit Mücahid Şener, Şehit Seyyid Kutup, Özlem Özyurt, Şeyh Şamil, Şehit Bülent Tuna, Şehid Bilal Yaldızcı, Necip Fazıl Kısakürek, Muhsin Yazıcıoğlu, Bediüzzaman Said-i Nursi, Abdulkadir Geylani, Şehit Faruk Aktaş, Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi, İsa Yusuf Alptekin ve Tahir Büyükkörükçü’nün isimleri verilecek  

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Suriyeli muhalifler İstanbul'da buluştu

Dün, Suriyeli muhaliflerin İstanbul'da düzenlediği toplantıdaydım. Aylardır devam eden isyanı dışardan takip eden bir gazeteci olarak ilk kez muhaliflerle bir araya gelip, ilk ağızdan onları dinledim ve sorularıma cevap aradım. Çoğu sürgünde yaşayan Suriyelilerin düzenlediği toplantının ismi "Suriye Ulusal Meclisi" olarak belirlenmişti. Yani bir anlamda Suriyeli muhalifler, ülke dışında Suriye halkının meclisini kurmuş oluyordu. Esad rejimi karşıtı çabalarını koordine etmek için İstanbul'da 3 gün boyunca değerlendirme toplantısı düzenleyen muhalifler, en geç iki hafta içinde Suriye Ulusal Meclisi'nin çalışmaya başlayacağını ve bu mecliste görev alacak isimlerin de açıklanacağını duyurdu. Suriye'deki her şehirden, her etnik gruptan temsilcilerin adaletli bir şekilde bu mecliste yer alacağına dikkat çekildi. 

Görüştüğüm muhaliflerin moralini yüksek buldum. Libyalı muhaliflerin zafere ulaşmasının etkisinden bahsettiler; "Libya halkını tebrik ediyoruz, biz de zafere ulaşcağız ancak bunu dış müdahale olmadan başarmak" istiyoruz mesajı verdiler. Aslında onlar da uzun soluklu bir mücadele içinde olduklarının farkında. Hiç bir ayrımcılığa meydan vermeden tüm Suriye halkının çıkarını savunan demokratik bir yönetim istediklerini dile getiriyorlar. Gördüğüm ve sevindiğim bir nokta; Suriyeli muhalifler, Irak ve Libya'da yaşananları sorguluyor, aynı hatalara düşmemek için yoğun çaba sarfediyorlar.    

9 Ağustos 2011 Salı

Beşar Esad, Ahmed Davutoğlu'na ne diyecek?

Zor zamanlardan geçiyoruz. Savaşın kapıda olduğuna dair yorumların yapıldığı, rollerin belirlendiği, safların ayrıldığı bir dönemdeyiz. Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu Suriye'de Beşar Esad ile görüşüyor. Dünyanın gözü kulağı Şam'dan gelecek haberde. Esad'ın vereceği mesaja göre dünya konumunu belirleyecek. Nefesler tutuldu bekliyoruz.

Komuşumuz Suriye'de yaşananlara an be an şahit olduk. Askeri birliklerce operasyona uğrayan şehirler, katledilen insanlar, işgale sürüklenen bir ülke... Babasından farklı olduğuna inandığımız, ılımlı ve anlayışlı bir devlet adamı olduğunu sandığımız Beşar Esad, ne yazık ki; Türkçe'deki güzel bir deyimle kalıbının adamı çıkmadı. Arap Baharı ilk kez Tunus'da görüldüğünde reform yapacağı sözü veren Esad, ne yazık ki vaat ettiği reform yerine katliam hediye etti halkına. İş çığırında çıktı. Geri dönüşü olmayan bir yola girdi Esad. Ülkesini adım adım işgale hazırladı. Saddam'ın, Kaddafi'nin düştüğü yanlışa şimdi Esad düşüyor. Anlaşılan akılsız diktatörlerin ceremesini yine halkları ödeyecek. Umarım, Esad Davutoğlu görüşmesinden geri dönüşü olmayana kötü bir sonuç çıkmaz.   

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Gündemimiz Somali ve Suriye olmalı

Ramazan-ı Şerif'in Ağustos ayına denk gelmesi ile birlikte oruç serüvenimizde sabır önemli bir rol oynamaya başladı. Alışık olmadığımız şekilde ve uzun süre boyunca hem aç hem de susuz kalmaya başladık. Açlığın ve susuzluğun ne menem bir şey olduğunu oruçla birlikte daha fazla idrak ediyoruz. Bu Ramazan, ümmet olma bilincinin bize kattığı merhamet ve kardeşlik duyguları ile kuraklıkla kavrulan, açlıkla kıvranan Somali'ye ve katliamlarla terbiye edilmeye çalışılan Hama'ya daha bir yakın durur olduk. Tarihinin en kurak günlerini yaşayan Somali, ellerini açmış bizden yardım bekliyor. Tarihi tekerrür eden Hama, ikinci bir kitlesel katliamın eşiğinde bizden yardım bekliyor. 

En önce dualarımızla, peşinden paramız, malımız, vaktimiz ve konforumuzdan tavizler vermekle işe başlayıp bu iki mahzun beldeye bahar havası yaşatabiliriz. Başta yüz akımız İHH olmak üzere ülkemizde çok sayıda yardım kuruluşu Somali ve Suriye'ye el uzatmak için harekete geçmiş durumda. Kardeşlik bilincini taze tutmak adına bir şeyler yapmak için bu Ramazan iyi bir fırsat. Somali'ye bereketli bir yağmur damlası, Suriye'ye özgürlüğün simgesi beyaz bir güvercin olabiliriz...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Şimdi Suriye'de her yer Hama

Eli kanlı diktatör Beşar Esad, kendi halkını katletmeye devam ediyor. Direnişin kalesi Hama 29 yıl sonra yine devlet terörüne kafa tutuyor. Ramazan'a bir gün kala, oruç için mübarek bir hazırlığa girişen Hama halkı, Esad'ın askerlerinin şehri kuşatması ile karşılaştı. Hama'da akılları ve vicdanları isyan ettiren bir katliam yapılıyor şimdi. Tanklar, keskin nişancılar, ağır silahlı askerler, paramiliter siviller Hama halkına ölüm kusuyor. Gelen haberlere göre ölü sayısı 100'ü aşmış durumda. Yaralı sayısı ise bilinmiyor. 

İslam dünyasının başına bela olan diktatörler eninde sonunda gidecek. Ne kadar katliam yaparlarsa yapsınlar, ne kadar inatçı olurlarsa olsunlar, silahlara, askerlere, yardakçılarına güvenirlerse güvensinler mazlum halkların tokadı ile devrilecekler. Zalimlikte sınır tanımayan Esad ve şürekası Hama'da batağa saplandı. Sonun başlangıcı Hama'dır...  

5 Temmuz 2011 Salı

16 Temmuz'da Suriye için sınırlara dayanıyoruz

16 Temmuz Hareketi oyuna gelmeyecek! 
16 Temmuz Gençlik Hareketi, tüm bölgenin özgürleştirilmesine yönelik ayrım yapmıyor. Bu yüzden; Sünnisiyle, Alevisi / Şiisiyle, Hristiyanı, Kürdü, Türkü, Arabı Farsıyla tüm bölge halklarının insanlık onuru adına başkaldırısını Anadolu’dan selamlıyoruz. Anadolu halklarının birbirine düşürülmesinin ise sadece emperyalizmin işine geleceğini vurguluyoruz.

Tüm bu çağrılarımız, elbette emperyalizme hizmet eden derin güçleri rahatsız etti. Bölge halklarının bütünleşmesini savunuyor olmamız, emperyalizme ve diktatörlere karşı Sünni-Şii dayanışmasına çağırmamız mezhep çatışmasından beslenenler, etnik kavgadan, şiddetten, provakasyondan geçinenler 16 Temmuz Hareketi hakkında karalama kampanyaları başlattılar. Bizlerin katliamcı olduğumuzdan(!) tutun da saldırgan olduğumuza kadar akla hayale gelmeyecek iftiraları yayarak özellikle Alevi toplumu arasında bir korku ve tahrik ortamı üretmeye çalıştılar.

Ama bizler, ısrarla bölgesel bütünleşmeden, halkların dayanışmasından yana olduğumuzu, hareketimizi ilan ettiğimiz ilk günden beri ifade ediyoruz. Amacımızın birileriyle kavga etmek olmadığını, sadece halklarla dayanışma olduğunu savunmaya devam edeceğiz.

Haykırıyoruz:
Emperyalizmin dış müdahalesine de hayır!
Onların işbirlikçisi despotlara da hayır!

Hatırlatalım;
Suriye Devrimi'nin lider kadrosu bir devrim cumasına "Salih El Ali Cuması" ismini verdi. Devrimci kitleler de bu ismi benimsediler. "Biz Sünni'yiz, Salih el ali ise Alevi'ydi" diyerek itiraz eden kimse çıkmadı. Çünkü, Suriye halkının talepleri herhangi bir mezhebin iktidar mücadelesi değil halkın iktidarıdır.
Şiddetten beslenmediğimiz için Alevi toplumunu kışkırtmaya çalışan derin devlet uzantılarının tuzağına düşmeyeceğiz. Alevilerle birlikte bölgemizdeki tüm zulümlere karşı çıkmaya devam edeceğiz…

Emperyalizmin dış müdahalesine de hayır!
Onların işbirlikçisi despotlara da hayır!

28 Haziran 2011 Salı

16 Temmuz Gençlik Hareketi - Manifesto

"Suriye’de 48 yıldır iktidarda olan baskıcı yönetime karşı gençlerin öncülüğünde Suriye halkı ayaklandı. Der’a şehrinde 15 Mart 2011 tarihinde başlayan protesto gösterileri ülkenin dört bir tarafına yayıldı. Yüz binlerce insan “hürriyet” diyerek sokaklara indi. 

Baas yönetimi halkın hürriyet talebine sert bir şekilde müdahale ederek, resmi rakamlara göre şu ana kadar 2000’den fazla insanı katletti.  Hayatını kaybedenler arasında 40 tane de çocuk vardı.

Suriye’de her geçen gün ölü sayısı artıyor. Baas yönetimi Suriyeli kardeşlerimizi sadece hürriyet istedikleri için sistematik bir soykırıma tabi tutuyor. Türkiye’nin yanı başında adeta yeni bir Srebrenitsa yaşanıyor.

Türkiyeli gençler olarak yaşanan bu vahşete seyirci kalmamak adına 15 Temmuz’da Türkiye’nin dört bir tarafından hareket edip, 16 Temmuz’da Hatay’da olacağız. Suriyeli kardeşlerimize destek için sınırlara dayanacağız. Suriye’deki vahşetten kaçıp Türkiye’ye sığınan misafirlerimizi ziyaret edeceğiz. Kardeşlerimizin acılarını bir nebze olsun dindirmek için elimizden geleni yapacağız. Bir asır evvel  aramıza çizilen ve zihinlerimize psikolojik barikatlar kuran sınırların bir önemi olmadığını dile getireceğiz. Sınırların değil, kalplerin bir anlamının olduğunu haykıracağız.

Dünya tarihine baktığımızda her bir özgürlük hareketinin gençlerin omuzlarında yükseldiğini görüyoruz.
Suriye’deki özgürlük ateşini Suriyeli gençler yaktılar.
Türkiyeli gençler olarak bizler, Suriyeli kardeşlerimizin sadece bayramlarda değil, bu zor günlerinde de yanlarında olduğumuzu göstereceğiz.
Suriyeli kardeşlerimizin mutluluklarını paylaştığımız gibi, acılarını da paylaşacağız.  
Onların yalnız olmadığını tüm dünyaya ilan edeceğiz.

Ortadoğu’nun kaderini Ortadoğu halkları belirler.
Bizler de bu coğrafyanın bir parçasıyız.
Ve bu kadere Türkiyeli gençler olarak biz de ortak olacağız.
Dengeler adına değil, insanlık adına hareket edeceğiz.

16 Temmuz 2011 Cumartesi günü seni de sınırlara dayanmak için Hatay’a bekliyoruz.
Unutma, birileri aramıza sınır koyabilir ancak hayallerimize asla sınır koyamazlar."

21 Haziran 2011 Salı

Beşar Esad halkına ve dünyaya yalan söylüyor

Suriye ateşler içinde yanıyor. Her gün onlarca insan katlediliyor. Ülke bir baştan bir başa tedirginlik ve korku içerisinde. On yıllardır ülkeyi zapt-ı rapt altına alan Bass rejimi ve Nusayri azınlık, Suriye halkının haklı isteklerine kör ve sağır davranıyor. Tahrir'den esen rüzgara kulak kabartan ve yıllar sonra başkaldıran halk, zalim Baas rejimini kökünden sallıyor. Halkına katliam uygulamakta babasından geri kalmadığını kanıtlayan Beşar, dün bir kez daha kemeralar karşısına geçti ve eski vaatlerini bir kez daha tekrarladı. Suriye muhalefeti demokrasi yolunda adım atılmasını bekliyordu ama Esad, tüm diktatörlerin ortak özelliğini sergileyerek, kendisine başkaldıran halkını "mikroplar" olarak nitelendirdi. 

Adalet ve özgürlük isteklerini dillendiren muhalefete bu zamana kadar göz açtırmayan Esad, ülkesini ateşe atmaktan da çekinmiyor. Ok yaydan çıktı bir kere. Bu iş, cılız reform çağrıları ve göz boyamaya dönük değişimlerle geçiştirilemez. Beşar Esad bir an önce koltuğunu bırakmalı. Baas rejimi ülkenin üzerinden elini çekmeli. Farklı siyasi görüşlerdeki muhalefete, yönetime katılma hakkı verilmeli. Halkın hepsinin katılımı ile yeni bir anayasa yapılmalı ve Suriye demokrasi yoluna sokulmalı. Tek adamların, zorbaların, diktatörlerin, zalimlerin, seçilmiş ailelerin, azınlık yönetimlerinin zamanı geçti. Şimdi çoğulcu ve çok renkli bir yönetim zamanı...

15 Haziran 2011 Çarşamba

"Türkiye ordusu Suriye'ye girsin"


Yeni başlatılan bir kampanya. Hakan Albayrak, köşesinde dile getirdi, ardından Kurtuba eksperi Selman Maltaş gündeme taşıdı. Suriye de yaşanan vahşet arttıkça kampanya daha fazla destek buldu.

Suriye'yi esir alan dünyanın en karanlık çetelerinin başında gelen Esad ailesi ve şurekası, Suriyeli kardeşlerimizi günbegün katlediyor. Eskiden bir Hama vardı. Şu an Suriye'nin bütün şehirleri Hama, heryer kan gölü. 

Vahşet sınırımıza kadar dayandı. Sisr eş Şugur bombardıman altında. İnsanlar katliamdan kaçıp Hatay'a sığınıyor.

Baas rejimi çocuklara dahi tecavüzde sınır tanımıyor. Aşağıların da aşağısına düştüler.

Suriye halkının tek umudu artık Türkiye. Bizden yardım istiyorlar. Bu vahşete dur dememizi istiyorlar. 

Birkaç gün önce Abdullah Gül "sivil-asker en kötü senaryolara hazırız" demişti. Bu senaryoların içinde Baas rejimine müdahalede var ve biz Türkiye halkı olarak kardeş Suriye halkının bir avuç katilden kurtarılmasını talep ediyoruz.

Recep Tayyip Erdoğan üçüncü balkon konuşmasında sadece Türkiye'ye değil, tüm İslam dünyasına mesaj verdi. Sadece Türkiye'yi değil, tüm İslam dünyasını önemsediğini ifade eden Başbakan'dan en büyük talebimiz şu an Türkiye ordusunun Suriye'ye girmesi.

Katliama dur demek için.
Eli kanlı Baas rejiminden hesap sormak için.
Kardeşlerimize sahip çıkmak için Türkiye ordusu Suriye'ye müdahale etmeli.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Diktatörler çizmeyi aşıyor, halkını katlediyor

Yemen ve Suriye, bir devrime besmele çekmenin heyecanını yaşayan halkların kıyamına sahne oluyor. Esad da, Salih de halkının meşru ve haklı taleplerini silahla, ölümle, katliamla bastıracaklarını sanıyor. Her iki diktatör de ülkelerini ateşe vermekten geri durmuyor. Esad, Suriye'yi babasından miras kalmış toprak parçası olarak görüyor, Salih de halkını güdülmesi gereken koyun sürüsü olarak. İslam ülkelerine yakışmayan bu eli kanlı diktatörler, Mübarek ve Bin Ali gibi görevlerini bırakıp çekilmeliler. 

Hama ateşler içinde... Gözünü kan bürüyen Esad, babasının izinden gitrmeyi ihmal etmiyor. Babasının toplu katliam yaptığı Hama da bu kez oğul Esad katliam yapıyor. Tankların ağır bombardımana tabi tuttuğu Hama'da şimdiye kadar 200'e yakın kişi hayatını kaybetti. Esad ve Bass rejiminin çapulcuları bilsin ki; Devrim'den geriye dönüş olmaz artık. Suriye halkı bu yolda şehitleriyle yürüyecek ve bu zulüm devletini yıkacak...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tahrir'den esen rüzgar Esad'ı da götürecek

"Her şey bir rüzgara bakıyor ağabey" diyen Hakan Albayrak'tan ilham alarak Tahrir'den esen rüzgarın İslam ülkelerindeki tüm diktatörleri yerlerinden edecek kadar güçlü olduğunu söylüyoruz. Şimdilerde koltuklarını bırakmamak için bin dereden su getiren, halkına katliam üstüne katliam yapmaktan çekinmeyen Kaddafi de, Abdullah Salih de, Esad da bu rüzgara karşı koyamacak. 
Bu rüzgar şiddetini Suriye'de artırmışa benziyor. Her gün bir kıyam var Suriye'de ama  Arap devrimlerinin hepsinde olduğu gibi Cumalar'ın önemi daha bir fazla. Her cuma, "özgürlük ve adalet" için evlerinden çıkan Suriyeliler, şehit vere vere sonuca gidiyor. 9 haftalık bilanço akıl alır gibi değil; 900 ölü, binlerle ifade edilen yaralı, on binlerle ifade edilen tutuklu... 41 yıllık Esad iktidarı artık son günlerini yaşıyor. Nüfusun sadece %15'ini oluşturan Nusayri azınlığın ülkede estirdiği kaos, olağanüstü hal durumu, keşmekeşlik yıkılmanın eşiğinde. Şimdi güç iktidar sahiplerinde olabilir ama haklı olan taraf Suriye halkı...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Arap devrimleri ve Fatih Camii

On yıllardır derin bir sessizliğin içerisinde debelenen Arap halkları, Tunus ve Mısır ile birlikte bambaşka bir zamana uyandı. Tek dertleri aileleri ve kabilelerini en iyi şekilde yaşatmak olan diktatörler, hiç yıkılmayacaklarını sanıyorlardı. Ama öyle olmadı. Tunuslu bir genç kendini ateşe verdi tüm Arap coğrafyası devrim ateşi ile aydınlandı. 

Türkiyeli Müslümanlar olarak, alışık olmadığımız bu tavır karşısında gözümüz kulağımız Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan gelecek müjdeli haberlere odaklandı. İşte tam bu noktada Fatih Camii bu kıyamın en canlı tanığı oldu. Cuma namazları sonrası avlusunda destek eylemleri düzenlediğimiz, gıyabi cenaze namazları kıldığımız bu camii'nin duvarları da ayrı bir dili konuştu her zaman. Yukarıdaki fotoğrafta, Fatih Camii'nin dış duvarına asılan bir pankart görülüyor. "Diren Suriyeli kardeşim! Zulmün duvarları yıkılıyor! Ümmet yeniden diriliyor!" yazılı pankartın altında imza olarak "semt sakinleri" yazıyor. Dostum Selman, "şimdi bütün teorisyenler sussun ve sadece semt sakinleri konuşsun" demiş. İşte Fatih Camii de, o caminin serinliğinde yaşayanlar da, sessizliğin en koyu anında bile böyle konuşur; sahici ve dobra...

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Suriye'den iyi haberler gelmiyor

Yine bir Cuma günü. Yine yüzbinler sokakta. Yine devrime giden yolda protestolar, çatışmalar, ölümler... Haftalardır bir devrime besmele çekmenin heyecanını yaşayan Suriyeliler, Baas rejimini ve eli kanlı diktatör Esad'ı protesto etmek için dün bir kez daha sokaklara çıktılar. Baas rejiminin tüm kuşatmalarına rağmen Suriye'nin tüm şehirlerinde gösteriler düzenlendi. Ancak ülkeden hiç de iyi haberler gelmiyor. Şimdiye kadar yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği ülke adeta açık hava hapishanesi görünümünde Baas rejiminin polis ve askerleri, muhalifleri tek tek yakalayıp ağır işkencelerden geçiriyor. Tutuklu sayısı binlerle ifade ediliyor. Ama ne hikmetse Türkiye tüm bu olan biteni sessizlik içerisinde izliyor. Ne hükümet, ne de STK'lardan gür bir ses duyamıyoruz. Ne yazık ki cılız eylemlere dahi ihtiyacımız var. Bugün sesimiz çıkmayacaksa ne zaman çıkacak?

30 Nisan 2011 Cumartesi

Ölümlere rağmen direniş sürüyor

Suriye'den hiç de iyi haberler gelmiyor. Bir devrime bemele çekmenin heyecanını taşıyan Suriyelilerin Baas rejimi askerince bir bir öldürüldüğü bilgilerini okuyoruz. Sadece dünkü gösterilerde 100'e yakın kişinin öldüğü belirtiliyor. Ancak ölümlere rağmen direniş sürüyor, devrim heyecanı devam ediyor. Rejim karşıtı onbinlerce Suriyeli, protestoları bastırmak için gönderilen takviye askerlere ve tanklara rağmen cuma namazı sonrası yine meydanlara indi. Yine özgürlük ve adalet taleplerini dile getirdi. 

Gösterilerin başladığı 18 Mart'tan bu yana sessizliğini koruyan Müslüman Kardeşler hareketi de "öfke günü" olarak ilan edilen dün düzenlenen gösterilere destek verdi. Hareketten yapılan açıklamada, Beşar Esed rejiminin ülkede soykırım uyguladığına dikkat çekildi ve halka tiranlara boyun eğmemeleri çağrısı yapıldı. Müslüman Kardeşler açıklamasında; "Allah sizi özgür yarattı, tiranların sizi köleleştirmelerine izin vermeyin. Bağımsızlık ve haysiyet için tek ses olun." denildi. 

Türkiye'den de Suriye halkına destek gösterileri devam ediyor. Esad rejiminin katliamlarına “Dur” demek ve Suriye halkının direnişine destek vermek amacıyla dün Cuma namazının ardından Fatih Camii’nden Saraçhane Parkı’na bir yürüyüş gerçekleştirildi. Kadın erkek yüzlerce istanbullu ve Suriyeli'nin de katıldığı yürüyüş, Arap ülkelerindeki devrim hareketlerin olan inancı bir kez daha göstermiş oldu.