Amr Şalakani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amr Şalakani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

Amr Şalakani: Şimdi kutlama zamanı



Mısır halkı 30 yıllık Mübarek iktidarını 18 günde yıktı. Amr Şalakani, devrimin meydanı Tahrir'den bildiriyor. Amr Şalakani, Mısır’da isyan başladıktan kısa bir süre sonra Radikal’e Tahrir Meydanı’ndan, eylemlerin göbeğinden bir katılımcı olarak mektup yazmaya başladı. Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can bastırmasa, yazarımız Koray Çalışkan canla başla çabalayıp ulaşmasa Şalakani ile hiç tanışamayacak, isyanın kalp atışlarını hissedemeyecek, Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök ile yazışmalarını da okuyamayacaktık. Dün, Mübarek’in görevi bıraktığını açıklamasının hemen ardından Şalakani’yi aradım. “Tebrikler” dedim, tam altı kez “Teşekkür ederim” diye bağırdı. Bu arada diğer hattından Koray Çalışkan arıyordu 18 günlük zorlu mücadelenin kutlamasını yapmak için.  “Bugün sizin gününüz, dinliyorum” dedim, derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı: 
Tahrir’e çikolata
Haberi aldığım ve evimin altındaki çikolata dükkanına indim. Kutularla çikolata aldım ve şimdi onları Tahrir Meydanı’na götürdüm. Bu hiç beklenmedik bir şeydi. 25 Ocak’ta da beklemiyorduk bugün de. Ama gitti. Bugün, bu gece kutlama zamanı. Mübarek gitti, çok mutluyuz ama her şey bitmiş değil. tek konu bu değildi. Gitmesi sembolikti. İnsanların başından bu yana talebi rejimi yıkmaktı. Slogan buydu ve hâlâ da tekrar ediliyor, meydanda böyle bağırılıyor. Rejim henüz yıkılmadı. Umuyorum bu, rejimin yıkılmasına giden sürecin başlangıcıdır ama rejim çok daha büyük bir şey. Dolayısıyla gelecekte bunun için de çok çabalayacağız. 
Ordudan çekilme sözü
Bir başka konumuz da ordu. Mısır aslında son 60 yıldır askeri yönetim altında ama bugün sonunda asker resmi olarak yönetimi ele aldı. Bundan sonra ordunun hemen sivil yönetime geçişi sağlaması, demokratik seçime gitmesi bekleniyor. Türkiye ile çok benziyor aslında. Sizin orada da ordu yönetimde etkiliydi ama artık değil. Şimdi asker yönetime geldi Bir yıl da kalsalar görevde umrumda değil. Önemli olan ordunun parçası olmadığı bir siyasi hayatın öyle ya da böyle oluşturulması. Ordu 60 yıldır ilk kez demokratik seçimlerin ardından yönetimden çekilme sözü verdi. Mübarek ordunun başındaydı ve şimdi Mübarek gitti.

5 Şubat 2011 Cumartesi

"Mısır'da her şey yeni başlıyor"


Radikal'e Mısır'daki gösterileri bir katılımcı olarak yazan Amr Şalakani'nin dün gönderdiği mektup, Tahrir Meydanı'ndaki büyük değişimi ve Facebook'taki yandaş-muhalif lincini anlattı.
Günaydın. Size harika bir Kahire sabahından yazıyorum. Son günlerde dünyayı da pek meşgul ettik. Ama otuz senedir bekliyoruz. Bizi anlayın. Televizyondan yanan arabalar, bağrış çağrış, kan revan görüyorsunuz. Ama bunların yanında tüm bu günlerin görünmeyen bir yüzü var.
Sabah: Baltacılar geldi 
Kahire’de hava çok temiz. Herkes yürüyor.  Mübarek gitsin diye uğraşıyoruz. Tahrir bir savaş meydanı gibiydi. Mübarek’in para verip üstümüze saldığı insanlardan bütün gece koruduk. Her şeyi göze alıp yiyecek, su ve ilaç taşıdık. Direndik, direnişçilerin yaralarını sardık.

Dün Kasr El Nil köprüsünden Tahrir’e doğru geçerken bazı Mübarek taraflarları bize doğru geldiler. Bunlara Türkçe bir isim veririz biz, Türkiye’deki dostlarımız incinmesin, “Baltacı” deriz. Bunların bir bölümü eylemcilerden kaptıkları ilaç, yemek gibi şeyleri nehre atıyordu. Bize de “Hainler” diye bağırdılar. Sesimizi çıkarmadık. Yürümeye devam ettik. Bu sabah çevreme baktığımda bu “Baltacı”lardan bir iz bile görmüyorum. Yarım yamalak çalışan internetten okuduğumuza göre herkes bir şeyler söylüyor. Ben başka şeyler görüyorum. Ben Mısır’daki radikal değişikliklerin ilk gününü görüyorum. 
Facebook linci 
Dün gece zordu. Şimdi biraz daha rahatım. Mübarek orta sınıfa öyle bir saldırdı ki, insanlar ne yapacağını şaşırdılar. Facebook’ta bazı arkadaşlarımın profil resimlerinin Mübarek olduğunu gördüm. Çıldırıyordum. Facebook devrimiymiş. Facebook linci bu yahu. Arkadaşlar Mübarek taraftarlarını listelerinden çıkarıyor, yok ekliyor… Kuzenime hemen küstüm. Bizi sattı diye. Ben de katıldım yani bu çılgınlığa. Mazur görün, biraz garip konuşuyor olabilirim. Devrim günlerinde mektuplar biraz alelacele olabiliyor.
Akşam: Kahire, Tahrir oldu 
Sonunda tekrar telefonla konuşabiliyorum. Bizi Tahrir’e almıyorlar. Ama Tahrir dolduğu için. Çevrede tek bir baltacı yok. ‘Bir milyon’ yürüyüşü bunun yanında devede kulak. Herkes Mübarek’e “Git!” diyor. Biz Tahrir Meydanı’nı dolduralım diyorduk, bütün Kahire, Tahrir oldu. Mısır ayakta. Esas imtihan biz oturduktan sonra başlayacak. Bir saat var sokağa çıkma yasağına. Tahrir’e hâlâ insan akıyor. Mübarek nasıl gidecek, onu düşünüyor. Esas gittikten sonra zor günler bekliyor bizi. Onu da…

4 Şubat 2011 Cuma

"İran değil, Türkiye gibi olmak istiyoruz"


Şalakani, Mısır'da laiklerin İslamcılarla ortak hareketini eleştiren Özkök'e yanıt verdi: ?Cami yegâne toplanma yeri. İran değil Türkiye'yi istiyoruz?.
Radikal’e gönderdiğim mektuplar sayesinde bir çok yeni insanla tanıştım. Dün internet tekrar geldi. E-postalarıma baktım. Bu sefer sakin kafayla oturup bir mektup yazdım ve Radikal’e yolladım. Size gönderdiğim ve telefona okumadığım ilk mektup bu oldu. Onu Radikal’in internet sayfasında bulabilirsiniz

Bu mektuptan sonra Ertuğrul Özkök’ün yazısından haberim oldu. Türkiye’de kaldığım zamanlarda ne
 kadar önemli bir gazeteci olduğunu hatırlıyorum. Koray bana daha o zamanlar Türkiye’nin Thomas Friedman’ıdır demişti. Özkök benim gibi bir sekülerin camiden başlayan bir eyleme katılmasını yadırgamış, bu ona tuhaf gelmiş. Erken bırakıp eyleme gitmeyi namaza saygısızlık diye yorumlamış. Hele dindar olmadan camiye gitmeyi bir tür takıyye olarak görmüş. Bu sözcüğü Arapçadan iyi tanıyoruz. Aslında isabetli bir soru soruyor. Açık açık yazsa daha iyi değil mi? İslamcılarla bir aradasınız, İran gibi olursa ne yapacaksınız?

TÜRKİYE MISIR DEĞİL
İlk konudan başlayalım. Cami Türkiye’de başka, Mısır’da başkadır. Türkiye’de çok politikleşmiş, sosyal hayattan kopmuş, koptukça da biraz ciddileşmiş bir cami kültürü var. Burada öyle değil. İnsanlar camilerde takılır. Namaz kılmadan da takılır bazen. Daha bir hayatın içindedir. Yani seküler biri camiye gidince İslamcı olmaz. Çok dindar olmayanlar nasıl sizin orada bayramda camiye giderler, bizim burada da öyle. Rahattır yani. Bana gelince. Koray, Özkök’ün de umreye gittiğini söyledi. Çok şaşırdım. Yani böyle bir köşe yazısından sonra. Ama ona kim bilir ne demişlerdir? Yanlış anlaşılmasın. İnançsız biri değilim. Ama dindar da değilim, siyasi olarak sekülerim. Hadi İslamcılar bize hem inançlısın hem seküler nasıl oluyor dese anlarım. Ama Özkök gibi laikler hem sekülersin hem camiye gidiyorsun diye sorunca anlayamıyorum.
Mısır’da cami dışında nerede toplansak üzerimiz de devlet geliyor. Elbette camiyi kullanacağız. İslamcılara mı bırakalım bu kadar önemli bir yeri? Bize beraber olmak güç veriyor. İslamcı ya da seküler, Hıristiyan ya da Müslüman, tek bir şey yapmaya çalışıyoruz. Demokrasi için uğraşıyoruz. Diktatörümüzden kurtulmaya çalışıyoruz. Ben İslamcı değilim. Gündemlerini de sevmiyorum. Ama olsun, demokraside bunu konuşalım istiyorum. Bizi kim olursak olalım dinlemeyen Mübarek’e beraber bağırıyoruz.

MISIR, İRAN DEĞİL
Özkök’ün bahsettiği ikinci konu önemli. Mısır İran olur mu? Bence Türkiye gibi olsun. Ama bunun için yardıma ihtiyacımız var. İlerleyen bir demokrasiden şeriat çıkamaz. Ama tıkır tıkır işleyen bir laik otokrasiden çıkar. Mısır, İran değil. UDP, CHP değil. İhvan AKP değil. Buradaki dengeler daha karışık. Unutmayalım, bir devrimci dönüşüm geçiriyoruz. Böyle zamanlarda her şey mümkün. Önemli olan Mübarek’in gitmesi. Sonra demokrasinin inşası ve özgürlükçü bir anayasa. İhvan bu demokratik platformda bizle birlikte. Ama bize ne yapacağımızı söylemeye kalkarlarsa, halk onlara da bir yanıt verir. O konuda rahatım. İşin bir de başka bir boyutu var. Bir yönüyle aslında Mısır zaten İran! Yani gerçekten. Fikir hürriyeti yok. Korkunç bir şiddet, devlet şiddeti. Bir şey yaparsın, peşine sivil polis takılır. Adını teokrasi koymadan da otokrasi olur. Biz öyleyiz.

CUMAYA DİKKAT
Yarın (Bugün) bizim için çok önemli bir gün. Size Tahrir’den yazdırıyorum bu mektubu. Ortalık artık çok farklı. Başbakan kalkıp yarım bir özür diledi. Sanki üzerimize bu katilleri salmamış gibi. Artık herkes daha öfkeli. Havada barut kokusu duyuluyor. İlk kez korkuyoruz. Daha önceki mektuplardaki neşe yok. Neden? Mübarek başardı. İğrenç biri gerçekten. Bizi terörize etti. Tam anlamıyla terörize etti. Dün orta sınıftan insanlar acaba Mübarek’le mi devam etmeli diye soruyorlardı. Milletin kafası karışıyor tabi. Nasıl olsa aday olmayacak diyenler duydum. Acaba eylemler yavaşlar mı diye düşündük. Yok. Hayır. Eylemler bitmeyecek. Mübarek gidene kadar buradayız. Burada kalmalıyız. Dün develeriyle bizi ezmeye çalışanlar yarın bize kurşun da sıkabilir. Çok yorgunuz. Ama devam edeceğiz. Bu sefer biraz korkarak. Bizim için dua edin diyeceğim, ama Özkök yanlış anlar diye demiyorum...
Özkök ne demişti?
Şalakani’nin ifadeleri bana tuhaf geldi. Hareket camiden başlıyor. Cumayı bile kılmayanlar, apar topar aptes alıp namaza duruyor. Daha “Esselamün aleyküm” demeden koşmaya başlıyorlar. Şimdi bu davranışı nasıl yorumlayacağız? “Demokratik bir koalisyon” mu? Böyle bir koalisyonsa hareket noktası olarak neden cami seçiliyor? Üstelik de namaza saygısızlık yaparak. Belli ki birileri ‘takıyye’ yapıyor. Ya cuma namazına bile gitmediği halde o gün camiye gidenler? Ya da cuma namazına saygısızlığı görmezden gelen gerçek dindarlar? Belli ki, ya birinden biri “İlerde nasılsa ötekini hallederim” umudunu taşıyor. Ya da iki taraf da samimi ve bu ittifakın ülkeyi demokrasiye götüreceğine inandığı için, namaza saygısızlığı kimse takmıyor.

Bu koalisyon yürür mü, onu bilmiyorum. Çünkü camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil. Orası demokrasi midir, değil midir hep birlikte göreceğiz. Cami koalisyonu, İran’ın laik ve solcu insanları için hüsranla bitti. Sonunda Mısır inşallah Türkiye’ye benzer. Arap dünyasının lider ülkesi nereye gidecek? İran tipi İslami bir rejime mi, yoksa Türkiye tipi bir demokrasiye mi?

3 Şubat 2011 Perşembe

"Bitti sanıyorduk yeni başlıyormuş"


Şalakani dün Radikal'e iki mektup yazdı. Birincide önceki gün Tahrir Meydanı'ndaki coşku, ikincisinde ise aynı meydandaki çatışmalar var.


Dün Radikal’e kısacık bir mektup gönderebildim. Zaten cep telefonları uzun süre çalışmadı. Koray akşamüstü bana ulaşabildiğinde kısaca konuşabildik. Sonra zaten telefon kapandı. Hayatımda hiç bir milyon kişiyle slogan atmamıştım. Hayatımın en güzel günlerinden
biriydi.
Mısır tek vücut bağırdık durduk: Mübarek Git! Akşam yanıt geldi: Gitmiyorum. Hepimizde bir hayal kırıklığı. Bu iş bitti sanmıştık. Yeni başlıyormuş.

Anayasal olarak Hüsnü Mübarek’in eli çok güçlü. Zaten ona bir şey olsa, başkan yardımcısının, yani Ömer Süleyman’ın yeni bir başkan seçilmesi için 60 gün içerisinde ülkeyi seçime götürmesi gerekiyor. Ancak anayasal olarak seçime katılabilmek için öyle kriterler var ki, gerçekten kazanma şansı olanların seçime girmesi bile mümkün değil. Baradey ve diğerleri... Aday bile olamazlar.

Bunu Mısır’da herkes biliyor. Bu nedenle Mübarek gitmeyeceğim dediği zaman, insanların ne hissettiğini anlıyorsunuzdur. Şimdi ne olacak? Cumaya kadar çok büyük olaylar bizi bekliyor. İhvan da (Müslüman Kardeşler) tutum değiştirdi. Daha önce Baradey’in arabulucu olmasını kabul ediyorlardı. Şimdi öyle bir pozisyonları olmadığını söylediler. Taleplerimiz Tahrir Meydanı’ndaki halkın talebiyle aynı dediler: “Mübarek gidecek. Ondan sonra orduyla diyaloğa gireriz.” Geçiş döneminin başlaması için şartları belli.

Kimseye maaş ödenmiyor 
Bu arada Mübarek bizi bölmek için elinden geleni yapıyor. Kimseye maaş ödenmiyor. Biz öyle zengin bir ülke değiliz. Çok dayanamayız. Bilirsiniz orta sınıf, işçilere göre biraz daha tahammülsüzdür yoksunluğa. Bu nedenle hareketten çekilmesi için rejim ekonomik baskı yapıyor.
İhvan içinde de bir ayrışma var. Gençler AKP’ye benzer bir siyasi hareket mümkün mü diye soruyorlar. Yanlış anlaşılmasın. AKP çok farklı. Ancak yine de yaşlı İhvancıların radikalliği gençlerde yok. Eğer bir dönüşüm olursa büyük olasılıkla Türkiye gibi bir İslamcılar içi ayrışma da olur. Ama “Mübarek’ten bir kurtulalım da gerisini biz hallederiz” diyor herkes.

Erdoğan’ın konuşması insanları çok etkilemiş gibi. Erdoğan’ın Mübarek’e “halkını dinle” demesi çok önemliydi. Biraz geç oldu, iyi oldu. Şimdi Mübarek bizi dinlemiyor. Ne olacak göreceğiz. Yarın belki başka bir gün olur.

“Mübarek’i Türkiye’ye çağırın” 
İlk mektubun üzerinden 1-2 saat geçmişti ki tekrar aradım. Bu arada internet geldi. Ama e-posta atmaya zamanım yok. Durum çok kötü. Mübarek ve Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman planlarını işletmeye başladı. Güya isyancılara karşı halk ayaklanmış, Tahrir Meydanı’na geliyormuş. Parayla tuttukları binlerce şehir eşkıyasını üzerimize saldılar. Amaçları belli. Bu insanlar bize saldırıyorlar. Biz ya kendimizi koruyacağız ya da onlara saldıracağız. Bizi bize kırdırıyor Mübarek. Sonra orduyu üzerimize salacak. Hepimizi kıracak. Korkunç ve tehlikeli bir plan.

Buradan Erdoğan ve Türkiye’ye sesleniyorum. Bölgesel bir güçseniz, kendinizi kanıtlamak için bir fırsatınız var. Buyrun, bir arkadaş gibi önerilerde bulununuz Mübarek’e. Davet edin. Arap ülkelerine gitmez, Batı’ya sığınmaz. Ama belki Türkiye ikna ederse gider. Erdoğan dün halkını dinlemesini tavsiye etti Mübarek’e. Bir kere de Ankara’da söylesin. Hatta Mübarek Bebek’teki elçilikte otursun. Gitsin de, nasıl olursa olsun.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Tahrir'de herkes Erdoğan'ı dinledi


Bu size üçüncü mektubum. Olağanüstü kalabalık bir Tahrir Meydanı'ndan mektubu yazdırıyorum.
Burası harika. Gerçek bir devrim oluyor. Günün en ilginç anı Erdoğan’ın konuşmasıydı. Konuşma sırasında herkes sessizdi. Diplomatik bir dille Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’i değil, bizi desteklediğini
anlattı. Mısır halkının yanında olduğunu söyledi. Durduk ve yalnızca dinledik.

Söyledikleri pozitifti ama ne kadar işe yarayacak, göreceğiz. Mübarek’ten hâlâ ses yok. Hemen ötemde bir tankın topunun ağzında Mübarek’in kuklasını görüyorum. Topun ağzı darağacı gibi gözüküyor.

Çok ironik çünkü Mübarek’in ölümünü temsil eden kukla; Mübarek iktidarını mümkün kılan bir tankın üzerinde. Çok inatçı olduğu için istifa etmiyor ama olacaklar belli. Çünkü bir inatçı Mısırlı’ya karşı burada bir milyon inatçı Mısırlı var. Gidecek. Gitmek zorunda.

1 Şubat 2011 Salı

Mısır'ın kulağı Türkiye'den gelecek seste


Radikal'e yazdığı ikinci mektupta Şalakani, bugün gerçekleşecek 'Bir Milyon Yürüyor' eylemini son uyarı olarak değerlendirdi. Şalakani Türkiye'den destek isteğini yineledi.

Bu size Mısır’dan gönderdiğim ikinci mektup. Dünden bu yana birkaç önemli değişiklik oldu. Ama değişmeyen bir şey var. Mübarek gitmek zorunda, ama hâlâ anlamadı. Bizim Tahrir Meydanı sizin Taksim Meydanı gibidir. Ona
 sahip olan ülkeye sahip olur. Biz bugün normalde dinleniyoruz. Çünkü yarın “Bir Milyon Yürüyor” eylemi var. Mübarek bunu da duymazsa bundan sonra duyacakları çok çirkin olacak. Umuyoruz ki siz bu mektubu okurken Mübarek gitmiş olacak.


Müslüman Kardeşler geldi 
Dün meydan hınca hınç doluydu. Müslüman Kardeşleri temsil ettiği bilinen Cemal Kutub’un meydana girmesiyle ortalık dalgalandı. Çevresinde en çok insan olan kişi oydu. Ama yanlış anlaşılmasın, “Tek güçlü Müslüman Kardeşler, onlardan başka kimse yok” demek yanlış olur. Şu anda hava şöyle: Herkes Mübarek’in gideceğinden emin. Yerine kim gelecek o konuşuluyor. 30 yıldır demokrasi olmayan bir ülkeden bahsediyoruz. Hatta 1952’den beri doğru dürüst siyaset konuşamıyoruz. Anti-demokratik iklimden hepimiz etkilendik. Liberal partilerde bile tolerans düşük. Müslüman Kardeşler öyle demokratik bir organizasyon değil. İçlerinde çok otoriterler. Değişmezler demiyorum. Ama baskı rejiminde hepimiz biraz acayipleşiyoruz. Bu nedenle hemen seçim olsun demek doğru değil. Zaten aklı başında kimse hemen seçim olsun demiyor. Bir duralım düşünelim. Konuşalım. Tartışalım. Normalleşelim.

Dün Tahrir’de kitleleri hareketlendiren bir kişi daha vardı. Ordu, ev hapsinden kendisini bırakır bırakmaz, önce CNN’e çıktı, sonra aramıza katıldı: Muhammed El Baradey. Uluslararası tecrübesi nedeniyle ve çok tanındığı için Baradey’in bu geçiş döneminde Mısır’ın başında olmasını isteyenler çoğunlukta. Ama Baradey uzun vadede merkezi bir rol oynayacak gibi değil. Öncelikle karizması yok. Halkın gözünde bir yabancı. Bir de o acayip gözlükleri yüzünden halk pek kendisine yakın hissetmiyor. Zenginler kaçarken, herkes Mısır’a dönüyor. Mübarek sonrası Mısır pastasından pay kapma yarışı var. 1999’da Nobel kimya ödülü kazanan Ahmet Zuveyl de yolda. Yarın burada olacak. Ayman Nur hareketin liderliğine soyunuyor. Ama mümkün değil. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da bir şeyler yapmaya çalışıyor. Erdoğan “Ben daha Davos’a gelmem” dediğinde hiçbir şey yapmadığı için burada rezil olan Amr Musa’nın şansı sıfır.

Bundan sonra olacaklar 
Mübarek dün (önceki gün) meydanda F-16’ları üzerimize saldı. O sırada bir tankın önündeydik. Öfkeli bir genç grubu tanka saldırıyor, birileri de araya girmiş tankı koruyordu. Yani çok ironik bir durum. Halk tankı halktan korurken, üzerimizden jetler geçiyor. Ordu kesinlikle bize saldırmayacak. Polis de saldırmayacak. Bunu görüyoruz. F-16’lar üzerimizde uçarken kitleler ilginç bir slogan uydurdular: “Mübarek Çıldırdı! Mübarek Çıldırdı!”

Bu kadarını beklemiyorduk. Yarın ki (bugünkü) slogan da belli: “Mübarek Uyan, Kahvene Davran”. Belki çevirince garip gelebilir. Ondan açıklayayım. Bu aslında en yumuşak tabiriyle, “Gözünü aç artık ve çek git” demek oluyor.

Türkiye hâlâ sessiz 
Herkes gibi biz de kendimize hep dışardan bakarız. Gazeteleri izliyoruz. Arkadaşlarımız cepten arayıp anlatıyor. Batı dünyası ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir lider de kalkıp Mısır halkının yanındayız demiyor. Hadi ABD, Britanya, Fransa vs. Onları anlıyoruz. Ama Türkiye? Mavi Marmara gemisini burada tanımayan yok. Sırf bu hareket bile inanılmaz bir meşruiyet katıyor Türklere. Birçokları için de Türkiye bir model. Hem laik hem AKP iktidarda. Ancak yanlış anlaşılmasın. Müslüman Kardeşler AKP değil. Farkı olabildiğince başka bir yazıda anlatırım. Türkiye’nin önemi şurada: Araplar suspus. Mısır, Mübarek nedeniyle dünyada hiçbir ağırlığı olmayan bir ülkeye dönüştü. Gözümüzün önünde Filistin yok ediliyor. Biz Gazze sınırına daha büyük bir duvar örüyoruz. Öbür taraftan Türkler Mavi Marmara’da can veriyor. Bu nedenle gözler Türkiye’de.

Bütün dünya susarken, Türkiye’nin biz Mısır halkının yanındayız demesi ve bunu söyleyen ilk ülke olması çok önemli. İnanın daha az insan ölür. Çünkü Mübarek bitti.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Mısır'dan önemli bir mektup var


Radikal için Mısır sokaklarından yazan Amr Şalakani, 'Türkiye neden sessiz? Vicdanla dış siyaset yapmak isteyenler neredesiniz? Neden Davutoğlu susuyor?' diye sordu.

Size bir telefonla yazımı yolluyorum. Koray sizin için elinde kâğıt-kalem yazıyor, ben telefonda okuyorum. Çünkü geçen cumadan beri telefonla veri yollayamıyoruz. İnternet bağlantımız yok. Cepten mesaj atamıyoruz. Cep
 telefonları bir açık bir kapalı. Ev telefonları çok cızırtılı. Ama keyfimiz pek yerinde. Çünkü isyan günlerinde yaşıyoruz. Bir devrimin ortasındayız.


Hızlı çekimde Tunus
Yaşadıklarımız Tunus’ta yaşananların neredeyse hızlı çekimi. Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen Cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamun aleykum demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde. Sokaklarda uyuyoruz. Mahalle komiteleri kurduk, güvenliği öyle sağlıyoruz. Mübarek’ten herkes nefret eder, ama öfkenin boyutu artık akıl almaz durumda. Halkına yapacağı en büyük kötülüğü yaptı gider- ayak. İçişleri Bakanı hâlâ yok ülkede. Polislere resmen ücretli izin verdi. Cumartesiden beri Kahire’de tam bir anomi var. Hillary Clinton, “Çok dövmeyin insanları” dedi ya, bunlar da polisi tamamen çektiler. Bize şunu söylemek istiyor Mübarek: “Bakın bana karşı ayaklanırsanız, böyle darmadağın olursunuz.”

Barışçıl devrim
Kimse bizle konuşmuyor. Mübarek’in çocukları Londra’da bekliyor. Zenginler özel uçaklarıyla Dubai’ye kaçıyor. Mübarek sessiz. Ordunun ağzına bir parmak bal çalıyor, generalleri başkan yardımcısı, başbakan yapıyor. Ama hâlâ içişleri bakanı yok. Neden? Birbirimizi yiyelim sokaklarda diye. Halk bu numarayı yemiyor. Mübarek gitmeden bu isyan bitecek gibi değil. Dış basındaki fotoğraflarımızı gören bütün gün polisle orduyla çatışıyoruz zanneder. Aslında çok barışçıl bir devrim yapıyoruz burada. Sakiniz. En çok “Barış!” diye bağırıyoruz. Kahire sokaklarında şakalar gırla. Espri varsa o halktan kork. Biraz da şaşkınız. Bunu biz mi başarıyoruz? Biz deyince açıklayayım. Kahire’deki eylemler daha çok orta sınıf, üst orta sınıf mahalleleri ve çevrelerinde. Elbette işçi sınıfı da sokakta. Ancak en yoksullar burada kent merkezinde değil. Yani rejimden bir parça nemalanan sınıflar da ayaklanmış durumda. Çevrede siyasi İslamcılar da var. Ama örgütlü olarak burada yoklar. Yani Müslüman Kardeşler koordinasyonu yok. Ama bir şey söyleyeyim; Müslüman Kardeşler, örgütüyle sokağa çıksa Mübarek kaçmaya bile fırsat bulamaz. Herkes biliyor. Uyuyan Müslüman Kardeşler’i uyandırmak istemiyorlar.

Tek dert Süveyş 
Batı’nın dış politikası yüzünden sokaktaki Batı nefretine hissen katılmamak mümkün değil. Sarkozy, Clinton, Merkel, Obama hepsi Mübarek’i nasıl destekleyeceklerini şaşırmış. Akıllarında bir tek Süveyş kapanmasın, İsrail’e zarar gelmesin. Bize demokrasi dersi vermeye bayılırlar. Hani nerede şimdi o prensipler? Peki Davutoğlu nerede? ‘Vicdan siyaseti’ lafını çok seviyordum. Hatta öğrencilerle konuştuk. Bizim için ABD, Fransa, İngiltere başka, Türkiye başkadır. Ama Türkiye sessiz? Neden sessizsiniz? Vicdanla dış siyaset yapmak isteyenler neredesiniz? Neden Davutoğlu susuyor? Dostlar bize destek olun. Gemileri yaktık. Davutoğlu son bir kere daha konuşsa Mübarek’le, “İstifa et, buraya kadarmış” dese... “Mısır halkının yanındayız” dese... “Demokrasi için biz de yardımcı olacağız ama önce rejim değişmeli” dese. Vicdanının sesini dinlese. Yarın tekrar yazacağım. Şimdilik sağlıcakla kalın.
*Kimdir Amr Şalakani? 
Amr Şalakani, Kahire Üniversitesi ve Kahire Amerikan Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset bilimi dersleri veriyor. Mısır’a yerleşmeden önce ise ABD’de Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmıştı. Oslo süreci boyunca Yaser Arafat’ın Ramallah’taki hukuk danışmanlarından olan, Ortadoğu siyaseti ve İslam hukuku konusunda birçok yayını bulunan Şalakani, Radikal’e Mısır’dan, başkent Kahire sokaklarından bir mektup ‘yazdırdı’.

Evet, yazdırdı zira Hüsnü Mübarek yönetiminin sıkı önlemleri nedeniyle internet ve telefon iletişimi kesildi ve bu nedenle posta, faks ve SMS yollayamıyor. Radikal yazarı Koray Çalışkan’la sıkça kesilen bir telefon aracılığıyla Arapça ve İngilizce yaptıkları görüşme adeta Mısır İsyanı’nın Sokak Güncesi gibi.