Amerika, nihayet Irak'tan çekildi. 2003 yılında fiilen başlayan işgal, 8 yıl aradan sonra bitmiş oldu. 11 Eylül sonrası kimyasal silahlar var ve teröre ev sahipliği yapıyor iddiaları ile Irak'a giren ABD ordusu, geride istikrarsızlık içerisinde de facto üçe bölünmüş bir ülke, hayatını kaybetmiş 1 milyon insan, yüz binlerce yetim, öksüz, dul, geleceklerinden umutsuz milyonlar bıraktı. ABD'nin Irak işgalini; bir bayram sabahı idam edilen Saddam Hüseyin, işkencenin sembolü olan Ebu Gureyb Hapishanesi, kapıları kırılıp zorla girilen evler, tecavüze uğrayan kadınlar, aşağılanan erkekler ile hatırlayacağız.
Saddam Hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saddam Hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2011 Salı
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Usame Bin Ladin ve Amerika
Amerika neredeyse tek düşmanı olarak gördüğü Usame Bin Ladin'i öldürürek ortadan kaldırdı. Irak ve Afganistan işgaline, her iki ülkede de 1 milyon insanın ölümüne, binlercesinin sakat kalmasına, insanların gelecek endişesi içerisinde yaşamalarına sebep olan Amerika, tüm bunların gerekçesi olarak Bin Ladin'in El Kaidesi'ni sorumlu tutuyordu. "Terörle mücadele ediyoruz" denilerek; İslam ülkeleri adeta abluka altına alınıp, kişiliksizleştirildi. Kimine dayak atıldı, kimi köleleştirildi, kimi de "stratejik müttefik" payesi verilerek ehlileştirildi. Küresel bir savaşın öncüsü olan Amerika, attığı her adımda insanlığın nefretini üzerine çekti. Tüm vicdanlarda onulmaz bir yara açtı. Peki Bin Ladin'in ölümü neleri değiştirecek.
Karanlık ilişkiler ağı içerisinde geçen bir ömür, bir emriyle binlerce sivilin ölümü, yakalanacağı gerekçsiyle ülkelerin işgali ve yüzbinlerce sivilin katledilmesi, İslam adına yapıldığı söylenen bir savaş... Ve şimdi de Pakistan'ın göbeğinde sıradan bir evde saklandığı iddia edilerek yapılan bir operasyon. Öldüğünün dünyaya duyurulması fakat ortada bu konuda hala şüphelerin olması, Bin Ladin'in öldüğüne dair bir işaretin, belgenin olmaması. Tüm bu sorular bizde baki; ancak Hakan Albayrak'ın şu cümlesine de aynen katılıyoruz; "Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Usame Bin Ladin'i "yargılamasını" ve "infaz etmesini" içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı." Eli kanlı diktatörlerden Saddam Hüseyin Amerikan güçlerince idam edildiğinde de aynı duyguya kapılmıştık, Bin Ladin öldürüldüğünde de. Her iki isim de, gözümüzde zalim, terörist, vahşi olabilir ancak onları yargılama ve gereken cezaları verme hakkı ABD'nin olamaz, olmamalı. Aynı şekilde, Mübarek'in de, Kaddafi'nin de, Esad'ın da sadece ve sadece kendi halkları tarafından yargılanmasını istiyoruz. Libya'nın NATO güçlerince bombalanması, Kaddafi'nin oğlu ve torunlarının öldürülmesi, Bin Ladin'in öldürülüp denize atılması da, Suriye konusunda Batı'nın işgal planları hazırlaması kanımıza dokunuyor. Ne yazıkki bu konularda bizim sesimiz çıkmadığı müddetçe, birileri kendi kurallarını koyup hüküm vermeye devam edecek.
24 Şubat 2011 Perşembe
Diktatörlerin ortak özelliğidir halkını katletmek!
Doğru düzgün bir haber gelmiyor. Sağlıklı bir iletişim sağlanamıyor. Sınırlarını dünyaya kapatan Libya'da neler olduğu tam anlamıyla bilinemiyor. Ancak seslerini sosyal medya vasıtasıyla duyurma imkanı bulanların söylediği tek bir cümle var; "Libya'da inanılmaz bir katliam yapılıyor. Nolur sesimizi dünyaya duyurun..."
Acımasızlığın kol gezdiği Libya ordusu, Afrika'nın çeşitli ülkelerinden bin 200 dolar karşılığı getirilen paralı askerler ve Sırp keskin nişancılar, Libya halkına karşı büyük bir katliama imza atıyor. Gözünü kan bürüyen 42 yıllık diktatör Kaddafi, kendi halkını katlediyor. İnternete düşen videolarda Libya'da yaşanan vahşet net bir şekilde görülebiliyor. Muhalifler sokaklarda teker teker öldürülüyor. Muhaliflerin evleri basılıyor, insanlar boğazlanıyor, evler ateşe veriliyor. Ölü sayısı her geçen saat artıyor. Libya kan gölüne dönmüş durumda ancak dünya sessiz, dünya suskun... Biz biliyoruz ki; halkını güdülecek sürü olarak gören, başkaldıranları lağım fareleri olarak niteleyen bu diktatörlerin ortak özelliğidir halkını katliamdan geçirmek. Bugün Muammer Kaddafi yapıyor bunu, dün Saddam Hüseyin ve Hafız Esad uygulamıştı bu kanlı yöntemi.
Saddam Hüseyin emir verdi 16 Mart 1988'de Irak ordusu çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halepçe'ye girdi ve büyük bir katliam yaptı. Günler süren bu vahşet neticesinde 5 bin kişi hayatını kaybetti, binlercesi sakat kaldı. Tarihe kara bir leke olarak geçti Halepçe, hiç unutulmadı. Suriye'nin eli kanlı diktatörü Hafız Esad da, sırf, halkı Müslüman Kardeşler'e gönül verdiği için Hama halkını bir aya yakın sürede katliamdan geçirdi. 2 Şubat 1982'de başlayan katliamda, 70 bin Hamalı hayatını kaybetti. Tarihe kara bir leke olarak geçti Hama, hiç unutulmadı. Şimdi Libya'da yaşananlar da tarihe kara bir leke olarak geçecek. Bu katliamlar daha da büyümeden, tüm duyarlı STK'lar ve devletler harekete geçmeli; diktatör Kaddafi'ye dur denilmeli. Bizler şuna inanıyoruz ki; bu devrim hedefine ulaşacak, Kaddafi rejimi devrilecek ve halkına yaptığı bu katliamların hesabını tek tek verecek. Allah tüm mazlumlara, zalimlere karşı direniş gücü versin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


