israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2012 Cuma

"Kahrolsun İsrail" demek, en doğal hakkımızdır

Türkiye'de gündem farklı davalara kilitlense de, bugün Kayseri'de ilginç, ve bir o kadarda lüzumsuz bir dava görülüyor. Bilmiyorum haberiniz var mı; Kayseri Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'nde Kayseri Kaski Spor ile İsrail’in Maccabi Bnot takımları arasında oynanan EuroCUP kadınlar basketbol müsabakası sırasında Filistin bayrakları açtıkları ve yine hep birlikte "Kahrolsun İsrail" şeklinde slogan attıkları gerekçesiyle 30 genç hakkında “Din, Dil, Irk, Etnik Köken, Cinsiyet Veya Mezhep Farkı Gözeterek Hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Söz konusu davada 30 genç, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 14/2 ve TCK'nun 53/1 maddelerinden 1 yıl hapis cezası istemiyle yargılanmaktalar. 

Başbakan Erdoğan'ın dahi her fırsatta tepkisini gösterdiği işgalci ve terörist bir ülke hakkında en doğal hakları olan protestolarını yapan gençlerin bu şekilde cezalandırılmaları akıl ve izanla izah edilecek bir konu değil... Kim ne derse desin, bu ülkede bu davanın açılmış olması dahi utanç verici bir durum. Bu davayı açanları, bu davanın açılmasına göz yumanları kınıyorum. Ne mutlu ki; başta İstanbul olmak üzere bir çok ilden otobüsler dolusu Filistin dostu, dava açılan gençlere destek vermek için dün Kayseri'ye gitti. Tepkilerini mahkeme önünde gösterecekler. Umarım, bu dava başladığı gibi biter, bu utanç tiyatrosu beratla sonuçlanır.

İnsan onur ve haysiyetini ayakta tutan erdemli gençlerle aynı düşünceyi paylaşıyorum ve onlarla beraber tekrar haykırıyorum:  
Kahrolsun İsrail: Bebekleri ve sivilleri katlettiği için.
Kahrolsun İsrail: Filistin topraklarını işgal ettiği için.
Kahrolsun İsrail: Mescid-i Aksa’ya ve kutsallara saldırdığı için.
Kahrolsun İsrail: Kendi din ve ırkından olmayanları aşağı gördüğü için.
Kahrolsun İsrail: Din, dil, ırk farkı gözeterek her türlü zulmü yaptığı için.
Kahrolsun İsrail: Mavi Marmara’ya saldırdığı için.
Kahrolsun İsrail'in Yandaşları:  Zulme Ortak Oldukları İçin...

20 Ocak 2012 Cuma

Arakibli köylülerin şanlı direnişi

Arakib köyünü bilir misiniz? Bu köye dair bir şeyler duydunuz mu? Büyük ihtimalle Arakib ismini ilk kez burada okuyorsunuz. Bu kadar hızla değişen bir gündem içerisinde sesini duyurmaya çalışan Arakib köyü, Filistin'in 1948 yılında işgal edilen En-Nakab bölgesinde yer alıyor. Onu diğer köylerden ayıran en önemli özellik ise, İsrail'in bu köyü ortadan kaldırmayı kafasına koyması, elinden geleni yapması ancak Arakibliler'in de tüm bu yapılanlara karşı direnişi.  

İsrail, ağaçlandırma yapılacağı gerekçesiyle bu küçük Filistin köyünü 2 yıl içerisinde tam 34 kere yıktı... Arakib köyü tam 34 kez tarumar edildi. Buldozerler köydeki evleri tek tek yıkıyor ama köylüler köyü terk etmiyor. İsrail buldozerleri yıkım çalışmasını bitirdikten sonra yeniden toparlanan köylüler, derme-çatma da olsa evlerini yeniden inşa ediyorlar. İsrail, belirli zaman aralıklarında buldozerlerle köye baskın yapıp evleri tekrar yıkıyor. Bu işlem iki yıl içinde tam 34 kez tekrar etti. Ne köy sakinleri pes ediyor, ne de işgalci İsrail güçleri baskı, yıkım ve yıldırma politikalarından vazgeçiyor. Köylerinde 34. kez yıkım yapılmasına rağmen, evlerini yeniden yapacaklarını belirten Filistinli köylüler, Siyonist rejimin niyetini gayet iyi bildikleri için topraklarını hiçbir surette terk etmeyeceklerini söylüyorlar. Ne diyelim; İsrail'in topu tüfeği, buldozeri varsa Arakibliler'in de bitmek bilmeyen inadı, sabrı var. 

1 Kasım 2011 Salı

İsrail İsrail'e karşı

Gündemimizi çokça işgal etmesine karşın İsrail-Filistin hattına dair bildiklerimiz, kulaktan dolma, eskimiş, sloganik bilgilerin ötesine geçmiyor ne yazık ki. Evet biliyoruz; Ortadoğu'da bir şeyler oluyor. Evet biliyoruz; İsrail işgalci bir devlet. Evet biliyoruz; Filistin toprakları işgal altında ama tüm bunların derinine dair bir fikrimiz ne yazık ki çok eksik. İsrail İsrail'e karşı adlı belgesel tam da böyle bir zamanda hızır gibi yetişti imdadımıza. TRT 2011 Belgesel Ödülleri Uluslararası Kategorisi’nde En İyi Film Ödülü’nü kazanan Terje Carlssoon’un yönettiği belgesel, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden işgal ve yasadışı yerleşmeye karşı duran Yahudi barış aktivistlerinin hikâyesini anlatıyor. Aslında belgeseli ilk duyduğumda yine bir İsrail oyunu ile karşı karşıya kaldığımızı sanıyordum ama TRT'de seyredince gözlerime inanamadım. Çünkü, gerçekten ne anlatmak istediğini bilen, lafı dolandırmadan söyleyen, İsrail'in o bildik yüzünü en çarpıcı haliyle gösteren harika bir belgesel vardı karşımda. Belgeselde, Filistin topraklarının İsrail tarafından işgaline son vermeye çalışan biri büyükanne, biri haham, biri anarşist ve biri de eski asker olan dört İsrailli'nin sıradışı mücadelesi anlatılıyordu. Belgeseli izlediğinizde, İsrailliler ile Filistinliler arasındaki gerilimi en uç noktasına iliklerinizde hissediyorsunuz. 

Belgesel'de, Batı Şeria’nın iç kesimlerinde yer alan Hebron’dan nefret görüntüleri insanın kanını donduruyor. Bölge, Filistin toprağı olmasına karşın burada 150 bin Filistinli ve 500 İsrailli yaşıyor. Ama her şey 500 İsrailli'nin yaşamasına uygun düzenlenmiş. Güvenlik anlamında İsrail’in kontrolündeki bölgede İsrailli çocuklar ‘Her yer İsrail, Arapları katledin’ sloganı atıp, Filistinli kadınlara tekme atıyor. Bazı çocuklar da yüksek noktalardan koca koca taşları yine Filistinliler’e atmaya çalışıyor. Belgeseli izlemediyseniz çok şey kaçırdınız demek. Mutlaka izleyin.  

18 Ekim 2011 Salı

Bugün Filistin'de bayram var

Genelde Ortadoğu, özelde ise Filistin'de bugün bayram vardı. İsrail zindanlarındaki bin 27 Filistinli, yıllar sonra özgürlüğüne kavuştu. Hamas, 5 yıl önce Filistin halkına karşı operasyon düzenleyen İsrail askeri Gilat Şalit'i esir almıştı. O günden bugüne tam 5 yıldır İsrail ile Filistin arasında pazarlıklar sürüyordu. Şalit'e karşılık kaç Filistinli'nin salıverileceği konusunda sıkı pazarlıklar yapıldı. 5 yıl boyunca Şalit'i küçücük Gazze'de bulamayan İsrail, nihayet Hamas'ın teklifini kabul etti ve İsrail zindanlarında tutulan bin 27 Filistinli, özgürlüğüne kavuştu. Özgürlüğüne kavuşanlar arasında 10 yıllardır ailesinden uzakta, ömrünü dört duvar arasında geçiren tutuklular da vardı. Gözü yaşlı aileler yakınlarını karşıladı bugün. Başta Gazze ve Batı Şeria olmak üzere tüm Filistin topraklarında bayram havası vardı. Ellerinde Filistin bayrakları ile yollara düşenler, Hamas'ın "takas" zaferini kutladı. Ama özgürlüğüne kavuşanlardan 40'ı ülke topraklarına adım atamadı... Onlar, İsrail ve Filistin dışında bir üçüncü ülkeye sürgüne gönderilecekler. Bunlardan 10 tanesi  Türkiye'ye gelecek. Hiç çekinmesinler, burukluk hissetmesinler. Hepsi bizim için değerli birer misafirdir. Bu topraklar onları da bağrına basacak. Özgür ve bağımsız Filistin devleti kurulana kadar da bizim misafirimiz olarak kalabilirler... 

24 Eylül 2011 Cumartesi

Filistin Rüyası gerçek olmalı

Bölgemizde yaşanan değişim Filistin sınırına ulaştı. Aylar süren olur mu olmaz mı tartışmaları nihayet dün son buldu ve Filistin Devleti'nin kurulması için ilk adım atıldı. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas, Birleşmiş Milletler'e başvurusunu yaptı. Şimdi top BM'de. İsrail işgali altında devlet olma mücadelesi veren Filistinliler, tam 67 yıldır bu anı bekliyordu. İsrail'in tüm engellemesine, Amerika'nın tüm veto tehdidine rağmen üyelik başvurusu yapıldı. Kronik bir Filistin sevdalısı olarak Filistin'in başkenti Kudüs olan tam bağımsız bir devlet olma kararını destekliyorum. Umarım en kısa sürede bu emellerine ulaşırlar.

16 Eylül 2011 Cuma

Çarşı, İsrail'e karşı mı?

"Futbol asla sadece futbol değildir" önermesine yürekten inanan biriyim. Futbolun, kitleleri uyuşturup, uyuttuğu önermesini dikkate almakla birlikte, futbolun bunun dışında çok büyük bir "uyaran" olduğuna inanıyorum. Galatasaray'ın UEFA kupasını aldığında, sadece biz değil, bu coğrafyanın tüm mazlumları sevinmişti. Türk Milli Takımı dünya üçüncüsü  olduğunda Filistin'den Bosna-Hersek'e kadar koca bir coğrafyanın insanları ayağa kalkmıştı. Gazze'de, Saraybosna'da, Şam'da Sana'da Türk milli takımının zaferleri sokaklarda kutlandı. İşte bu sebeple dün akşam İnönü'de oynanan Beşiktaş - Maccabi Telaviv maçına da salt bir futbol maçı olarak bakamadım. Filistin'in işgali ile kendisine bir ülke oluşturmaya çalışan, bunu da katliam üzerine katliam yaparak hayata geçiren İsrail, kurulduğu günden beri bölge halklarının nefretini üzerine çekmiş durumda. Mavi Marmara'ya yapılan baskın da bardağı taşıran son damla oldu. 

Maccabi'nin Türkiye'ye gelecek olmasını fırsat bilen Filistin dostları, İsrail'i protesto etmek için ele geçen böyle bir fırsatı kaçırmak istemedi. Ancak, herhangi bir olumsuzluğun yaşanmaması için hayata geçirilen güvenlik tedbirleri abartılınca, Çarşı grubunun da kraldan çok kralcı bir tavra bürünmesiyle dün akşam stadda "dut yemiş bülbül" komedisi vardı. "Şehitler ölmez vatan bölünmez" haricinde dişe dokunur bir sloganın atılmamış olması bence utanılacak bir durumdur. İsrail'i protesto etmek için bilet alıp stada giren Filistin dostları, slogan atma teşebbüsünde bulununca Çarşı grubu tarafından susturuldu, tartaklandı. Allah'tan Beşiktaş 9 şehide karşılık atacağı 9 golün 5'ini bu maçta attı da yüreğimizi ferahlattı. Ancak Çarşı efsanesinin de çöküşü oldu bu maç. 

6 Eylül 2011 Salı

İsrail ya değişecek ya yıkılacak

Mavi Marmara baskını ile kendi ipini çekme başarısı gösteren İsrail, gün geçtikçe yalnızlaşıp saldırganlaşıyor. Kendini uluslararası hukuktan azade gören İsrail, bugüne kadar her yaptığı sineye çekilen, görmezden gelinen bir ülke olarak yaşadı. Ama artık bu yolun çıkmaz sokak olduğu ortaya çıktı. BM dahil bir çok uluslararası kuruluşun İsrail'e karşı takındığı müsamahakar ve müşfik tavrın sonuna gelindiğinin herkes farkında. 31 Mayıs 2010'dan bugüne kadar İsrail'in yaptığı yanlışın farkına varması ve Türkiye'nin özür ve tazminat taleplerine olumlu yaklaşması bekleniyordu. Ama İsrail, kurulduğundan beri üzerinde taşıdığı "şımarık çocuk" tavrından vazgeçmeyeceğini gösterdi. Şimdi yeni bir döneme girildiği çok açık. Türkiye; BM ve Lahey Adalet Divanı nezdinde İsrail'e karşı yeni bir planı hayata geçirmeye başladı. İsrail, çevresindeki ülkelerde meydana gelen değişimi görmemekte direndi. Arap Baharı'nın kendisine sunduğu değişim avansını elinin tersi ile itti. Normal bir ülke olma fırsatını Türkiye'yi kızdırma pahasına kabul etmedi. İsrail için sonun başlangıcına açılan kapı ardına kadar aralanmış oldu. 

Peki şimdi ne olacak? İsrail ne kadar ayak direrse diresin, eski İsrail değil artık. Arap dünyası demokrasi yolunda büyük mesafe katederken Ortadoğu'nun kalbinde yabancı bir madde yalnızlığı içerisinde yaşayamaz. Ya bu değişime ayak uydurup; işgal ettiği Filistin topraklarından çekilecek, komşularıyla iyi geçinip uluslararası hukuka boyun eğecek. Ya da tüm dünyanın nefretini kazanmaya devam edip, herkesin beklediği sona adım adım ulaşıp yıkılacak. Tecih sırası İsrail'de...    

9 Temmuz 2011 Cumartesi

İsrail Köpekleşmenin tarihini yazmaya devam ediyor.

Her geçen gün insanlıktan çıkma şansını deneyen ve bunu başaran Terör Şebekesi İsrail'in şu sıralar tek derdi Gazze'ye kimseyi sokmamak. Özgürlük Filosu'na katılan gemileri tek tek ekarte etti. Ajanları vasıtasıyla yardım gemilerine sabotajlar düzenledi. Ekonomik darboğazda olan Yunanistan'ı şantajla yanına çekerek filonun, Yunan limanlarından ayrılmasına engel oldu. Denizden Gazze'ye ulaşamayacaklarını gören barış eylemcileri havayolunu denemek istedi ama bu kez yine İsrail'in soğuk yüzü ile karşılaştı. Hiç bir Avrupa ülkesi, tek dertleri Gazze'deki insanlık dışı ablukanın kaldırılması olan bu eylemcileri, uçaklara almadı. İsrail yine sözünü dinletti. Ama artık bıçak kemiğe dayanıyor. Dünyanın başının belası şımarık çocuk İsrail, bu şekilde güvende olamayacağını iyi bilmeli. Tam bağımsız Filistin devleti kurulana kadar İsrail'e rahat yok...

1 Temmuz 2011 Cuma

Raid Salah Filistin'dir...

İlk kıblemiz, ilk göz ağrımız Mescid-i Aksa'nın muhafızı. Mavi Marmara aktivisti. Filistin'deki son Osmanlı. Yüzünden tebessümü eksik etmeyen yürekli bir Müslüman. Raid Salah... Terör Şebekesi İsrail'in uykularını kaçırdığı için konferans vermeye gittiği İngiltere'de, hiç bir gerekçe gösterilmeden tutuklandı. 4 gündür esir. Özgürlük Filosu'na peş peşe yapılan sabotajların ardından, bu kez Raid Salah'ın gözaltına alınması, adeta Gazze'ye sahip çıkan Filistin dostlarına bir gözdağı niteliğinde. Dün ve bugün, Filistin dostları, Salah'a destek vermek için İngiltere'nin İstanbul konsolosluğu önündeydi; Filistin bayrakları açıldı, sloganlar atıldı. 

İsrail ve onun emrindeki İngiltere bilsin ki; Raid Salah bir an önce serbest bırakılmalı ve ona karşı yapılan bu hasmane tutumdan dolayı da hem ondan hem de tüm Filistin dostlarından özür dilenmeli. Unutulmasın ki; Raid Salah Filistin'dir. Filistin tüm bir dünya...  

30 Haziran 2011 Perşembe

İsrail için tehlike çanları çalıyor

İsrail işgali altındaki Filistin toprağı Gazze'ye insani yardım götürmek ve Gazze'de yaşanan insanlık dramını tüm dünyaya duyurmak için yola çıkmaya hazırlanan 2. Özgürlük Filosu İsrail'in ödünü koparmaya devam ediyor. Türkiye'nin aradan çekilmesi ile Yunanistan'ın ev sahipliğinde yola çıkacak olan filoya şimdiye kadar yapılmayan kalmadı. Her türlü kirli istihbarat, şantaj ve tehdidi devreye sokan İsrail, önce internete şantaj ve iftira videoları yükleyerek uluslar arası camianın filoya olan bakışını olumsuza çevirmeye çalıştı. Şimdi de gemilere sabotaj düzenlemeye başladı. Önce bir İsveç gemisi, kimliği belirsiz kişilerce sabotaja uğradı. Şimdi de bir Yunan gemisi daha pervaneleri kırılarak, kabloları kesilerek ekarte edildi. Organizatörler İsrail istihbarat örgütü Mossad'tan şüpheleniyor. 

Terör Şebekesi İsrail, ne kadar uğraşırsa uğraşsın tek bir gemi dahi kalsa bu filo yoluna devam edecek. Milyonların duası, iyi niyeti, cesareti, umudu bu filonun arkasında. Gemiler Filistin'e doğru ilerledikçe, İsrail için tehlike çanları da çalmaya devam edecek. Çünkü bu pespaye işgal, gün gün eriyip bitecek... 

17 Haziran 2011 Cuma

Filo'ya katılan bütün gemiler Mavi Marmara'dır...

Dünyanın onuru Mavi Marmara gemisi ne yazık ki Gazze'ye gidemeyecek. İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım'ın açıladığı gerekçe; teknik yetersizlik. İsrail askerlerinin saldırısına uğrayan ve sonrasında acımasızca tahrip edilen Mavi Marmara, onarımı tamamlanamadığı için 2. Filo'ya yetiştirilemedi... 

Bu yeni gelişme, kimsenin beklemediği bir durum aslında. İsrail'i boşa çıkaran, afallatan, geren bir durum. Çünkü İsrail, bütün propagandasını Mavi Marmara'nın engellenmesi üzerine yapıyordu. Mavi Marmara yola çıkamıyor ama en az 10 gemi Haziran sonu Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden Gazze'ye doğru yola çıkacak. İsrail, Mavi Marmara'nın gelişine ayarlamıştı kendini. Gözü aydın, şimdi 10 Mavi Marmara geliyor. 
Ne diyelim; Mavi Marmara yine yaptı yapacağını "Filistin'e selam, İsrail'e nanik" dedi...

26 Mayıs 2011 Perşembe

Pazartesi akşamı Taksim'deyiz

Bu toprakların görüp göreceği en fiyakalı eylemdir; "Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım" diyerek Gazze'ye doğru yola çıkan özgürlük filosu. Hele içlerinde bir gemi vardır ki; Nuh'un kendi elleriyle inşa edip insanlığa armağanıdır adeta. Terör şebekesi İsrail'in uykularını kaçıran bu gemi tamir edildi, onarımdan geçti. Şimdi bir kez daha yola çıkacak. Bir kez daha İsrail'in kalbine korku salacak. O gazi gemi yola çıkmadan önce, hem şanlı 31 Mayıs direnişini hem de 9 şehidimizi anacağız. 30 Mayıs Pazartesi akşamı saatlerimiz 21:30'u gösterdiğinde ellerimizde meşalelerimiz, fenerlerimiz ve Filistin bayrakları ile Taksim'de olacağız. "Senden korkmuyoruz İsrail, senden ve senin çapulcularından!" diye haykıracağız. Filistin davasına sahip çıktığımızı, Filistinlilerin yalnız olmadığını tüm dünyaya göstereceğiz. 

Haydi! Bu muhteşem eyleme destek verelim. Pazartesi akşamımızı Filistin'e ayıralım. O gece evimize geç gidelim. Eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, komşumuzu kolundan tutup Taksim'e getirelim. Hedef 100 Bin Filistin sevdalısı...  

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Mavi Marmara yoluna devam ediyor


 
Tunuslu sanatçı Amel Mathlouthi'nin Filistin'e adadığı muhteşem şarkısı. Mavi Marmara'ya
ve onun yiğitlerine  ithaf olsun...

15 Mayıs 2011 Pazar

İsrail işgalinin 63. Yıldönümü...

Bugün 15 Mayıs. Bugün “Büyük Felaket”in yıldönümü. Bugün Terör Şebekesi İsrail’in kuruluş yıldönümü. Filistin topraklarının işgal edilişinin ve binlerce Filistinlinin atalarının topraklarından sürgün edilişinin yıldönümü. Bugünü unutmadık, unutturmayacağız. Her 15 Mayıs da olduğu gibi bugün de bir kez daha Filistinlilerin haklı davalarında yalnız olmadıklarını haykırıyoruz. Elbet bir gün bu haksız, hukuksuz, vicdansız İsrail işgali son bulacak ve bizler hep birlikte Mescid-i Aksa’da şükür namazı kılacağız.   

10 Mayıs 2011 Salı

Mısır'da milyonlar Gazze'ye yürüyecek

Mısır, tarihi bir güne daha hazırlanıyor. Hüsnü Mübarek zamanının kefaretini ödeyip, on yıllardır sırt çevirdiği Filistin'e sahip çıkmanın telaşına hazırlanıyor. Yıllardır kapalı tutulan Refah sınır kapısının açılmasının ardından bu kez Mısır Gazze ile kavuşmaya hazırlanıyor. Gazze'ye uygulanan ablukanın kaldırılması ve Terör Şebekesi İsrail tarafından topraklarından kovulan milyonlarca Filistinlinin vatanlarına dönmesini sağlamak amacıyla yüz binlerce Mısırlı, Terör Şebekesi İsrail'in kuruluş yıldönümü olan 15 Mayıs`ta Mısır`ın farklı kentlerinden Gazze`ye doğru harekete geçecek. Mısır’daki pek çok sivil inisiyatifin yanı sıra uluslararası aktivistlerin de destek verdiği "Milyonların Yürüyüşü"ne Ortadoğu’daki demokrasi mücadelesinin sembolü haline gelen Tahrir Meydanı’ndan start verilecek. 15 Mayıs'ta gözümüz kulağımız bir kez daha Tahrir meydanında olacak. Tahrir bir kez daha tarih yazacak...

28 Nisan 2011 Perşembe

Gözbebeğimiz Filistin'den güzel haberler geliyor

İsrail işgali altında yaşam mücadelesi veren Filistin'den çoktandır duymayı özlediğimiz güzel haberler geliyor. Terör şebekesi İsrai'e karşı topyekun bir vatan savunması yapmanın yanında, hiç istemediğimiz, arzu etmediğmiz şekilde kardeş kavgasının da hüküm sürdüğü Filistin topraklarında nihayet Hamas ve El Fetih uzlaşmaya vardı. Önce derin bir nefes alıp Elhamdülillah diyelim, ardından ayrıtılara geçelim.  

Hamas`ın Gazze Şeridi`nde yönetime el koyduğu 2007 yılı ortalarından bu yana hasım haline gelen, El Fetih ile Hamas arasında birliği yeniden sağlamaya yönelik ön anlaşma dün Kahire`de imzalandı. Anlaşma uyarınca önce geçici bir hükümet kurulacak, bir yıl içinde de ortak seçime gidilecek. Kurulacak geçici hükümett Filistinli tüm gruplardan temsilciler bulunacak. Mübarek rejiminin yıkılmasından sonra Mısır'ın, Filistinli iki kardeş grubu anlaşmaya ikna etmesi devrim  neşemize neşe kattı. Filistinli gruplar arasındaki bu tarihi uzlaşma İsrail`i rahatsız etmişe benziyor.  İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin Devlet Başkanı ve El Fetih lideri Mahmud Abbas`tan, barış konusunda kendileri ile Hamas arasında bir seçim yapmasını istedi. Eğer Abbas, şimdiye kadar yaşananlardan bir ders çıkardı ise İsrail'i elinin tersi ile iter ve kardeşi Hamas'ı bir daha kuvvetlice kucaklar... 

9 Şubat 2011 Çarşamba

Mısırlılar pes etmiyor, Tahrir'de tarih yazılıyor

 
Yeryüzü mazlumlarının kalbi, 2 haftadır Tahrir meydanında atıyor. Milyonlarca Mısırlı; zulme, adaletsizliğe, sömürüye isyan ediyor. Mısır'dan şimdi zalim yöneticilerin, katliam şebekelerinin ve meymenetsiz diktatörlerin değil, halkın sesi yükseliyor. Son 2 haftadır "Mısır" deyince; suratımızı buruşturmuyor, umursamaz davranmıyor, kanal değiştirmiyoruz. Şimdilerde Mısır deyince, Kahire deyince; heyecan, umut ve şevk kaplıyor bütün benliğimizi. Bir yanımız Tahrir'de direniyor, bir yanımız Kahire'nin yoksul mahallelerinde isyan ateşi yakıyor, bir yanımız İskenderi'yenin geniş caddelerinde "Mübarek defol" diye bağırıyor. Bilmeliyiz ki; Mısır halkının Mübarek Rejimi’ne karşı ayaklanması, aynı zamanda İsrail’e karşı da bir ayaklanmadır. Cinayet şebekesi İsrail ile bir olup Filistinlilere ambargo uygulayan, Refah sınır kapısını kardeşlerinin üzerine kapayan, Gazzelileri yoksulluğa ve ölüme terk eden Mübarek Rejimi yıkılırsa, İsrail, tarihindeki en büyük sillesini yemiş olacak. 

Son bir kaç gündür muhalefetle görüşen Mısır yönetimi, derinden bir değişikliğin önüne geçmek için ayak oyunlarına başvuruyordu. Ancak Mısırlılar bu oyunu da bozdu ve Tahrir meydanına akın etti. "Acaba bitti mi" denen devrim ruhu, yine milyonluk gösterilerle Mısır'ı terk etmediğini gösterdi bize. Teşekkürler Mısır... Teşekkürler Kahire... Teşekkürler Tahrir... 

Musevi profesörün İsrail isyanı




Kanada'nın Ontorio Eyaletinde Üniversity Of Waterloo'da Musevi kökenli Profesör Norman Finkelstein, Yahudi soykırımını bahane ederek gözyaşları döken Yahudi öğrenciye büyük bir ders verdi. Profesörün konuşması sırasında Musevi öğrenci "Konuşmanızda Musevileri Nazilerle karşılaştırdınız. Bu Almanlar için oldukça incitici. Aynı zamanda Nazilerden gerçek anlamda zulüm görmüş Museviler için de incitici" diyerek, ağladı. Bunun üzerine Profesör "Hem anne hem de baba tarafından ailemin her bir üyesi katledildi. Annemle babamın bana ve 2 kardeşime öğrettiği şudur; İsrail'in Filistin'e karşı işlediği savaş suçlarına suskun kalmayacağım. Onların zulmünden ve işkencelerinden daha fenasını düşünemiyorum! Yaptıkları bu kıyımı, bu vahşiliği, tüm suçlarını, kendi maruz kaldıkları zulümlerle haklı çıkarmaya çalışmalarından daha aşağılık bir şey düşünemiyorum. Bundan böyle gözyaşlarıyla sindirilmeyi, caydırılmayı reddediyorum. Eğer sende gerçekten kalp olsaydı bugün Filistinliler için ağlayabilirdin" dedi. Bu cesur sözler için Norman Finkelstein'ı tebrik ediyoruz. 

24 Ocak 2011 Pazartesi

İsrail'in Mavi Marmara Raporu


İsrail nihayet kendini aklamayı kafasına koyduğu Mavi Marmara baskınına ait raporu açıkladı. Rapor, baştan sona çarpıtma, utanmazlık ve karartma ile dolu. İsrail hükumeti tarafından kurulan komisyonun Mavi Marmara baskınına ilişkin raporunda gemiye çıkan askerlerin kendilerini savundukları, insan haklarına uygun hareket ettikleri, uluslararası hukuku çiğnemeden 308 kurşun atarak 9 kişiyi “yerinde ve ölçülü şekilde” öldürdükleri belirtildi. İsrail ne yaparsa yapsın, hangi raporu kime hazırlatırsa hazırlatsın insanlık suçu işlemiştir ve cezasını çekmelidir.

Eski İsrail Anayasa Mahkemesi yargıcı Yaakov Turkel'in komisyon başkanlığında hazırlanan 296 sayfalık rapor, İHH başkanı Bülent Yıldırım'a göre, İsrail halkını kandırmak için hazırlandı ve derhal çöpe atılmalı.

24 Temmuz 2009 Cuma

18 ocak'tan 29 Ocak'a davos


Tarih, 18 Ocak'ı bir zaferin ilan edildiği gün olarak kaydedecek. Bu konuda en ufak bir kuşkuya sahip değiliz. Kara savaşını göze alamayan İsrail'in, havadan bombardıman yaparak sürdürdüğü bu vahşi savaşın son bulduğu günü, Gazze'nin direndiği, teslim olmadığı, af dilenmediği, yiğit, başı dik bir şekilde İsrail'i ateş kese mecbur bıraktığı bir tarih olarak anımsayacağız. 18 Ocak kadar anımsanacak bir tarihimiz daha var; Başbakan Erdoğan'ın Davos Ekonomik Forumu'nda, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e söylediği sözler, kullandığı beden dili ve toplantıyı bitiren tavrının gerçekleştiği tarih 29 Ocak... Gazze'den İstanbul'a, Tahran'dan Caracas'a kadar, tün mazlum milletlerin duygularına tercüman olan bir devlet adamının -belki gecikmiş- ama sonuna kadar haklı tavrına şahitlik ettiğimiz bir tarih 29 Ocak... Uzun bir aradan sonra ilk defa o akşam televizyon başında gözü yaşlı, yüreği coşkulu ve uykusuz geçirdik bir geceyi. Duaların ardı arkası kesilmedi. Bıkmadan seyredilesi keyifli siyasi bir röveşata tadındaydı her şey…
İnsan ömrüne sığmayacak kadar ilginç ve bir o kadar da bereketli zamanları yaşıyoruz. 22 Günlük savaş, direniş ve zafer... Cennete kanat çırpan çocuklar için, yavrusunu kaybeden anneler için, vatanlarını savunan yiğitler için yüreği yanan koca bir ümmet. Gazze için ayağa kalkan ümmetin; "Bağımsız Filistin Devleti kurulmadan oturmak bana haramdır" diyen tavrı. Hepsini bir aydan daha kısa bir zaman diliminde yaşadık. Ve yaşamaya da devam ediyoruz. Erdoğan'ın Peres'in yüzüne karşı; "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz!" haykırışıyla özetlenebilecek bir tavra şahit olduk Davos'ta. Sonrası malum. Bir yanda; ellerinde Türk bayrakları ve Erdoğan posterleri ile kutlamalar yapan Gazzeliler ve diğer yanda ise bu sözlere İsrail'den daha fazla içerleyen İsrail yanlıları... Erdoğan'ın Davos çıkışını alkışlıyoruz. Ancak bu çıkışın bizi "tavır sarhoşu" etmesine izin vermeden, Bağımsız Filistin davasını savunmaya kaldığımız yerden devam etmeliyiz.

Erdoğan'ın Peres'e ve onun şahsında işgalci İsrail Devletine söylediği sözlerin satır aralarının iyi okunması gerekiyor. Gazze savaşı bitti, fakat bu savaşın niçin çıktığı, savaştan önceki ateşkesin hangi şartlarda devam ettirilmek istendiği, Hamas'ın niçin ateşkesi uzatma taraftarı olmadığı tam olarak anlaşılamadı ve halen yanlış yorumlanıyor. Siyonist propagandanın bilinçli bir şekilde gözlerden ırak tutmaya çalıştığı gerçeklerin iyi bilinmesi gerekiyor. Davos, bu gerçeklerin tüm dünya kamuoyuna duyurulmasına iyi bir zemin sağladı. Erdoğan, bu zemini iyi kullandı. İşte

Erdoğan'ın unutulmaması gereken satır araları:
1-İsrail ile Hamas arasında Haziran 2008 tarihinde başlayan ateşkes süreci içerisinde Gazze'den İsrail'e bir tane dahi roket atışı olmadı.
2-Bu ateşkes anlaşmasının içeriğinde; İsrail tarafının Gazze'ye uygulanan abluka ve ambargoları kaldırması gerekiyordu. Fakat bu sözler yerine getirilmedi. Gazze adeta açık hava hapishanesine çevrildi. İnsanlıktan tamamen tecrit edildi. Yani herhangi bir kapısından Filistin'e bir sandık domates sokmak isterseniz bu İsrail'in müsaadesine bağlı. İsrail müsaade etmedikçe siz Filistin'e bir sandık domates sokamazsınız. İşte adına ateşkes denen anlaşmanın yerine getirilmeyen sözleri ve Gazzelilere reva görülen muamele...
3-İsrail Başbakanı Ehud Olmert'e soruyorum; "Madem bu füzeler atılıyor diyorsunuz, peki, bu füzeler sebebiyle ölen İsrailli var mı?" Cevap: "Ölen kimse yok" 6 Aylık ateşkes süresince ölen bir tane dahi İsrailli yok iken, bu 6 ay içerisinde 28 Filistinli İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybetti. Yani fiilen ve alenen ateşkesi bozan taraf İsrail olmuş oluyor. Fakat dünyaya, ısrarla ateşkesi Hamas'ın bozduğu propagandası yapılıyor.
4-"Plajda öldürülen çocukları unutmadık...'" İlk başta anlamı çözülemeyen bu cümle, içerisinde derin bir anlam ve derin bir sızıyı barındırıyor. 9 Haziran 2006 tarihinde, yani ateşkes süreci içerisinde Gazze sahilinde piknik yapan Galya ailesinin 7 ferdi İsrail füzeleri ile vuruldu... Gazze sahilinde kamp yapan askeri bir birlikten, İsrail'i tehdit eden her hangi bir oluşumdan bahsetmiyoruz. Tek amaçları güzel Gazze sabahında Akdeniz sahilinde vakit geçirmek olan masum bir ailenin katledilmesinden bahsediyoruz. İşte; Erdoğan'ın Peres'in gözünün içine bakarak söylediği cümlenin anlamı budur. Bu olayı hiç kimsenin unutmaya hakkı yok...
5-Saldırıların başladığı 27 Aralık'tan 4 gün önce Ankara'ya gelen Olmert'e; "Hamas'ın elinde bulunan İsrail askerinin salıverilmesine karşılık siz de İsrail zindanlarında tutulan Filistin Meclis Başkanı ve Milletvekillerini serbest bırakın" dedim. Olmert, cevap olarak; "Bunları serbest bırakırsak Mahmud Abbas kriz geçirir!" dedi. Erdoğan'ın; "Bunu artık açıklamak zorundayım" diyerek anlattığı bu pazarlık unutulmuş bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. 2006'da yapılan ve Hamas'ın %60'la iktidara geldiği seçimin sonucunda İsrail Filistin Meclisi'ni işgal etti ve Meclis Başkanı olmak üzere çok sayıda milletvekilini tutukladı. Gazze halkının oyları ile seçtiği vekiller 3 senedir haksız yere İsrail hapishanelerinde tutuluyor. Dünyanın ayağa kalkması gereken bu olayı ne yazık ki bizler de unutmuştuk fakat Erdoğan Davos'ta bir kez daha hatırlattı. Milletvekillerinin serbest bırakılmalarına -9 Ocak'ta görev süresi bitmesine karşın hukuksuz olarak görevine devam eden- Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın gösterdiği refleksi de Olmert'in ağzından öğrenmiş oluyoruz. Bu sözlerden; Hamas'ın, İsrail işgale karşı pasif durmakla suçladığı Abbas'ın, sadece pasif değil aynı zamanda işbirlikçi bir tutuma da sahip olduğunu üzülerek görmüş olduk.
6-İsrail'in Gazze'yi denizden, havadan ve karadan bombalaması sırasında; çok sayıda cami, okul, hastane ve kamu binası vuruldu. Bunların yanında BM'nin de çok sayıda okulu ve binası bilinçli bir şekilde bombalandı. BM Güvenlik Konseyi acil olarak toplandı ve savaşın durdurulması için karar aldı. Ancak İsrail BM kararlarını tanımadığına dair açıklama yaptı. Fakat BM bu açıklamaya rağmen İsrail’e herhangi bir yaptırımda bulunmadı. Irak'ın Kuveyt'i işgalinde 48 saat içerisinde Irak'ın üzerine çullanan BM, söz konusu İsrail olunca ölüm sessizliğine büründü. Savaş bitti. Acaba BM vurulan binaları için herhangi bir soruşturma başlatacak mı?
Erdoğan'ın; savaşın öncesini, savaş ânını ve savaş sonrasını çok net bir şekilde gözler önüne serdiği tarihi konuşmasından unutulmamamsı gereken 6 maddeye kısa ve öz olarak dikkat çektik. İsrail manipülasyonu ile olayları yanlış yorumlayan milyonlara gerçeklerin en sahici halleri ile gösterilmesi gerekir. Davos bize bu fırsatı fazlasıyla sundu.